| ||||||||||||
| ||||||||||||
| ||||||||||||
MENÜKUMRUAKTİF HABERHABER ARAFOTO GALERİSON YORUMLANANLAREN ÇOK OKUNANLARSİTEMİZİ BEĞENİN |
Kendini Bilmezlerin Arkasına Takılmak
19 Ocak 2012, 19:31 İnsanın kendisini tanıması büyük bir erdemdir. Bu anlamda büyük filozof Socrates’in (M.Ö. 470-399) “Kendini bil!” sözü çok meşhurdur. Yunus biraz daha kapsamlı bakar meseleye… İlim, ilim bilmektir. İlim kendin bilmektir. Sen kendin bilmezsen, Bu nice okumaktır.[1] Peki, nasıl bilecek insan kendini? Aslında tıptan tarihe, coğrafyaya, psikolojiye, arkeolojiye, fiziğe kadar bütün ilimler, bir anlamda insana kendisini tanıtır. Yeter ki bu gözle okunsun ve üzerinde düşünülsün. Eğitim sistemi, maalesef, bu görevini yerine getirmiyor. Hatta engel olduğunu bile söylemek mümkündür. Dinler de baştan sona insanı konu edinmiştir. Yaratılış gayesi, hayatın anlamı, sonra ne olunacağı, evrensel ahlâk ilkeleri, hak ve sorumlulukların neler olduğu bir bir anlatılır. Bunları yakından görmek için, Kur’an’a kısa bir göz atmak kâfidir. Mevlanâ da eserlerinde genelde “kendini bilme” konusunu işler. Kendini bilmezleri, yüksekten bakanları, burnundan kıl aldırmayanları, başından büyük işlere girişenleri, eciş bücüş iş yapanları, yollara diken ekenleri, hakkından fazlasına göz dikenleri, tavşana kaç tazıya tut diyenleri, çalım satanları, haram yiyenleri ve haddi aşanları eleştirir. Özellikle de iç yüzlerini göstermeye çalışır. Şu hikâyesi pek meşhurdur: Bir gün bir fare, devenin dalgınlığından istifade ederek yularını ele geçirir. Sonra da arkasına takıp yola düşer… Deve yumuşak tabiatlı oluşundan dolayı, ilk anda buna ses çıkarmaz. Fakat fare, “Ben ne yiğit biriymişim” diyerek caka satmaya başlar. Onun bu hali devenin gözünden kaçmaz. “Dur, ben sana gösteririm.” Der. Gide gide koca bir ırmağın kenarına gelirler. Öyle büyük, öyle derindir ki… Fare donup kalır. Bu sefer kendini gösterme sırası devededir. Der ki: —Ey dağda ve ovada bana arkadaş olan! Bu duraklama da ne? Niçin şaşırdın? Irmağa bir yiğit gibi ayak bas, gir suya… Sonra sen benim kılavuzum ve öncümsün. Yol ortasında durup susma… Farenin cevabı şöyle olur: —Bu su pek büyük, pek derin bir su. Arkadaş, ben boğulmaktan korkuyorum. Deve, “Hele bir göreyim, ne kadarmış bu su” diye ayağını atar. Sonra da şöyle der: —A kör fare! Su diz boyu imiş. Neden böyle şaşırıp kaldın? Fare tekrar cevap verir: —Sana göre karınca olan bize fil gibi gelir. Sonra dizden dize de fark vardır. Ey hünerli deve! Sana diz boyu olan bu su, benim boyumu kat be kat aşar. Bu sefer deve farenin ağzının payını verir: —Öyleyse bir daha terbiyesizlik etme de bu cismin ve ruhun yanıp yakılmasın. Sen kendin gibi olan farelerle boy ölçüş. Deveyle farenin işi olmaz. En sonunda fare dize gelerek şöyle bir ricada bulunur: —Tövbe ettim. Allah için beni bu helak edici sudan geçir! Deve bu yalvarışlara dayanamaz. Haddini bilme yolunda mesafe kat eden bu fareciği sırtına alıp karşıya geçirir.[2] Bir hikâye deyip geçmemek gerekir. Her devirde bunun sayısız örnekleri var. Biraz yakından bakınca, o kadar çok farelerin ortalıkta cirit attığı görülür ki... Bunlar bir fırsatını bulup yularları ele geçirmişler. İnsanları, ideolojileri, düşünceleri, dinleri, mezhepleri, cemaatleri ve yönetimleri arkalarına takmışlar; liderlik pozları vererek sürükleyip götürüyorlar. Yalnız şunu iyi bilmek gerekir ki, bu gösterişler bir gün ırmağın kenarında bitiyor. İşte o zaman develere çok büyük iş düşüyor. Onların da kendini tanıyıp gereğini yapması çok önemli… Yoksa ortada ne deve kalır ne de fare! Tarihte bunun pek çok örnekleri vardır. Bu makale 456 defa okunmuştur.
|
YAZARLAR
TERÖRÜ LANETLİYOURUZGOOGLE TRANSLATETÜM GAZETE MANŞETLERİORDU'DA HAVA DURUMUİSTATİSTİKSitemizde 13 kategori, 1414 haber bulunmaktadır. Bu haberler toplam 2658494 defa okunmuş ve 2089 yorum yazılmıştır.
|
||||||||||
|
Kumruluyuz.biz© 2005 Tüm Hakları Saklıdır
Altyapı: MyDesign |
||||||||||||