Kumru Tanıtım ve Haber Portalı
Anasayfa Haber Ara Foto Galeri Videolar Anketler Müzik Dinle Sitene Ekle Tollbar İletişim RSS

MENÜ

KUMRU

HABER 7 SON DAKİKA

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZİ BEĞENİN

EN ÇOK OKUNANLAR

Mırızo Ömer Hoca

Ahmet ÇAPKU

24 Eylül 2013, 21:43

Ahmet ÇAPKU

[Ömer Abacı]

Yaşadığımız yerlerin unutulmaz sîmâları vardır. Sözü edilen kişiler, halk nezdinde çok özel bir konumda durur. Kendileri ile birlikte akraba ve ahbabı olan yakınları da onun birikiminden hissedâr olur. Bu cümleden olarak Kumru insanı arasında veli, Allah adamı, melek gibi insan, gaybı gören kişi şeklinde anılan Mırızo Ömer Hoca’yı yâdetmek gerekir. Mırızo Hoca ve onun gibi zevât, vefatlarının ardından onları tanıyanlar arasında unutulmasa da zaman ilerledikçe mezkür kişiler hakkındaki sağlıklı bilgiler nisyana terk edilmekte ve zamanla yanlış bilgilerin ortaya çıkması önlenememektedir. Bu açıdan kendisini yakından tanıyanların tanıklığına başvurarak birkaç satırlık yazı ortaya koymaya çalıştık. Yardımcı olanlara müteşekkirim. [1]

1313/1897-98 yılında Ali ve Hüsne (?) çiftinin oğlu olarak Kumru/Fizme’de dünyaya gelmiştir. Fizmeli Abdi Hoca’da [Abdurrahman Hilmi Bilici] okumuş, askerlik yaparken Batı cephesinde (Afyon, Dumlupınar vd.) savaşlara katılmıştır. Askerlik sonrası Nutkullo Hafız’ın kızkardeşi olan Hava Hanımla evlenmiş ve bu evlilikten (Hafız) Ali, Abdullah, Sabri, Mehmet, Hakkı ve Ahmet isimli çocukları dünyaya gelmiştir. Hava Hanım vefat edince ahir ömründe Yüksel Yaylak’ın halası Hayriye Hanımla da evliliği olmuştur. Özellikle askerlik sonrası muhtelif köylerde sıbyan mektebi okutmak için kendi köyünden uzakta bulunması sebebiyle köy işlerini daha çok çocukları ve sevenleri tedarik etmiştir.

Abdi Hoca, kendilerine ilim öğrettiği talebelerinden takva yönüyle Mırızo Hoca’ya, fetva yönüyle Kayo Hatip denilen Yakup Hoca’ya özel önem verirmiş. Abdi Hoca’nın bu şekilde tavır takınmasının izlerini Mırızo Hoca’nın hayatında görebilmek mümkündür. Kendisini yakından tanıyan ve çocukluğu yanında geçen torunu İsmail Abacı şunları ifade eder:
“Dedemin yanında büyüdüm. Onun yatarak uyuduğunu pek görmüş değilim. Hep oturarak, sayıklayarak çok az miktarda uyku ihtiyacını giderirdi. Devamlı Kur’an okur, zikir çeker, ibadet ederdi. Allah ve Rasulü’nün adı geçince gayr-i ihtiyari gönülden göz yaşı dökerdi. Yemek seçmez, çok az yer içerdi. Otuzbeş kilo civarında çelimsiz, naif yapılı biriydi. Oldukça mütevazı tavırlı, küçük olsun büyük olsun erkeklere ‘efendi’ diye hitap eder, kimseyi kırmamaya özen gösterirdi. Âlime ve ilim adamına sevgi ve saygısı fevkalâde idi.”

