Kumru Tanıtım ve Haber Portalı
Anasayfa Haber Ara Foto Galeri Videolar Anketler Müzik Dinle Sitene Ekle Tollbar İletişim RSS

MENÜ

KUMRU

HABER 7 SON DAKİKA

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZİ BEĞENİN

EN ÇOK OKUNANLAR

Aile Meselesi

Ahmet ÇAPKU

13 Temmuz 2013, 00:38

Ahmet ÇAPKU

İslam düşünürlerinin birçoğu, “el-insânu medeniyyun bi’t-tab‘/ insan, tabiatı gereği medenidir” cümlesi ile insanı medeni bir varlık olarak kabul ederler. İnsan bu açıdan yalnız başına değil toplum içinde yaşayan ve toplum içinde yer alarak ihtiyaçlarını giderebilen bir varlıktır. İnsan ve toplum ilişkisinde ihtiyaç ve olgunlaşma (kemâl) arasında sıkı bir bağ olduğu ifade edilir. Kişi ne ölçüde gelişmiş ve büyük bir toplumda yaşarsa o ölçüde ihtiyaçlarını giderebildiği ve olgunlaşma imkanına erebildiği düşünülmüştür.

Kur’an’da pek çok ayette, canlıların çiftler halinde yaratılmış olduğundan ve bunun, Allah’ın varlığının bir işareti olarak görülmesi gerektiğinden söz edilir. Özellikle Rûm Suresi 21. ayet aile meselesiyle doğrudan ilgilidir:

“Kaynaşmanız için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peydâ etmesi de O’nun varlığının delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.”
  Ayet meâlinde ‘kaynaşmanız’ kelimesiyle verilen ibare ‘li-teskünû ileyhâ’ şeklindedir. Yani ‘onda sükûnet/dinginlik/huzur bulasınız diye’ anlamındadır. Arapçada se-ke-ne kelimesi ile ifade edilen bu husus, sâkin olmak, sükûnete ermek, iskân etmek/yerleşmek, mesken/yuva kurmak gibi pek çok kavramı bünyesinde barındırır. Yine ayette ‘sevgi ve merhamet’ kelimeleri için ‘meveddeten ve rahmeten’ ibareleri geçer. Cenâb-ı Hakk’ın bir isminin de ‘Vedûd’ yani sevginin kaynağı ve sevgiyi yaratan olduğunu düşünürsek meveddet/sevgi kelimesinin doğrudan Allah Teâlâ’ya atfedilmiş olduğunu da anlamış oluruz. Şu halde sevgiyi yaratan, sevdiren, sevgi ile varlıkların/yuvaların devamını sağlayan O’dur. Ayetten anlaşılan o ki, bütün bunları yaratan Allah Teâlâ olmakla birlikte ailenin/yuvanın devamı için karşılıklı sevgi-saygı, merhamet (acıma, şefkat, koruma, sahip çıkma) gibi hususlar olmazsa olmazdır. Gerek mizaçların uyumu gerekse ihsanda-iyilikle bulunma gibi muhtelif haller vasıtasıyla insanların birbirlerine yakınlık duyması mümkündür. Ancak temelde sevginin yaratılmış olması aile birliğinin kurulmasında hayati önem taşır. Ki bu durum, eşler arasında karşılıklı ‘merhameti’ (rahmet) meydana getiren bir husustur aynı zamanda. Çünkü kişi, sevdiğini sakınır, korur ve onun varlığının devamını temin için her türlü imkanı seferber eder. Bu açıdan da karşılıklı merhamet olgusunun sevginin devamında ortaya çıkması ve onun da Allah’ın ‘Rahîm’ ismiyle doğrudan bağlantılı olduğunu hatırlamamız yerinde olur.

