Kumru Tanıtım ve Haber Portalı
Anasayfa Haber Ara Foto Galeri Videolar Anketler Müzik Dinle Sitene Ekle Tollbar İletişim RSS

MENÜ

KUMRU

HABER 7 SON DAKİKA

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZİ BEĞENİN

EN ÇOK OKUNANLAR

Koca Karı İnanışları

Ahmet ÇAPKU

13 Ocak 2011, 19:50

Ahmet ÇAPKU

Efsaneler mi gerçeklerden doğdu yoksa bir çok millet, tarihte kendine bir kök bulmak için mi efsaneleri oluşturdu? Bu tartışma bir tarafta dursun, masalımsı ya da efsane-varî bir yapı içinde bin yıllara dayanarak süzülüp gelen koca karı inanışlarının varlığı hep dikkatimi çekmiştir. Acaba bunların gerçeklik değeri nedir? Bunları doğru olarak kabul edebilir miyiz? Herhalükarda denilebilir ki, koca karı inanışları bir çok toplumda, insanların ortak hafızasında önemli bir yer tutmuş, bir çok insan söz konusu inanışlar doğrultusunda bazı işlerini belli ölçüde hale yola koymaya çalışmıştır.

       Modern hayatın getirdiği yeni bilgi anlayışı ve teknoloji ile birlikte mezkur inanışlar, bir şekilde insanların hayatından geri çekilmiş ve fakat bu geri çekilişle birlikte söz konusu inanışlarla ilgili bilgi birikimi de ortadan kalkmaya yüz tutmuştur. Daha çok uygulama/pratik sahasında kendini gösterip teoride anlatılamayan ve anlaşılamayan inanışlar, insanların hafızalarında silik bir fotoğraf olarak kalmaya mahkum görünüyor. Acaba koca karı inanışları gerçekten üzerinde durulmaya değmeyecek derecede kısır-gereksiz (ve dahi değersiz) bilgiler midir?

        Küçüklüğümden hatırladığıma göre analarımız, çocuklarını tertemiz yıkadıkları bez denilen çamaşırlarla bezlerlerdi. Çocuğun altındaki beze ayrıca ince elenmiş ve hafif ısıtılmış toprak koyarlardı. Analarımız bize, ‘toprak insanın ağusunu alır’ derlerdi. Toprağın, insanın ağusunu alması nasıl bir şeydir acaba? Bugün toprakla irtibatı kopan şehirli insanın stres, sinirlilik hali dediği ve beraberinde pek çok hastalığı getirdiği söylenen şeyi, acaba toprak alıyor muydu? Aynı şekilde evlere, çocukların beşiklerine asılan nazar boncuklarını hatırlıyorum. Kimi hocalar, nazar boncuğuna inanmak şirktir diye kestirip atarlar. Ancak ne hikmetse bu tür hükümler, anaları, çocuklarının beşiklerine nazar boncuğu takmaktan vazgeçiremez. Bir yerlerde okuduğumu hatırlıyorum: Mavi renk, kem gözden çıkan ışınları kendine çeker ve böylece insana gelecek zarar önlenmiş olurmuş. Koca karılar binlerce yıl önce bunu nereden keşfetmiş olabilirler?! Hakeza yada taşı diye bilinen ve eski Türklerde yağmur taşı olarak kullanılan taşlar da bu cümleden olsa gerek. Bugün yağmur dualarında ıslanan ve toprağa gömülen taşlar acaba eski inancın yansıması mıdır ya da bir tecrübenin binlerce yıla dayanan uygulaması mıdır?