Mırızo Hoca’nın bu önemli hasletleri yanında halk arasında ‘gaybı bilen hoca’ olarak meşhur olması ayrı bir husustur. Meselenin özeti şudur: Mırızo Hoca yaptığı istiharelerle kimin hangi şeyi kayboldu ise veya kim neyi arıyorsa adeta nokta tayini ile onları görür ve ilgilisine bildirirmiş. Tabi onun bu halinin, Allah tarafından kendisine verilmiş bir mevhibe-i ilahi olduğu şüphesizdir. Kaldı ki, bunu kendisi de ifade edermiş. Bir keresinde Halil Hoca’nın evine hırsız girmiş ve evindeki kıymetli bazı şeyleri almış. Halil Hoca o zamanlar bunu herhalde kendisi çözememiş ki, Mırızo Hoca’ya gelmiş. O da ona, ‘Hırsız aldığı şeyleri alıp gitmiş ancak bir daha senin evine girmeyecek’ deyip konuyla ilgili bilgi vermiştir. Yine bir keresinde bir yere ev yapılırken Mırızo Hoca, ‘Kazdığınız temelin şurasında bir evliya kabri var. Orayı kazmayın’ demiş. Evin temelini kazanlar orada gerçekten bir insan iskeleti çıktığını, halbuki orada bir mezarın olduğuna dair hiçbir belirtinin olmadığını dile getirirler. Onun bu hali, bir zamanlar İlahiyat talebesi olan torunu İsmail ile dersin (prof.) hocası arasında ciddi bir tartışmaya konu olmuş. Şöyle ki: Dersin hocası, gaybı sadece Allah’ın bileceğini anlatır. Ki Ehl-i Sünnet inancında böyle kabul edilir. Ancak dedesinin istihareler neticesinde yeri bilinmeyen şeyleri gördüğünü/bildiğini bit-tecrübe bilen talebe İsmail, dersin hocasına; ‘Hocam, gaybı benim dedem de biliyor!’ deyince derste bir tufan kopar! Bilirdi bilmezdi tartışma epey uzar ve bir uzlaşı sağlanamaz. Nihayet talebe İsmail bu durumu dedesine açar ve meseleyi arzeder. Bunun üzerine Mırızo Hoca, torunu İsmail’e; ‘Oğlum, gaybı tabi ki, sadece Allah bilir. Ben gaybdan haber vermiyorum. Olan/mevcut bir şeyi söylüyorum. Olmayan bir şeyi değil. Bu hal ise bana tamamen Allah’ın bir lütfudur’ diyerek meseleyi vuzûha kavuşturur.  Mırızo Hoca’nın bu yönü, kaybolan, çalınan şeylerinin tesbiti ve dua istemek için pek çok insanın ona yönelmesine vesile olmuştur. Hatta definecilerin bile bu hususta ondan yardım istemeleri sanırım bu husus ile ilgilidir. Ömer Faraşoğlu’nun ifadelerine göre bir defasında (ismi bizde mahfuz) Karaağaç Köyü’nden iki kardeş; ‘Hoca baba, durumumuz ortada. Bize himmet buyur da bir miktar para bulalım’ dediklerinde Mırızo Hoca; ‘Aha şurayı kazın bakalım. Orada bir şeyler var ama geçersiz para!’ dediğinde oraya kazma vurmuşlar ve bir miktar eski para bulmuşlar. Ancak para kalp/geçersiz para imiş. Torunu İsmail Abacı’nın; ‘Dedem, diyelim bir hoca, yazılı sorularını hazırladı fakat kimseye göstermedi. İstese dedem o soruları bile görür ve bilirdi!’ şeklindeki sözleri, sohbet ortamında bulunanların gülüşmelerine sebep olmuştu.
Mırızo Hoca yaklaşık kırk-kırkbeş yıl kadar talebe okutmuş muhtelif köylerde. Geyikçeli, Salihli, Kargucak, Karaağaç, Serkiz/Yalnızdam, Gökçeli, Fizme gibi pek çok köyü bu cümleden olarak zikretmek mümkündür. Özellikle Gökçeli Köyü’nün Mırızo Hoca’yı tanıyanlarının ona fevkalâde sevgi ve saygı duydukları dile getirilir. Mırızo Hoca, sıbyan mektebine hoca olarak tutulunca aylarca evine uğramadığı olurmuş. Hocalık için kimse ile pazarlığa tutuşmaz, köylü de onun ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırmış. Yaz mevsiminde Fırınönü Yaylası denilen yerlerde de yıllarca talebe okutmuş ve neredeyse ahir ömrüne kadar bu hizmete devam etmiş. Derslerinde Kur’an’ı yüzünden okuma, tecvid, Arapça, dört hesap, yazı yazma gibi gündelik hayatta lazım olan bilgileri öğretmiş. Osmanlıca yazısı ise oldukça düzgün imiş. Mırızo Hoca’da okuyan talebe herhangi bir yerde Kur’an okuduğunda hemen anlaşılır, ‘Bu, Mırızo’da okumuş’ denilirmiş. Mahalle cami imamlarının dahi Mırızo Hoca’da okumak için geldiği ifade edilir. Sözü edilen talebe okutma işleri esnasında Mırızo Ömer Hoca’nın bir takım sıkıntılara maruz kalmış olması söz konusudur. Ancak Mırızo Hoca bu tür halleri mümkün mertebe dile getirmeyip içine atar, insanların ıslahı için dua edermiş. Torunu İsmail Abacı da bu tür hallerin kaleme alınmasını, dedesine ittiaben uygun görmemektedir.