Doğal hayata baktığımızda diğer bir kısım canlıların doğar doğmaz kendi varlıklarını idame ettirebilmek için insana nisbetle oldukça gelişmiş mekanizmalarla donanımlı olduğunu görürüz. İnsan ise bu zaviyeden bakıldığında ne kadar acizdir! Onun için bebeğin, oldukça hassas, duygusal, sevgi ve merhamet sembolü olabilecek kıvamda bir varlığa yani anneye emanet edilmiş olması ne kadar ilgi çekicidir! Anne-çocuk ilişkisi başka bir bahis olmakla birlikte çocuk yetiştirmek/terbiye etmek belki de hayatta en zorlu ve bir o kadar da kutsal bir iş olsa gerektir. Hususi bir birikimi, ahlakı, geleceğe dair umut ve beklentileri içeren annelik, insanlık tarihi boyunca her daim önemsenmiş ve onun sağlıklı bir işlev görebilmesi için gerek dinler ve gerekse hukuki düzenlemeler tarafından özel tedbirler ortaya konulmuştur. Gerçekte annenin, çocuk yetiştirme ameliyesini sağlıklı bir şekilde yapabilmesi için bir eş/koca desteğine muhtaç olduğu öteden beri yaşanılan tecrübelerle sabittir. Bu destek çerçevesinde hasbî sevgi, merhamet/şefkat, himaye, barınma ve geçim gibi daha pek çok şeyi görebiliriz. Bundan dolayı olsa gerek ki, yeni doğan çocuklar için; “Allah analı babalı büyütsün” duası aslında bir gerçeğin ifadesidir.

Aile/yuva kurma duygu ve düşüncesi belli yaşa gelen insanlarda doğal olarak tezahür eden bir haldir. Bunda geleneğin, tarihin, tecrübenin, inanç biçimlerinin elbette derin bir etkisi vardır. Dahası yeme-içme-güvenlik gibi haller nasıl ki, kişinin nefsinin devamını sağlıyorsa evlilik de neslin devamını sağlar. Kişinin sağlıklı şekilde yaşaması nasıl önemli ise neslin devamı için de aile yapısının korunması aynı ölçüde önemlidir. Bunun önemine binaendir ki, milletlerin tarihi birikimi ve inanç biçimleri ailenin sağlıklı şekilde idamesi adına pek çok uygulama ortaya koymuştur. Bu yönüyle aile yani ocak fevkalade önemli ve hatta kutsal kabul edilmiş, ailenin zayıflamasına, (Allah korusun) yıkılmasına sebep olabilecek şeylere karşı da pek çok caydırıcı tedbirler getirilmiştir. Onun için olsa gerek ki, hem nefsin hem de neslin sağlıklı şekilde devamı için ailenin temel unsurları olan ana-babaya (karı koca) temel haklar ve sorumluluklar yüklenmiştir. Ailede görev taksimi, çocukların bakımı ve terbiyesi, aileye içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı tutum ve davranış biçimleri gibi pek çok durumu bu cümleden olarak zikredebiliriz.

Yukarıda ifade edilen genel tesbitlerin ötesinde aile, kişi için bir güven ortamı sağlar. Güven ortamı ise kişiye/(özellikle çocuğa) özbilinç, yaşama umudu, müteşebbis ruh, kendine güven gibi daha birçok psikolojik imkanı sunar. Özellikle anneler bu açıdan çocuklar için en güvenilir limanlardır. ‘Ağlarsa anam ağlar, gayrısı yalan ağlar’ atasözü herhalde bunu ifade eder. İnsanın hayatta her şeyiyle kendisine açılabileceği, sığınabileceği, güvenebileceği (…) tek liman annedir. Evinde ana-babası olan ve onlardan öncelikle hangisine hizmet etmesi gerektiğini soran sahabeye Hz. Peygamber’in üç defa üst üste ‘annene’ daha sonra da ‘babana’ demesi belki de, çocuk üzerinde annenin emek ve sevgisinin katmerli oluşuna işaret eder. Yine çocuk üzerinde ana-baba sevgisi ve emeğinin hasbî (içten ve karşılık beklemeden) oluşu, “Onlara üf bile demeyiniz!” (İsrâ Suresi, 23) buyruğu ile irtibatlı olsa gerektir. Bütün bunların ötesinde aile, kişiye sahici bir kişilik ve kimlik kazandıran en temel yapıdır. Dilin, kültürün, inanç biçiminin, örf ve âdetlerin, kişiye hayat boyu lazım olacak her türlü yaşam şekillerinin en temel eğitiminin verildiği bir mekandır.

