| ||||||||||||
| ||||||||||||
| ||||||||||||
MENÜKUMRUAKTİF HABERHABER ARAFOTO GALERİSON YORUMLANANLAREN ÇOK OKUNANLARSİTEMİZİ BEĞENİN |
Olmak Ya Da Görünmek?
08 Aralık 2011, 09:00 İnsanın içinde pek çok “ben” vardır… Birincisi kendisinin yakinen bildiği, ikincisi olmak istediği, üçüncüsü dıştan görülen, dördüncüsü de oluşturulan “ben”dir… Bunları daha da artırmak mümkündür. Bu benlerin görüntüsü birbirine ne kadar yakın olursa, kişi o derecede şahsiyetli olur. Ne var ki bir takım korkular, menfaatler ve beklentiler insanı farklı “ben”lerle görünmeye itmektedir. Çocukluğumda dinlediğim bir hikâye var… Yolların ve vasıtaların pek olmadığı dönemlerde, vatandaşın birisi şehirden köyüne gitmek üzere yola çıkar. Mevsim de kıştır. Daha yarı yolda akşam olur. Mecburen yakındaki bir köye sığınmak zorunda kalır. Ama orası, daha önceki duyumlarına göre, hiç de tekin bir yer değildir. Hemen aklına bir Şeytanlık gelir. Kendisini meşhur bir hocanın oğlu olarak tanıtmak… Köye girer girmez, kafasında tasarladığı plânı uygular. O kadar çok saygı görür ki… Yalnız akşamın bir de sabahı vardır… Kaldığı evde hafızlığa çalışan bir çocuk vardır. Babası, “Madem böyle değerli bir misafirimiz var; bu gün de ezberini o dinlesin.” diye düşünür. Misafirin kapısını çalarak durumu arz eder. Fakat adam câhilin tekidir. Elifi görse mertek sanır. Fakat paçaları tutuşur. Ama kurnaz onun da bir çaresini bulur. Bilir görünmek! Çocuk ezberini dinletmeye başlar. Bilmediği anlaşılmasın diye, O da arada bir, “Olmadı molla, geriden tak” diyerek, çocuğu epeyce yorar… Bazen de gözlerini yumarak mırıldanır. Zaten sayfaya baksa, foyası meydana çıkacak. Ya yakayı ele verseydi? Her halde, eşek sudan gelinceye kadar dayak yiyecekti. Neyse ki ucuz atlatır. Bazen de yakınlarının ve akrabalarının gücüne bürünerek görünenler vardır. Bu da farklı bir “görünme” şeklidir. Şu atasözü sanki bunun için söylenmiştir: Kel kız teyzesinin saçıyla övünür. Bu tip davranış sergileyenler o kadar çoktur ki… Kimisi sülalesini Hz. Peygamber’in torunları Hasan ile Hüseyin’e dayar, kimisi dedesinin bilmem hangi sarayda çalıştığından dem vurur; kimisi soylarının eski komutanlara kadar ulaştığını iddia ediyor… Şüphesiz bu tip görünmelerde, hiç emek sarf etmeden ve ortaya bir değer koymadan itibar kazanma söz konusudur. Dolayısıyla da insanlık dışıdır. Aşağılık duygusu da insanları farklı görünmeye itebiliyor. Şu atasözü bunu güzel açıklar: Katıra “baban kim?” demişler, “dayım at” demiş. Aşırı hırs, kızgınlık ve bencillik de ayrı bir “görünme modeli” ortaya çıkarmaktadır. Bir zamanlar, toplumdaki aksaklıklara çok kızan bir öğrencim vardı. Her görüştüğümüzde, bir anlamda “Doğrucu Davut” davranışı sergilerdi. Daha sonra, çocukların okul masrafları kendisini zorladığı için ufak tefek ticaret işlerine girişti. Baktım, araba alıp satmaya başlamış. Ama pek kâr edemiyormuş. Başka bir sefer karşılaştığımızda yüzü gülüyordu. Büyük bir icat ve keşif yapma edası içersinde şöyle bir açıklama yaptı: -Vallahi Hocam! İşler bildiğiniz gibi değil. Baktım olmuyor; hemen başıma bir “hacı takkesi” geçirdim… Öyle işe yaradı ki… Gerçekten bu görünme pazarı çok renkli… Bir zamanlar, bir şahsa şöyle bir soru sormuştum: -Dıştan bakılacak olursa, hayat felsefesi açısından, eşiniz ve kayın pederinizle aranızda uçurumlar var. Nasıl oldu da evlendiniz? Olayı olduğu gibi anlattı… En sonunda ise şöyle bir itirafta bulundu: -Ben hiç namaz kılmış biri değilim… Ama iki ay, öğretmenlik yaptığım köyden kışta kıyâmette, ayağımda çizme ile iki saatlik yoldan gelerek, kayın pederimin yanı başında camide sabah namazı kıldım. Sonra da kızını istemeye gittim… Abdestli mi kıldı, abdestsiz mi, onu açıklamadı. Benimde sormak hatırıma gelmemiş. Gerçi fark eden bir şey yok. Bu “görünme duygusu”, öyle büyülü bir güç ki… Kimin işine nasıl görünmek geliyorsa öyle görünüyor… Kimi sağcı, kimi solcu, kimi futbolcu, kimi dindâr, kimi kindâr, kimi şucu, kimi bucu… Bu işin içinden nasıl çıkılacak? Bu konuda Mevlanâ’nın şu uyarısı çok önemli: Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol! Elbette bu kolay iş bir değil. Fıtratları (yaratılış formatları) insanlar tarafından bozulmamışsa, bir tek hayvanlar olduğu gibi görünürler. Bir de Yaratıcı’nın eğitimesi sayesinde peygamberler… İnsanlar, sadece oldukları gibi görünmeye başlasalar, çok farklı bir dünyada yaşadıklarını görürler. Ve o dünya, gerçek bir dünya olur… Mevlanâ bir mütefekkir… Duyuyor, görüyor, düşünüyor, araştırıyor, kıyas yapıyor; sonra da değerlendiriyor. Bakıyor ki zerrenin içinde kürre, kürrenin içinde de zerre var… Çalışmayan, boş duran hiçbir şey yok. Tüm varlık, ben’indeki Yaratıcı’sını göstererek durmadan bir ahenk içinde dönüyor. Arkasından O da bu coşkuya kendisini kaptırıp başlıyor, aşk ile dönmeye! Olduğu gibi görünmek bu olsa gerek. Ya şimdikiler niçin dönüyor? Farz-ı muhal Mevlanâ çıkıp gelse, “Ne hakla böyle yaparsınız?” dese… Her halde, “Keyfimizi kaçırma, işine bak” derler… Biz de fazla keyif kaçırmamak için, burada keselim. Gerisini sizler tamamlarsınız… Bu makale 564 defa okunmuştur.
|
YAZARLAR
TERÖRÜ LANETLİYOURUZGOOGLE TRANSLATETÜM GAZETE MANŞETLERİORDU'DA HAVA DURUMUİSTATİSTİKSitemizde 13 kategori, 1414 haber bulunmaktadır. Bu haberler toplam 2658479 defa okunmuş ve 2089 yorum yazılmıştır.
|
||||||||||
|
Kumruluyuz.biz© 2005 Tüm Hakları Saklıdır
Altyapı: MyDesign |
||||||||||||