Mırızo Ömer Hoca duası [geçgel] müstecab olan biri olarak görülür. İsmail Abacı bu konuda şunları dile getirir: “Dedemin yanı hiç boş kalmazdı. Korgan, Niksar, Fatsa, Kumru ve civarından pek çok insan dedemin yanına gelir, onun misarifi olurdu. Ondan dua umanlar, şifa niyetine şu veya bu çocuğuna, hayvanına okutmak isteyenler, istihare yaptırarak kayıp şeylerine baktıranlar, kısmet için gelenler, sevenleri, talebeleri, akrabaları… her zaman yanı dolu idi. Hatta bir keresinde dedem ile Kumru’nun aşağısından girdik ki, köye gideceğiz. Ancak şehirin yukarısına sabahtan akşama ancak gelebildik! Onu görenler yanına geliyor, kucaklıyor ve sohbet ediyorlardı. İnanın ben buna şahidim.” Dursun Olgaç Hoca’nın ifadesine göre Mırızo Hoca’nın talebe okuttuğu Kargucak’ta bir zamanlar sıklıkla samanlık, ambar, ev, höbek yangınları bitmezmiş. Köydeki üç beş zorbaya atfedilen bu durumdan köylü epey mustarip olmuş. Nihayet Mırızo Hoca, yanındakilerle birlikte salât-ı tefrîciye duası okumuş. Rivayet o ki, söz konusu zorbaların her birinin başına çeşitli felaketin geldiği ve her birinin o köyden uzaklaşmak zorunda kaldığı şeklindedir. Aynı halin Fizme’de de vuku bulduğu söylenir. Şöyle ki, Fizme’de bir takım kötü işlere bulaşan, halkı canından bîzâr eden zorbaların şerlerinin def’i için Mırızo Hoca, Fizme’nin büyük camiinin cemaatle dolu olduğu bir zamanda kalkmış ve ‘Ey cemaat! Ben dua yapacağım, siz de âmîn deyin’ deyip uzunca bir dua etmiş. Göz yaşlarının eşlik ettiği dualarında ilgili zorbaların şerlerinin def’i de söz konusudur. Netice: Mırızo Hoca ne şekilde dua etti ise öyle olmuş ve bu durum halk arasında ‘Ömer Hoca’nın duası’ şeklinde bir deyim olarak yerleşmiş!... Hak insanı, Allah adamı olarak bilinen Mırızo Hoca’ya zarar ziyan vermek isteyenlerin bunun bedelini ağır şekilde ödedikleri dile getirilir. Öyle ki, vaktiyle Hoca’nın hayvanlarını çalan biri, çaldığını inkar eder ve alsam da ne yapabilirsin ki (!) edasıyla Hoca’yı kapısından geri çevirir. Fevkalâde üzülen Mırızo Hoca’ya, mahkemeye gitmesini tavsiye ederler. O da, ‘Ben onu en yüce mahkemeye havale ettim’ diye mukabele eder. Netice ise söz konusu hırsızlık yapan kişinin Hakk’tan gelen bir sille ile akıbetinin feci olduğu şeklindedir. Bu durum hasta olanlar için de vakidir. Ömer Faraşoğlu’nun anlatmasına göre, yakınlarından birinin çocuğunda vesvese ve takıntı (obsesyon) hastalığı belirmiş. Doktorlar, hocalar, evliya ziyaretleri… hiçbiri kâr etmemiş. Nihayet Mırızo Hoca’yı hasta çocuğun olduğu eve getirmişler. Beş altı gün kadar okuma tedavisi neticesinde ilgili gençteki hastalık ortadan kalkmış. İsmail Abacı’nın belirttiğine göre ahir ömründe gözleri görmez hale gelen Mırızo Hoca’nın tedavisi ile akrabası olan Yüksel Yaylak özellikle ilgilenmiş. Nitekim Mırızo Hoca’nın dualarının bir yansıması olarak maddi imkanları düzelen Yüksel Bey, bunu Hoca’nın duasına bağlarmış.