Böylesine önem arzeden bir yapının kurulması ve devam ettirilmesi için ortaya konulan kurallara ve buyruklara bakıldığında evlenecek çiftlerde aranan birçok özellikten söz edilebilir. Bu kurallar ve buyruklar elbetteki aile yapısının sağlam olması düşüncesi ile ilgilidir. Erkek ve kadın için farklı şeyler isteyen bu kurallar ailede görev taksimini, temel insanî değerleri (inanç, ahlak, asalet, huy, bilgi-görgü vb.) ve bir takım umut ve beklentileri içerir. Geleneksel aile yapımızda bunların ne kadar incelikle ve ustalıkla işlenmiş olduğu açıktır. Bu cümleden olarak evlenecek çiftlerde bulunması gereken temel nitelikler bağlamında sağlam bir inanç ve ahlak, kendi cinsiyetine uygun bilgi ve beceri, geleneksel birikimi sonraki nesillere aktarabilecek bir donanıma sahip olmak gibi meziyetlerin arandığını ifade edebiliriz. “Bir kadınla şu dört şey için evlenilir: Dini (inanç), asaleti (soy), malı (servet) ve güzelliği (fizik yapı). Siz, dindar olanını tercih ediniz ki, eviniz bereket [hatta huzur?] bulsun” hadisini bu açıdan değerlendirebiliriz. İnsan için, ‘İnsan, düşünen canlıdır’ tarifini dikkate alırsak din olgusunun insanın doğrudan benliği/iç kimliği ile ilgili olduğunu anlarız. Dolayısıyla bu açıdan insanı insan yapan şey fizik yapı/madde değil iç yapı/manadır. Evlilik noktasında asalete (soyun temiz oluşu) de önem verildiği bilinen bir gerçektir. Fakat zenginlik ve fizik yapı geleneksel yuva kurma düşüncesinde din ve soy kavramlarından sonraya alınmıştır ki, burası önemli bir husustur. Çünkü günümüz hayat algısı gönül dünyasından göz dünyasına/(görsellik) (iç yapıdan/manadan dış yapıya/maddeye) doğru geçiş özelliği göstermekte ve toplum dinamikleri (pazar, piyasa, mimari, hayat algısı vb.) da buna göre şekillenmektedir. Doğrusu günümüz insanının aile anlayışında en kırılgan noktalardan birinin bu nokta olduğunu söylemek herhalde abartı olmaz. Bunun getirisi ve götürüsü ayrı bir bahistir.

