Kumru Tanıtım ve Haber Portalı
Anasayfa Haber Ara Foto Galeri Videolar Anketler Müzik Dinle Sitene Ekle Tollbar İletişim RSS

MENÜ

KUMRU

HABER 7 SON DAKİKA

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZİ BEĞENİN

EN ÇOK OKUNANLAR

Helâl/lik Meselesi

Ahmet ÇAPKU

12 Şubat 2013, 18:29

Ahmet ÇAPKU

Geçenlerde sözüne sohbetine değer verdiğim birini dinliyordum. Yakın zamanda tanık olduğu şöyle bir hikayeyi bu fakirle paylaştı. Hikaye aslında hemen bir çoğumuzun benzerini duyduğu ve ahlakî alanda önemli gördüğü meselelerden biriyle yani helallik meselesiyle ilgiliydi ve özetle şöyleydi:

                'Bir tanıdığımın ağabeyinin epey hasta olduğunu söylediler. Adam seksenini aşmış, hayatında derviş olarak yaşamış, gecelerini ibadetlerle süslemiş ve ihlaslı olarak bilinen biriydi. Hasta olup yatağa düşmüş ve artık hastalığı öyle bir hal almış ki, hani insan bir yakınının ölmesini istemez ama, onun için artık ölse de kurtulsa diyorlardı. Öylesine bir hali vardı ki, insan bakmakta zorlanıyordu! Onun o halini görünce aklıma Alkâme hadisi geldi. Alkâme hadisi kısaca şöyleydi: Alkâme ağır hasta olunca Hz. Peygamber'e bunu haber vermişler. O da gidip bakmış ki, Alkâme ölemiyor/ruhunu teslim edemiyor. Hemen yanındakilere sormuş: Bunun, hakkını aldığı biri var mı? Oradakiler annesine işaret etmişler. Çağırmış Hz. Peygamber annesini. Demiş oğluna hakkını helal et. O da etmem Ya Rasulellah! O beni çok incitti, demiş. Bunun üzerine Hz. Peygamber biraz odun toplatmış ve Alkâme'yi yakacağım (!) deyince annesi; olmaz, ben oğlumun yanmasına müsaade edemem demiş. Ee, demiş Hz. Peygamber burada yanmasına rızan yok peki ya ötesi ne olacak?! Bunun üzerine annesi, oğluna hakkını helal edince Alkâme huzur içinde ruhunu teslim etmiş. Aklıma bu hadis gelmişti ve yakınlarına sordum, bunun böyle dargın olduğu biri var mı, diye. Hemen yakınlarında oturan ve vaktiyle birlikte ticaret falan yaptıkları birine işaret ettiler. Gittim o adamın yanına ve durumu arzettim. Bana, sen bunun için gelirsin de ben hakkımı helal etmem mi, dedi ve üç kez hakkını helal ettirdim. Ben ondan helallik almıştım ki, o kişinin o anda ruhunu teslim ettiğini söylediler!... Bir tuhaf olmuştum...'

                Kul hakkı ya da emek sömürüsüne dair yukarıdaki hikaye ile bir şekilde ilgili şöyle bir hadiseden söz edilir. Vaktiyle Hz. Peygamber'in mescidinin önüne bir cenaze getirmişler. Hz. Peygamber bu kişinin borcunun olup olmadığını sormuş. Birkaç kişi, bana şu kadar borcu var, deyince Peygamber (as) geriye bıraktığı mirasın, borcunu ödeyip ödeyemeyeceğini araştırtmış. Ödeyemeyeceği anlaşılınca, Peygamber (as) sahabesine, sizler aranızda para toplayıp bunun borcunu kapatın, demiş. Ancak bu da yeterli gelmeyince Hz. Peygamber, ben bu kişinin cenaze namazını kılmam, siz ne yaparsanız yapın, diyerek onu öyleye bırakmış. Bilindiği üzere İslam, kişi için iki çeşit haktan söz eder: Kul hakkı, Allah hakkı. Kul hakkı meselesi kişinin dünyevi işleriyle (dış dünyası) ile ilgili iken Allah hakkı, kişi ile Allah arasındaki (iç) meseleler ile ilgili görünmektedir. Kul hakkının edası ancak helalleşme ile mümkün iken kişi-Allah hakkının edası için daha farklı çözüm yolları dile getirilir.