         Bundan birkaç yıl önce idi. Bir yakınım bel fıtığı ağrısından gezemez halde idi. Doktora gidince acil ameliyat demişler. O ise bundan çekindiği için çare arıyordu. Nihayet falan yerde filan kişi, bel fıtığını koca karı usulüyle tedavi ediyormuş şeklinde bir bilgi almış. Gitti ve tedavi oldu. Şimdi sağlam ve çalışıyor. Özellikle hastalıklardan-şerlerden korunma şeklinde kendini gösteren inanış ve uygulamalar günümüzde bitkilerle tedavi şeklinde kendini gösteriyor. Gün geçmiyor ki, bir çok tv kanalında filanca aktar amca filan bitkinin falan hastalığa iyi geldiğinden söz ediyor olmasın. Kimileri bunu taşlarla yapmaya çalışıyor, kimileri ise muhtelif renklerle. Kimileri sporla/egzersizlerle. Kimileri dua ile vs. Yine hafızamı yokladığımda mesela tere yağı yemenin zararlı olduğu inanışı halk arasında yaygınlaş/tırıl/mış ve özellikle yaşlılar tere yağı yemekten kaçınıyorlardı. Yakın zamanda ise tam tersi bir hareket başladı. Burada şunu sorabiliriz? Acaba binlerce yıllık tecrübeye dayalı olarak insanımız tere yağı yiyordu da onun zararlı bir şey olduğunu gerçekten bilmiyor muydu? (Bu konunun bir açıdan tıbbî, teknik tartışma olduğunu da hatırda tutmalız). Aynı şekilde şehirlerde apartman hayatında yaşamak teşvik edildi. Şimdi ise bahçesi olan evlere kaçış var. Burada şunu da ilave etmeliyiz: Eskilerin uygulaması belli bir inanış şeklinde kendini gösterdiği için ilmi manada izahı yok gibidir. Söz konusu uygulamaların hepsi doğrudur da denilemez. Çünkü öyle anlaşılıyor ki, bunların bir kısmı özellikle çocukları terbiye etmeye, onların yaramazlıklarını önlemeye dönük söylemler olarak görünmektedir. Kanaatim o ki, sadece eski inanış ve uygulamaların sorgusuz sualsiz tarihin çöplüğüne atılmaması gerektiği şeklindedir. Buna göre köyümüzde yaşlılardan duyduğum kimi inanışları aşağıya kaydettim. Hiç olmazsa söz konusu bilgiler nisyana terk edilmiş olmasın.

Koca Karı Tedavileri:

Birinin karnı ağrıdığında o kişi sırt üstü yatırılır. Göbeğinin üstüne, içinde ekmek (özellikle mısır ekmeği) parçasına dikilmiş kibrit çöpleri konulur. Kibritlerden biri yakılır yakılmaz büyük su bardağı hemencecik üzerine kapatılır. İçeride yanan kibritler oksijeni bitirince göbek kendiliğinden bardağın içine doğru yukarıya çekilir. Böylece kişinin göbeği çekilmiş olur. Göbek düşmesi, daha çok ağır yük kaldırmaktan ya da yüksekten atlamaktan ortaya çıkan bir tür karın ağrısı olarak kabul edilir.

Temro çevirmek: Kişinin herhangi bir yerinde temro/temrû (?) çıkınca bir hocanın yanına gider. O da temro bölgesini kalemle yuvarlak içine alıp yedi kez temro duası okur. Temro duasının Cumartesi sabahları okununca daha faydalı olacağına inanılır.[1]

Yemek yerken çocuğun boğazını bir şey alırsa, o çoçuğun sırtına vurulur. İyileşince de ‘helal olsun!’ denilir.[2]

Bertilmek: Burkulmak hali. Birinin ayağı, kolu vb. burkulunca orayı çıkıkçıya götürürler o da seyik (atel) denilen küçük tahta parçaları ile etrafını sarıp tedavi eder.

Vücudu ağır şekilde yaralanan kişiler için bir koyun kesilir ve derisinin içine vücudu yaralanmış kişiyi sokup tedavi ederler. Buna posta girmek/posta girdirmek/posta sokmak denilir. (Birini tehdit etmek için, seni çok döverim anlamında argo olarak; seni posta sokarım! denilir.)

Bir kişinin anormal davranış sergilemesi halinde onu cin (halk dilinde ecünnü) çarptığına inanılır ve bu türden kişiler evliya kabul edilen kişilerin kabirlerini ziyarete götürülür ve orada ona cüher (cevher) denilen bir miktar toprak yedirilir. Sonra da hocalara götürülüp okutulur.

Birinin gözünde arpacık (halk dilince itdirisen) çıkarsa sabahleyin, bir köpeğin tesleğine (yalak da denilir) su dökülür ve o sudan gözün arpacık kısmına sürülür. Bunun iyi geleceğine inanılır. [Bunun sıhhî olmadığı açıktır.]

Elde veya ayakta çıkan siğilceler, tavuğun arka kısmına sürülür ki, bunun siğilcelere iyi geleceği kabul edilir. [Bir tür amonyak tedavisi.]

Birinin elinde veya herhangi bir uzvunda yara çıksa (mesela dolama denilen bir tür yara) oraya süt kesiği (halk dilinde kesük) sararlar. Ayrıca soğan, arı balı, zeytin yağı da sararlar ki yarayı oğsun, içindeki cerahati (halk dilinde irin) dışarı atsın. Sıcak su ile iyice pansuman yaparlar. Sivil yaprağı sararlar. Lokum, şeker sararlar ki, bunlar yaradaki irini alırmış.

Sırtını kartlatmak: Sırtı ağrıyan biri, bir yakınına, ‘sırtımı kartlat’ der. O da onu ya kucağına ya da sırtına alarak ayakları yerden kesilinceye dek kaldırarak sırtını kırtlatır. Bunun sırt ağrısına iyi geleceğine inanılır.