Ne şekilde düşünülürse düşünülsün aile yapısı, her insan ferdi için aynı zamanda bir ahlak meselesidir. Çünkü biz insanlar dünyaya gelirken ana-babamızı seçme lüksümüz olmadan doğarız. Hatta kardeş, akraba muhiti, din ve kültür ortamı, zaman ve mekan için de bu durum geçerlidir. Kişinin ahlakı bahsinde genetik miras, çevre ve kişinin özel karakteri gibi üçlü bir mekanizmanın devrede olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla herhalükârda aile, bizler için bir ahlak kurumu olarak karşımıza çıkar. Bizler orada öğreniriz neyin iyi neyin kötü olarak kabul edildiğini, nelerin övgü nelerin yergi kalıpları olduğunu, nelerin dünya ve ukba için faydalı ya da zararlı olduğunu. Kişi evlenme yani aile kurma aşamasına geldiğinde ise ona yeni bir yol arkadaşı daha katılır: Eşi. Kişinin eşinden etkilenmesi de herhalde kaçınılmaz bir şeydir. Etki ve edilginin aynı anda işlev gördüğü bir durumdur evlilik. Bu yönüyle eşler arasında duygu boyutunun en üst seviyelerde yaşandığı, mantıklı ve tutarlı bir çerçeve içinde birlikte geleceğe yürüme ve geleneği sonraki nesillere devretme yolculuğunun adıdır evlilik. Ve belki de en önemlisi kişinin olgunlaşma/yetkinleşme bahsinde aile yapısı oldukça önemli bir husustur. Çünkü insanları tanımak için onunla ya ticaret (mal/mülkiyet/sahiplik) yapılması ya da birlikte yolculuk yapılmasını salık verir eskiler. Evlilik de bu yönüyle uzun bir yolculuktur. Yine eskilerin “Allah bir yastıkta kocatsın”, “Allah iki cihan saadeti versin” dualarıyla tebcil ettikleri dünya ve ahireti içeren uzun bir yolculuk evlilik. Bu yolculukta kişiye zamanla çocuklar da dahil olur ve bu durum birçok dünyevi uğraşıyı içerir. Onun için sevgi ve saygı, merhamet, sorumluluk, azim, umut, faydalı olmak, bir şey üretmek, geleneğin mirasını sağlıklı şekilde yaşamak ve aktarmak, dua, çaba gibi pek çok ahlaki öğenin aile hayatının ta içinde yer aldığını belirtmek gerekir ki, kişinin ahlaklı ya da ahlaksız oluşu şüphesiz ki, aile hayatının uzun soluklu yürüyüşünde kendini gösterir. Biz gerek çocukluk ve gençlik hayatımızda ve özellikle evli çiftler olduğumuzda aslında aynı zamanda aile ortamının bir ferdi olarak ahlakı da kuşanmış oluruz. Hayatta sorumluluk sahibi biri olmak ise kişinin bir ahlak varlığı olmasında çok önemlidir. ‘Bekara karı boşamak kolaydır’ atasözü, sorumluluk sahibi yani sahici ahlakı kuşanmış biri ile bundan yoksun olanın farkını ortaya koyar. Bu yönüyle nefs terbiyesi bağlamında evlenmek şüphesiz ki önemlidir. Bundan uzak durmak ise kişinin nefsini terbiye etmesinde ne çok şeyden yoksun kaldığı manasını da içerir kanaatindeyim. Dini ifadelerde evliliğin kutsanması ve teşvik edilmesi sanırım bir şekilde nefs terbiyesi ya da ahlak ile de irtibatlıdır.

