Kumru Tanıtım ve Haber Portalı
Anasayfa Haber Ara Foto Galeri Videolar Anketler Müzik Dinle Sitene Ekle Tollbar İletişim RSS

MENÜ

KUMRU

HABER 7 SON DAKİKA

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZİ BEĞENİN

EN ÇOK OKUNANLAR

Hz. Peygamber Sevgi ve Siyaset

Ahmet ÇAPKU

05 Kasım 2013, 21:52

Ahmet ÇAPKU

İbn Sînâ’nın Aşk Risâlesine (Risâletü’l-‘Işk) baktığımızda kainatın yaratıcısının aynı zamanda ‘ışk/aşk’ olarak ifade edildiğini görürüz. Mevcudât aşk menbaından varlığa gelmiştir. İleri seviyede sevgiyi ifade eden aşk varlığından meydana gelenler, tekrar O’na dönmek isterler. Âlemdeki devr-i daim bir şekilde aşkın kaynağından doğan varlıkların tekrar kaynağına dönme arzusu ile ilgilidir. ‘Allah her şeyi sevgiden yarattı’ sözü sanırım bu düşünce ile irtibatlıdır.

Hayatımızda ‘sevgi’ unsurunun içine karıştığı şeyler bizi kendine çeker. Bunun zıttı olan nefret ise her nerede bulunursa kişiyi oradan uzaklaştırma niteliği taşır. Bir başka yönüyle sevgi unsuru yapıcı, nefret ise yıkıcı bir karakter taşır. İçinde yaşadığımız oluş bozuluş (kevn ü fesât) âleminde her iki unsurun insanın olgunlaşmasında elbetteki yeri ve önemi söz konusudur. Ancak sevgi unsurunun hakim olduğu yerler daha yaşanılır olup gelişme gösterirken diğeri için aynı şeyi söylemek zordur.

Sevginin daha çok karşılıklı etki tepki şeklinde neşv ü nemâ bulduğunu kabul etmek gerekir. Bu noktada yukarıda dile getirilen hususlar çerçevesinde Hz. Peygamber ve arkadaşları (sahabe) arasındaki sevgi konusuna baktığımızda şunları görürüz. Her şeyden evvel Hz. Peygamber, insana insanca muamele edilmesi gerektiği hususunu fiilen uygulamış ve bunu tavsiye etmiş ve aynı zamanda adaletli olmayı şiar edinmiştir. [Ki, meselenin bu yönüne ‘saygı’ diyebiliriz.] Bu açıdan kendisine ‘Muhammedü’l-Emîn’ denilmiştir. Bu itibarla Hz. Muhammed etrafındaki hemen her varlığa saygı duymuş ve hemen herkesten saygı görmüştür.

Çocukluğundan itibaren Hz. Muhammed’in bir sevgi ortamında büyütüldüğünü söyleyebiliriz. Gerek dedesi ve gerekse annesi, içinde bulunduğu diğer ortamlar, amcası Ebu Talib’in yanında kaldığı zamanlarda amcasından ve onun hanımından gördüğü özel ilgi, siyer kitaplarında kayıtlıdır. Demek ki, küçük Muhammed, onuru rencide edilen, itilip kakılan, horlanan biri olarak değil aksine sevilen ve sevginin ne olduğunu yaşayarak öğrenen biri olarak büyümüştür. [Bu noktada Kur’an’ın, özellikle kız çocuklarının adeta nazenin bir çiçek gibi büyütülmesi gerektiği tembihini hatırlamak yerinde olur. bkz. Âl-i İmrân, ayet 37.] Sevgiyi yaşayarak öğrenmeyenin ileri yaşlarında onu öğrenmesi ve öğretmesi herhalde zor olsa gerektir. Bunun bir neticesi olarak Hz. Muhammed, ileri yaşlarında elinde her türlü imkan olmasına rağmen, kendisine kötülük yapanları mümkün mertebe affetme, bağışlama, onlara iyi şekilde davranma metodunu benimsemiş ve böylece ‘sevgi’ ortamı/atmosferi oluşturmaya gayret etmiştir. Saygı ve adalet bizim dış dünyamızla ilgili iken sevgi daha çok iç dünyamızla ilgilidir. Bu açıdan insan olmamız hasebiyle herkesi sevmek zorunda değiliz ve fakat icabında hemen herkese saygılı ve adil olmak durumundayız.

Sahabeyi Peygambere içtenlikle bağlayan hususların başında, denilebilir ki, onların Peygambere olan ileri seviyedeki sevgileriydi. Medine’ye girerken onun karşılanma töreninde bunu görmek mümkündür. Aynı şekilde Peygamberden hatıra kalan elbise, sakal vb. türde Peygamberi hatırlatan bir takım nesneleri bile önemsemeleri sanırım bununla ilgiliydi. ‘Anam babam sana feda olsun!’ [Türkçesi: Canım feda!] şeklindeki Hz. Peygambere olan aşırı bağlılıkları da ileri seviyedeki sevgilerinin göstergesiydi. Kanaatimce böylesi bir sevgi ve sevgi ortamı olmadan ne ciddi bir bağlılık ne de Peygambere gelen ilahi buyrukların uygulanma imkanı olabilirdi. Aksi halde mesela içkiyle haşır neşir olmuş kişilerin içki yasağı ile birlikte kendi elleriyle küpleri kırmalarını,  öteden beri alışageldikleri ve İslamın kötü/(ve günah) kabul ettiği şeyleri içtenlikle bir çırpıda bırakabilmelerini anlamamız güç olurdu.