Koca Karı İnanışları:

Birbirine yakın zamanda doğan iki çocuğun herhangi birinin ana babası, diğer çocuğu ziyarete gitse diğer çocuğun basık olacağına inanılır. (Basık olmak: Çocuğun yürüme yaşı geldiği halde yürüyememesi ya da geç yürümeye başlaması halidir.)

“Şimdi ben söyleyecektim!” Bir konuda herhangi bir kişi bir şey söylemeden önce başka biri onun söyleyeceği şeyi dile getirirse ona; “Sen benden çok yaşayacaksın. Şimdi ben söyleyecektim!” derler.

Sofrada yemek yerken birinin elinden kaşık düşerse o eve aç bir kişinin geleceğine inanılır. Aynı şekilde sofrada yemek yenildikten sonra kaşığın ağzı yukarı gelecek şekilde bırakılmaz.

Kurbağayı elleyen bir çocuğun ellerinde ve yüzünde çıpır/leke çıkacağına inanılır.

Gelin olup giden bir kızın terliğine adını yazan kızın/kadının kısmetinin çıkacağına inanılır. / Aynı şekilde gelin giderken havaya atılan çiçeği kapan kızın kısmetinin açılacağına inanılır./ Gelin baba evinden çıkarken onun ardından cam tabak, bardak vb. kırarlar. / Gelin koca evine varınca yağmur yağarsa onun bereketli geldiğine inanılır.

Ateşi çabucak ve iyice yakabilen kişinin/(erkeğin) hanımının güzel olacağına inanılır.

Kendisine (nazar vb’den dolayı) dua okutan kişi, okunmadan sonra şöyle bir sallanır, hareket eder. Bunun hasta için iyi geleceğine inanılır.

Geceleyin aynaya bakanın ömrünün kısalacağına inanılır.

İlk defa süt dişi üst damaktan çıkan çocuğun ömrünün az olacağına inanılır.

Evin içinde ıslık çalınınca eve fare geleceğine inanılır.

Yeni doğmuş bir çocuk kırk günlük olunca onun başına elek konulur ve elek üzerinde su dökülür. Böylece çocuğun kırk’ı çıkarılmış ya da kırkı dolmuş olur.

Birinin kulağı çınlayınca; “Beni biri konuşuyor, nasibetimi ediyor” der ki, bu durumda birilerinin, kulağı çınlayan kişiyle ilgili konuştuğuna inanılır.

Evde küçük çocuk evi süpürürse eve misafir geleceğine inanılır.

Çay bardağına çay konulduğunda çayın üzerinde çöp görülürse eve misafir geleceğine inanılır. Çöpün büyüklük küçüklüğüne göre kişinin nasıl birinin olduğunun bile tayinine gidilir.

Yağmur yağarken tavuklar yağmurun altından kaçmayıp da durursa yağmurun devam edeceğine inanılır.

Kasım ya da Aralık’ta gök gürlerse ‘kar bölünüyor’ derler ki, bu, yakın zamanda kar yağacağı anlamına gelir.

Yeni doğum yapmış kadını kırk gün boyunca yalnız bırakmazlar. Kadını al basmasın diye. Yattığı odayı geceleyin hafif ışıklı tutarlar.

Cazu garı/cadı kadını: Yeni doğup beşiğe belenen çocuklar odada yalnız bırakılınca cazu garı’nın gelip onu boğduğuna inanılır. Bunun için küçük çocukları evde, beşikte yalnız bırakmazlar.[3]

Congilis: Geceleyin uyku esnasında kimi insanların üzerine çıkıp onlara ağırlık yapan gulyabaniye verilen ad.

Üzerinde namaz kılınan seccade toplanıp yerine konulmazsa namaz kabul olmaz, o seccadede şeytan namaz kılarmış! [Şeytan namaz kılar mı?!...][4]

Bir köyde cenaze ya da yaşlı/saygın bir hasta varsa orada düğün şenliği yapılması, cenaze sahipleri veya hastanın ailesi için saygısızlık (bir tür hakaret), şenlik yapan kişilerin şahsiyeti açısından da kabalık olarak görülür.

Yağmakta olan yağmur veya kara biri elinin içini açarsa yağmur daha çok yağarmış.

Bir şeyden çok korkan kişi su içmelidir. Yoksa kırk gün içinde ölürmüş.

İçinde bebek olmayan beşik sallanırsa evdeki çocuğun karnının ağrıyacağına inanılır.

Guguk kuşlarının bahar mevsiminde Arabistan’dan geldiğine inanılır. Onlar gelince kargalar fazla gürültü yapmazmış. Bu yüzden guguk kuşlarına özel bir saygı-sevgi beslenir.