 “Her halükârda evleniniz. Eşiniz geçimi hoş biri olarak çıkarsa şair olursunuz. Yok eğer geçimi zor biri olursa filozof olursunuz” sözünü Soktares’e atfederler. Buna benzer pek çok nükte ve hikayeyi kültür dağarcımızda bulmak mümkündür. Fakat ne olursa olsun, hayatta en kompleks ve en kırılgan varlığın insan olduğunu hesaba kattığımızda evli çiftlerin işinin ne kadar hassasiyet gerektirdiği ve ne kadar zor olduğu ortaya çıkar. Üç aylık çalışma ile ürün elde etmek isterseniz buğday ekin; on yıllık çalışma ile ürün elde etmek isterseniz meyve dikin; otuz yıllık çalışma ile ürün/karşılık almak isterseniz insan yetiştiriniz, demişler. Doğrusu bu yönüyle evliliği (başta kişinin kendi nefsi olmak üzere) insan yetiştirme/kazanma sanatı olarak da görebiliriz sanırım. Duruşumuz ve birikimimizle hem eşimiz hem çocuklarımız ve hem de gelecek nesillerimiz üzerinde etkimiz söz konusudur. Onların asalet, kişilik ve kimlik sahibi biri olmaları bir şekilde bizimle ilgilidir. Bu da kişinin kendini ömür boyu yetiştirme azmi ve gayretini, sabır ve teenniyi, ilkeli olmayı bir ahlak prensibi olarak benimsemesini gerektirir. Günümüz dünyasında rotasını şaşırmış evliliklerin, sokakları dolduran gayesiz insan yığınlarının vücut bulmasında geleneksel birikimimizin, yetişen nesillere sağlıklı biçimde anlatılamamış/aktarılamamış olması ile bir şekilde ilgilidir. Toplumun yarıdan fazlasının doğup büyüdüğü yerde olmadığı bir Türkiye ortamında hangi gelenek ne şekilde sağlıklı biçimde aktarılabilir sorusu ise öncelikle eğitimcilerimizin ilgi alanıyla ilgilidir. Fakat görselliğin ön plana çıktığı, hazcı bir anlayışın egemen olmaya başladığı, (özellikle aile konusunda) sorumluluk bilincinin zayıflamaya yüz tuttuğu, geleneksel değerlerin yadsındığı bir dünyada aile kurma ve onu sağlıklı biçimde devam ettirebilme yani bir yönüyle her birimizin ahlaklı bir insan olup olmaması meselesi gerçekte aklı başında her birimizin ciddi ciddi kafa yorması gereken bir meseledir. Sıradan bir örnek verecek olursak günümüzde yapılan dairelerde dede-nineye yer olmadığını (ki, bunlar geleneksel mirasın en değerli aktarıcılarıdır), baba yanında annenin de artık çalışan bir kişi konumunda bulunduğunu, çocukların ise ya televizyonlara ya da kreşlere emanet edildiğini hepimiz biliyoruz. Akraba muhitinden uzak düşen, aile ortamında gerekli ilgiden yoksun kalan, gelenekten kopan çocuklar ise doğrusu başta yöneticiler ve eğitimciler olmak üzere hemen her düşünen insanı tedirgin etmektedir. Çünkü tarih boyunca beşer (yeyip içen ve üreyen canlı) derekesindeki varlığı insan (düşünen canlı) derecesine yükseltebilmek için ne çok mücadeleler verilmiştir. Aile kurumunun da beşeri, insan kılma sanatı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Günümüz tüketim toplumu anlayışı ise insanı, beşer derekesine düşürmek için her türlü imkanı sunuyor. “Fa‘tebirû yâ üli’l-ebsâr”: Ey basiret ehli, ibret alın/(uyanık olunuz!) (Haşr Suresi, 2). 

Bu makale 5868 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZARLAR

Kuşların Öyküsü20 Mart 2020

TERÖRÜ LANETLİYOURUZ

  
 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HAYDİ SOHBET EDELİM

SOHBET İÇİN TIKLAYINIZ
İSTATİSTİKLER

İSTATİSTİK

 Sitemizde 13 kategori, 2237  haber bulunmaktadır.

 Bu haberler toplam 13675471  defa okunmuş ve 2756 yorum yazılmıştır.

 

REKLAM ALANI

Kumruluyuz.biz Kumrukent.com © 2005 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Kumruluyuz.biz & Kumruluyuz.com ve Kumrukent.com un© 2005 Her Hakkı Saklıdır. www.Kumruluyuz.biz , www.Kumruluyuz.com ve www.Kumrukent.com  un hiç bir kişi, kurum ve kuruluşla bağlantısı yoktur. Tamamen kişisel bir sitedir. Web sitemizin dışında farklı siteler kaynak gösterilerek yayınlanan haber ve içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz. Web sitemizde yayınlanan Köşe Yazıları, Makaleler ve Yorumlardan Yazarların kendileri sorumlu olup; içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz.  Sitemizde yayınlanan içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Destek & Bilgi: admin@kumruluyuz.biz | Yazılım: Mydesign| Bu Site En İyi (Tüm Tarayıcılarla) 1024*768 Çözünürlükte Görüntülenir.

Altyapı: MyDesign