İlme ve âlime/ilim yolcusuna düşkün olan Mırızo Hoca âhir ömründe oldukça hastadır ve yerinden kalkamayacak kadar mustariptir. Naif ve çelimsiz haliyle hasta yatağındaki ihtiyaçlarını çocukları ve torunları gidermeye çalışır. Gerektiğinde kucaklarında onu taşırlar. Hal böyle iken bir defasında Halil Hoca, Mırızo Hoca’yı ziyarete geldiğinde, yerinden kalkamayacak kadar hasta olan Mırızo Hoca birdenbire, yaş olarak evladı yerindeki Halil Hoca için ayağa kalkar ve onu kucaklar, hoş geldiniz, der! Onun bu halini bilen ve gören Halil Hoca, ‘Aman Hocam, lütfen istirahat buyurunuz!’ falan dese de onun cevabı; “Âlim gelince cahilin yatması edebe aykırıdır!” şeklinde olmuştur. Dedesinin ilme ve âlime bu derece düşkün halini gören torunu İsmail Abacı, kendisini gözyaşları içinde evin bir odasına dar attığını dile getirir…

İbadetlerine düşkün biridir Mırızo Hoca. Çocuklarına tavsiyesi de ilim ehli olmaları ve namazlarını bırakmamaları şeklindedir. Özellikle evinde namazlar cemaatle kılınırmış. İsmail Abacı’nın bu konuda dile getirdikleri Mırızo Hoca’nın meseleye verdiği ehemmiyeti gösterir niteliktedir: “Dedem evde iken namazlar cemaatle kılınırdı. Hele sabah namazları, kocaman bir seremoni gibiydi. Herkes erkenden kalkacak, abdestini alacak, namaz için yerini alacak ve nihayet Hoca Baba imamet için öne geçip birlikte namaz kılınacak.” Yine İsmail Abacı’nın naklettiğine göre bir defasında Fizme’ye bir cenaze getirmişler. Getirenler arasında bir asker (albay) de varmış. Ve asker, kaldığı evde Mırızo Hoca ile aynı odayı paylaşmak durumunda kalmış. Kendisi her uyumak istediğinde Mırızo Hoca’nın gece boyu uyumadığını ve sürekli ibadet, zikir, tesbih vb. ile meşgul olduğunu müşahede etmiş. Kendisi de bunu sabaha kadar takip etmiş. Bunun akabinde asker, Mırızo Hoca ve onun bu haliyle ilgili epey malumat toplamış ve namaza başlamış. Gençliğinde İzmir’de talebe olan İsmail Abacı, mezkür asker ile karşılaşmış ve bu kişi, talebe İsmail’i evine götürüp izzet-i ikramda bulunmuş. Tahsil hayatı boyunca ona bir ev tahsis etmek istediğini ve bütün masrafları kendisini karşılayacağını ifade etmiş. Ancak talebe İsmail bunu kabul etmemiş. İsmail Abacı, dedesinden kalan bu kıymetli mirasın bir yansıması olarak; “Bugün ben Gökçeli Köyü’ne gitsem ve oranın yaşlıları benim Mırızo Hoca’nın torunu olduğumu öğrensinler, beni yere göğe sığdıramazlar. Ve oranın insanı dedemin adı geçince ona olan sevgi ve saygılarından dolayı ağlarlar!” demektedir.

Oldukça nüktedan biri olan (İsmail Abacı bu konuda dedesi için ‘Nasreddin Hoca gibi idi’ demektedir) Mırızo Hoca, sohbetlerinde Mevlana’dan sıkça bahseder, siyaset bahsinde ise “Allah’ım bize Müslüman şuuru olan yöneticiler nasip et” diye dua edermiş. Bu konuda kendisinin Demokrat Parti çizgisinde olduğu ifade edilir. Konuşurken insanları incitmemeye özen gösteren Mırızo Hoca, torunu İsmail Abacı’ya göre bir ilahiyat profesörü kadar bilgi dolu biridir. Kendisinde görülen bir takım keramet hallerinden söz edenler de vardır ve ona dair bu haller halk arasında bir inanış olarak bugün de varlığını sürdürür. Mesela kendisi hacca gitmediği halde Kabe’de göründüğü, Abdi Hoca’sı ile birlikte kimi vakit namazlarını (mânen) Mescid-i Haram’da kıldıkları, dualarının müstecab olduğu bu cümleden olarak kendisini tanıyanlar tarafından nakledilir. Bu tür halleri kaydetmek belki hoş bir tavır olmayabilir ancak akait kitaplarında ‘evliyanın (Allah’ın veli kullarının) kerameti haktır’ şeklindeki bir kabulü dikkate aldığımızda ve özellikle Mırızo Hoca’nın istihare bahsinde bunun kendisine Allah’ın bir nimeti olduğunu ifade etmesini hesaba kattığımızda bunları normal olarak görebiliriz kanaatindeyim. Bu durumun bir devamı olarak İsmail Abacı’nın dedesi ile ilgili anlattığı şu anekdotu da buraya kaydetmemizde sanırım bir mahzur olmasa gerek:

“Bir keresinde rüyamda dedemle birlikteyim. O sıralar ticaretle uğraşıyordum ve işlerim iyi değildi. Rüyamda dedem elimden tutmuş ve ince bir yolda yürüyoruz. ‘Oğlum aşağıya bakma sadece ileriye, yukarıya bak’ diyor. Şöyle göz ucuyla aşağıya bir göz attığımda aşağının uçurum olduğunu gördüm. Sadece ileriye ve yukarıya bakmak durumundayım. Nihayet bir düzlüğe çıktık ve dedem öylece ortalıktan kayboldu. Uyandım. Daha sonraki zamanlarda benim ticaret işlerim gerçekten düzlüğe çıktı. Dedem hâlâ daha ben zor durumda olduğumda bana rüya âleminde tavsiyelerde bulunur.”
1987 yılında rahmet-i rahmâna kavuşan Mırızo Hoca’nın vefatı esnasında torunu İsmail Abacı yanındadır. Kendisinden dinleyelim: “Kumru’daydım. İçime bir sıkıntı çöktü ve yerimde duramaz oldum. Allah Allah bu ne hal diyorum kendi kendime. Ve yanımdakilere, yahu bana bir şey oldu, ben köye gideceğim dedim. O zamanlar köyün yolları iyi değil ve öyle araba falan da pek yok. Bir cip/jeep tutup çabucak köye indim. Eve vardığımda bir de ne göreyim, dedem son demlerinde! Orada etrafında kadınlar falan var. Ve ben ezan okumaya başladım seslice. Ardından Yasin’in ilk sayfasını okudum. Bu esnada dedem bir ara bana bakıp gülümsedi ve öylece ruhunu teslim etti!...”
Mırızo Hoca’nın kendisinden kalan kitapları bu işe ilgi duyan çocuklarına ve torunlarına kalmış. Ancak onun bıraktığı en değerli miras, sanırım ilim, ahlak, edep, insanca bir yaşam ve nesli için bir hoş sadâ olsa gerektir. Misk satanın yanında durana misk kokusu siner fehvasında gerek onun yakını/akrabası olmuş gerekse ahbabı olmuş kişiler iyilik adına ondan ne çok şeyler almış olmalılar. Zor zamanlarda geleneğin mirasını sonraki nesillere aktarabilme sorumluluğunu her türlü mihnete rağmen üstlenmiş olması ise ayrı bir bahistir. Kendisine rahmet diliyorum. Mekanı cennet olsun.
 
Ahmet Çapku
13. 09. 2013
 

[1] Mırızo Hoca ile ilgili tanıklıklarına başvurduğum İsmail Abacı hocama, Abdulkadir Hocaoğlu hocama, babam Mehmet Çapku’ya, Dursun Olgaç hocaya, katkılarından dolayı Ömer Faraşoğlu’na minnettarım.


Bu makale 16175 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZARLAR

Kuşların Öyküsü20 Mart 2020

TERÖRÜ LANETLİYOURUZ

  
 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HAYDİ SOHBET EDELİM

SOHBET İÇİN TIKLAYINIZ
İSTATİSTİKLER

İSTATİSTİK

 Sitemizde 13 kategori, 2237  haber bulunmaktadır.

 Bu haberler toplam 13604723  defa okunmuş ve 2756 yorum yazılmıştır.

 

REKLAM ALANI

Kumruluyuz.biz Kumrukent.com © 2005 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Kumruluyuz.biz & Kumruluyuz.com ve Kumrukent.com un© 2005 Her Hakkı Saklıdır. www.Kumruluyuz.biz , www.Kumruluyuz.com ve www.Kumrukent.com  un hiç bir kişi, kurum ve kuruluşla bağlantısı yoktur. Tamamen kişisel bir sitedir. Web sitemizin dışında farklı siteler kaynak gösterilerek yayınlanan haber ve içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz. Web sitemizde yayınlanan Köşe Yazıları, Makaleler ve Yorumlardan Yazarların kendileri sorumlu olup; içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz.  Sitemizde yayınlanan içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Destek & Bilgi: admin@kumruluyuz.biz | Yazılım: Mydesign| Bu Site En İyi (Tüm Tarayıcılarla) 1024*768 Çözünürlükte Görüntülenir.

Altyapı: MyDesign