Garışık garışması şeklinde ifade edilen bir tür dermansızlık halinde kişi, köyün yaşlı kadınına veya yaşlı hocasına gidip kendisine dua okutur. Okuma işlemi bitince okuyan kişi ‘hû’ diyerek hastaya üfler/nefes eder. O da oturduğu yerde şöyle bir sallanır ki, okunan dua iyi gelsin. Özellikle akşam saatlerinde kuytu yerlerde dolaşmak, kemiklerin üzerine abdest bozmak (tuvalet ihtiyacını gidermek) hallerinde karışık karışacağına (cin çarpması hali) inanılır.

Geceleyin bir evin yakınında puhu kuşu (murat guşu) öterse o evin yakınında cenaze çıkacağına inanılır ve adı geçen kuştan köylüler hiç hoşlanmazlar!

İçi boş bile olsa silahla oynanmaması gerektiği, zira boş silahın içini şeytanın dolduracağına inanılır.

İncir ağacı yakılmaz. Çünkü cennette Adem (as) atamızla Havva anamız edep yerlerini incir yaprağı ile kapattıkları için incir ağacına hürmeten o yakılmazmış. Bir de evin herhangi bir köşesinde incir ağacı bitse onu hemen söküp atarlarmış. Çünkü bir evin herhangi bir köşesinde incir biterse o evin/ocağın söneceğine inanılır. (bkz. argo: Ocağına incir dikmek! / Ocağında incir bitesice! = Ocağı sönesice!)

Bir mahalleden iki kız birbirine yakın yere gelin giderse kırk gün boyunca birbiri ile görüştürülmezler. Eğer görüşür konuşurlarsa çocuklarının basık olacağına inanılır.

Ahmet ÇAPKU


[1] Özellikle çocukların ellerinde ve ineklerin memelerinde çıkan siğilcelerin iyileşmesi için hoca, yün ipliğine okur ve yün ipliği sulak bir yere gömülür. İp çürüdükçe siğilceler de iyileşirmiş.

[2] Özellikle küçük çocukların boğazını bir şey aldığında çocuğun ağzını açıp baş aşağı eğerek karnını bastırmak, boğaza kaçan cismin çıkarılması için etkili bir yöntemdir.

[3] Böyle bir şey var mıdır bilinmez ama köylü insanımız bunun böyle olduğuna inanır. Köyümüzde kullanılan beşikte çocuğun elleri bile bağlanır ve öylece ninni söylenerek uyutulurdu. Uyuma esnasında yediğini kusan çocuğun kendini koruyup kollayamaması halinde boğularak ölmesi muhtemeldir. Ancak köylü insan yalnız başına kaldığı yerde kendiliğinden ölen çocukların cadı kadın tarafından öldürüldüğüne/boğulduğuna inanır. Bu konuda tekerlemeler bile oluşmuştur. Çok sevdiği torununu boğmak arzusuyla yanıp tutuşan cadı kadın, torununa; ‘Bi tanemsin gıyamıyom / Alışkınım duramıyom!’ demiş. 

[4] Bu inanç, evi derli toplu tutsunlar diye herhalde çocukları terbiye için icat edilmiş olsa gerektir.

Bu makale 24587 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZARLAR

Kuşların Öyküsü20 Mart 2020

TERÖRÜ LANETLİYOURUZ

  
 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HAYDİ SOHBET EDELİM

SOHBET İÇİN TIKLAYINIZ
İSTATİSTİKLER

İSTATİSTİK

 Sitemizde 13 kategori, 2237  haber bulunmaktadır.

 Bu haberler toplam 13675098  defa okunmuş ve 2756 yorum yazılmıştır.

 

REKLAM ALANI

Kumruluyuz.biz Kumrukent.com © 2005 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Kumruluyuz.biz & Kumruluyuz.com ve Kumrukent.com un© 2005 Her Hakkı Saklıdır. www.Kumruluyuz.biz , www.Kumruluyuz.com ve www.Kumrukent.com  un hiç bir kişi, kurum ve kuruluşla bağlantısı yoktur. Tamamen kişisel bir sitedir. Web sitemizin dışında farklı siteler kaynak gösterilerek yayınlanan haber ve içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz. Web sitemizde yayınlanan Köşe Yazıları, Makaleler ve Yorumlardan Yazarların kendileri sorumlu olup; içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz.  Sitemizde yayınlanan içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Destek & Bilgi: admin@kumruluyuz.biz | Yazılım: Mydesign| Bu Site En İyi (Tüm Tarayıcılarla) 1024*768 Çözünürlükte Görüntülenir.

Altyapı: MyDesign