                Yeri gelmişken hoş bir anıyı buraya kaydetmeyi uygun görüyorum. Kumru eski müftülerinden Osman Şener hocadan şöyle bir hatıra dinlemiştim. Bu hatıra hem Kumru civarı insanının kul hakkına bakışı ve hem de halk arasında Allah adamı/evliya olarak bilinen kişilere karşı tavrını belirlemeyi göz önüne seren bir karakterdedir. Şöyle ki:

'Mırızo Ömer Hoca'nın cenazesindeydik. Orada rahmetli Kiraz Hocamız [Mehmet Akkiraz] da vardı. Kiraz Hocamıza vaaz etmesini teklif ettiğimde o, bana vaazı sen ver, dedi. Sonra birisi orada Kiraz Hocamıza şunu sordu: Yahu hocam. Abdullah Mekkî hazretleri diye birinden söz ediyorlar. Kim bu kişi? Birisi ondan kalan yerden bir ağaç kesti, kolu çolak kaldı. Başka birisi daha farklı bir şey yaptı, adamın bacakları kırıldı! Kim bu kişi? O da şunu anlattı: Abdullah Mekkî hazretlerinin babası vaktiyle atına binip Fizme'nin Ecelli mahallesi denilen yere gelmiş. Camiye namaza geçmiş. Bu arada oradakilerden biri, amcasının oğlunun tarlasından bir kucak arpa yolup ata vermiş. Fakat namaz sonrası bakmışlar ki, at o gök arpayı yememiş. Allah Allah demişler. Niçin acaba? Bunun üzerine oraya gelen hoca, 'sen bu gök arpayı nereden alıp da verdin, kendi tarlandan mı?' diye sormuş. O da 'Hayır, amca oğlumun tarlasından' demiş. 'Olmaz demiş o hoca. Benim atıp haram bir şey yemez!' Bunun üzerine insanlar o hocanın başına üşüşmüş. Demişler bizim mahalleye bir hoca lazım, sen burada kal. Olur demiş o da ve orada hoca olarak kalmış. Gel zaman git zaman oradan evlenmiş ve Abdullah isimli bir oğlu olmuş. Abdullah genç yaşlarında İstanbul'a ilim tahsiline gitmiş. Nihayet oradan Şam'a manevi ilimleri tahsil için yola revan olmuş. Oradakiler de onu, sen artık daha ileri seviyedeki ilimler için Kabe imamı falancaya gideceksin demişler. Oraya gitmiş. Ona Abdullah et-Türkî [Türkiyeli Abdullah] dermiş Kabe imamları. Fakat oradaki ilim meclislerinde adından söz ettirir hale gelince o bölgenin ilim adamlarının kıskançlığını celbetmiş! Nihayet bari onu kendi safımıza katalım demişler ve onu Abdullah Mekkî [Mekkeli Abdullah] diye isimlendirmişler. Daha sonra Abdullah Mekkî on yıl kadar Kabe imamlığı yapmış. Orada vefat edince Cennetü'l-mualla kabristanlığında Hatice anamızın yan tarafına defnedilmiş. Kiraz Hocamız orayı ziyaret edip Hatice anamızın ruhuna hediyeler gönderince Abdullah Mekkî hazretlerini de hatırlamış ve onun ruhuna da okuduktan sonra orada şimdi hemen duvar tarafında olan kabrinden Abdullah Mekkî hazretleri, manevi şekilde, kabrinden kalkıp Kiraz Hocamıza görünmüş ve işte benim kabrim burası demiş. Böylece daha önce kabrinin yerini tam olarak bilmeyen Kiraz Hocamız onun kabrini keşf âleminde görmüş.'

 

                İslam insanın pratik hayatını kategorik olarak helal-haram dengesi üzerinden kurar ve bunda 'imtihan' kavramı üzerinden nefs terbiyesini/ahlakı esas alır. Aslında dinin helal-haram, aklın iyi-kötü, kanunun karşılığında ödül-ceza vardır dediği şeyler bir şekilde gündelik hayatın akışıyla ilgilidir. İnsanın iç dünyasının temizlenmesini ve temiz tutulmasını (nefs tezkiyesi) gaye edinen bu bakış açısında gerçekte başkalarına zarar vermemek ve hatta faydalı olmak gibi bir düşünce de söz konusudur. Dolayısıyla helalinden bir dünya yaşamak ve yaşanılır bir dünya kurmak gibi bir hedefi de barındıran mezkür bakış açısı aynı zamanda hayata müslümanca bakmanın en bariz şekillerinden biridir denilebilir. Böylesi bir hayat algısının bir yansıması olsa gerek ki, köyde geçen çocukluğumda hayvanlarımızı bahçelere götürürken 'ağızlık' diye tabir edilen ve hayvanın herhangi bir şey yemesini engelleyen aleti hayvanların ağızlarına takar, bahçelerimize öylece götürürdük. Maksat yol boyunca hayvanın, konu komşunun otuna, mısırına vb. uzanmasını engellemek idi. Sanırım bunda hayvanlarımız haram bir şey yemesin düşüncesi de vardı. Dahası büyüklerimiz biz çocuklarına, izinleri olmadan başkalarının meyvelerinden yememeyi sıkıca tembihlerlerdi.

 

                Gerçekte helal meselesi günümüzde daha çok helal gıda üzerinden tartışılan bir mesele olarak gündeme gelmiş olsa bile konu aslında sadece giyim kuşam, yeme içme (hayatın zahir/görünen kısmı), özel hayat ve helal geçim/helal lokma ile ilgili olmayıp daha özelde kişinin iç dünyası ile de doğrudan irtibatlı görünmektedir. Çünkü ne de olsa, dervişin fikri neyse zikri de odur hesabı, hayatın dış kısmı bir şekilde iç kısmın yansımasıdır.[1]

 

                Velhasıl, helal ile ilgili konular hayatın muhtelif alanlarında ve farklı biçimlerde kendini gösterir. Ahlak bahsinde helale zıt olarak bunun adı torpil, rüşvet, kopya, hırsızlık vb. şekillerde zahir alanda kendini gösterebildiği gibi küfrân-ı nîmet, suizan vb. şekillerde bâtın/iç dünya alanında kendini gösterebilir. Bu bahiste bir müslümanın Allah'a yapacağı mühim dualardan biri de herhalde helalinden bir dünya/bir ömür yaşamayı istemek şeklinde olsa gerektir. Ve yine sanırım dünyevileşme denilen ağır imtihanla ilgili günümüz insanının kul hakkı ve/veya Allah hakkı gibi hususlarda en ciddi sınavı bu sahada kendini göstermektedir.  

Ahmet Çapku
 


[1] Bakara Suresi 284. ayetin yorumuna dair Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili'nde şu bilgileri verir. Ayet Meali: "Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Siz içinizdekileri açığa vursanız da gizli tutsanız da Allah onunla sizi hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine de azap eder. Allah her şeye kadirdir." Yorum: "Kalbin günahının küfür ile yakın ilişkisi söz konusudur (...) 'içinizde ne varsa / mâ fî enfüsiküm' ifadesi mutlak olduğuna göre nefsin her türlü hallerini ve hareketlerini kapsamı içine almaktadır. İrade, yöneliş ve duyuş, düşünüş ve hayal ediş ve her çeşit hatıra ile vesveseler, şüpheler, inançlar, huylar ve melekeler ve bunlarla ruhsal tepkiler, ister ihtiyarî ve isterse gayri ihtiyarî, sürekli veya gelip geçici, iyi ve kötü nefiste bulunan her şey buna dahildir. (...) İkinci bir husus 'içinizde bulunanlar' zarf-ı müstekar olduğundan, içinizde yer etmiş, karar haline gelmiş olan duygu, düşünce ve niyetler için açık bir anlam taşıdığından, bir var bir yok olan gelip geçici ve kararsız duygular bunun dışında gibi görülüyor. Üçüncü olarak gizli tutmak ve açığa vurmak ihtiyarî fiillerden oldukları için insanların iradeleriyle ilgili olan işlere ve davranışlara, yine kendi içinde bulundurdukları niyet ve tasavvurlara ait olup, gayri iradi olanlar bunun dışında kalır. Zira hesaba çekilmek mutlaka açığa çıkmaya ve gizli kalmaya ait değildir. Çünkü niyetlerinin açığa çıkması da gizli kalması da kendi takdirlerine kalmış bir şeydir. Bu ise kesinlikle kasıt ve niyetle olup gayri iradî olanlar bunun dışında kalır. Yani iradeli olarak yapılan bütün işler ve ruhi haller hesaba çekilmeyi gerektirir. (...) Hasılı insanların hiçbir şeyi Allah'tan gizli kalmaz. Bundan dolayı insanların açığa vurmaları ve gizli tutmaları bir önem taşımaz, kendi hür iradeleriyle ve isteyerek yaptıkları tercihler ve seçimlerle yaptıkları işlerin hepsi hesap kapsamının içine girer ve hepsinin hesabını Allah sorar ve sorumlu tutar." (Bkz. Hak Dini Kur'an Dili, sadeleştirenler: İsmail Karaçam vd., İstanbul, (ts), cilt 2, sf. 267-268.)

Bu makale 8103 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZARLAR

Kuşların Öyküsü20 Mart 2020

TERÖRÜ LANETLİYOURUZ

  
 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HAYDİ SOHBET EDELİM

SOHBET İÇİN TIKLAYINIZ
İSTATİSTİKLER

İSTATİSTİK

 Sitemizde 13 kategori, 2237  haber bulunmaktadır.

 Bu haberler toplam 13675706  defa okunmuş ve 2756 yorum yazılmıştır.

 

REKLAM ALANI

Kumruluyuz.biz Kumrukent.com © 2005 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Kumruluyuz.biz & Kumruluyuz.com ve Kumrukent.com un© 2005 Her Hakkı Saklıdır. www.Kumruluyuz.biz , www.Kumruluyuz.com ve www.Kumrukent.com  un hiç bir kişi, kurum ve kuruluşla bağlantısı yoktur. Tamamen kişisel bir sitedir. Web sitemizin dışında farklı siteler kaynak gösterilerek yayınlanan haber ve içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz. Web sitemizde yayınlanan Köşe Yazıları, Makaleler ve Yorumlardan Yazarların kendileri sorumlu olup; içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz.  Sitemizde yayınlanan içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Destek & Bilgi: admin@kumruluyuz.biz | Yazılım: Mydesign| Bu Site En İyi (Tüm Tarayıcılarla) 1024*768 Çözünürlükte Görüntülenir.

Altyapı: MyDesign