Rivayet edilir ki, Hz. Peygamber vefat ettiğinde birçok sahabe adeta şok geçirmiş ve bir kısmı deli divaneye dönmüştür. Bunlardan birinin Hz. Ömer olduğu söylenir. Zira Hz. Ömer, ‘Kim Muhammed öldü derse kellesini uçururum!’ diyebilecek kadar kendini kaybetmiş, nihayet Hz. Ebu Bekir’in bir takım ayet ve hadisleri muhtevi sözlerle onu uyarması ile kendini toparlayabilmiştir. Hz. Peygamberin sağlığında harika ezanları ile inananların gönüllerini ferahlatan Bilal-i Habeşi, Peygamberin vefatı sonrası bir daha ezan okuyamamış. Zira ezandaki ‘Eşhedü enne Muhammeden Rasûlüllah’ ifadesine gelince boğazına hıçkırık düğümlenir ve daha da ileriye gidemezmiş!... Aradan uzun yıllar geçmiş ve bir gün Hz. Ömer’in özel talebi üzerine ezan okumaya başlayan Bilal-i Habeşi’nin sesini duyan sahabe, Hz. Peygamber herhalde dirildi diye düşünüp Mescid-i Nebi’ye koşmuşlar! Bu hatıra, sahabenin Hz. Peygambere olan sevgisinin boyutlarını bir nebze gösterir niteliktedir.

Peygamberin sahabeye, sahabenin Peygambere olan sevgisini siyaset bahsinde değerlendirmeye tabi tutacak olursak şunları dile getirmemiz mümkündür:  Her şeyden evvel işin içinde insan unsuru vardır ve insanların toplu olarak yaşadıkları yerde siyaset kaçınılmaz bir olgudur. Mesele bunun nasıl olduğu/olacağında düğümlenir. Yukarıda bir nebze işaret edildiği üzere insan-insan ve insan-toplum ilişkilerinde ‘sevgi’ unsuru, insanları bir araya getiren, kaynaştıran, hayatı yaşanılır kılan bir husustur. Veda Hutbesi’ni dinleyen yüz ila yüz yirmi bin sahabenin bugün sadece on bin tanesinin kabrinin doğup büyüdüğü yerlerde olduğu tespit edilmiştir. Diğerleri ise ilahi mesajı anlatabilmek için diyar-ı gurbete açılmış ve gittikleri yerlerde kalmışlardır. Peygamber sevgisi ve onun talimiyle öğrenilen Allah sevgisi olmadan bütün bu fedakârlıkların yapılabilmesi zordur. Zira doğup büyüdüğü, alışageldiği bir ortamı terk etmek insana zor gelir. Ancak kişiye oradan ayrılmasını gerekli kılacak bir üst faktör (ülkü, geçim kaygısı vb.) varsa bu mümkün olur.

Bu noktada Hz. Peygamberin, her dem sahabesiyle, insanlarla iç içe geçen bir yaşantısı olduğunu göz önünde bulundurmak gerekir. Özellikle siyaset bahsinde onun, onuruna, içinde bulunduğu konuma gölge düşürebilecek, leke getirebilecek haksız kazanç, adam kayırma, lüks yaşam vb. içine girmeden sıradan biri olarak yaşamış olması dikkate alınmalıdır. Zira siyaset söz konusu olduğunda kaygan bir zemin olarak karşımıza çıkan, sevgi unsuruna zarar verebilecek ve siyasetçinin etkinliğini zaafa uğratabilecek, dolayısıyla toplumun huzur ve birlikteliği noktasında sıkıntı doğurabilecek söz konusu hallere düşmemeye özen göstermek gerekir. Nitekim bir İslam filozofu olan İbn Miskeveyh, siyaset bahsinde sevgi unsuruna dikkat çekmiş, yöneticinin yönetilenlere sevgisinin babanın çocuğuna olan sevgisi gibi, yönetilenlerin yöneticiye sevgisini ise çocuğun babasına olan sevgisine benzetmiştir. Nasîruddin Tusî ise toplumu oluşturan asıl unsurun sevgi olduğunu belirtmiştir. Hz. Ömer ve kocakarı hikayesinde olduğu gibi sevgiyi içeren bir siyaset anlayışı çerçevesinde adalet ve ahlakı önceleyen bir toplum yapısı oluşturmaya çalışmak hemen her siyasetçinin gayesi olmalı. Gerçekte sevgi varsa hayat vardır. Sevginin canlı tutulduğu toplum yapısında anlayış, ahlak ve adalet gibi hususlar kendine daha rahat bir yer bulabilir.

Bu makale 5471 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZARLAR

Kuşların Öyküsü20 Mart 2020

TERÖRÜ LANETLİYOURUZ

  
 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HAYDİ SOHBET EDELİM

SOHBET İÇİN TIKLAYINIZ
İSTATİSTİKLER

İSTATİSTİK

 Sitemizde 13 kategori, 2237  haber bulunmaktadır.

 Bu haberler toplam 13675189  defa okunmuş ve 2756 yorum yazılmıştır.

 

REKLAM ALANI

Kumruluyuz.biz Kumrukent.com © 2005 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Kumruluyuz.biz & Kumruluyuz.com ve Kumrukent.com un© 2005 Her Hakkı Saklıdır. www.Kumruluyuz.biz , www.Kumruluyuz.com ve www.Kumrukent.com  un hiç bir kişi, kurum ve kuruluşla bağlantısı yoktur. Tamamen kişisel bir sitedir. Web sitemizin dışında farklı siteler kaynak gösterilerek yayınlanan haber ve içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz. Web sitemizde yayınlanan Köşe Yazıları, Makaleler ve Yorumlardan Yazarların kendileri sorumlu olup; içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz.  Sitemizde yayınlanan içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Destek & Bilgi: admin@kumruluyuz.biz | Yazılım: Mydesign| Bu Site En İyi (Tüm Tarayıcılarla) 1024*768 Çözünürlükte Görüntülenir.

Altyapı: MyDesign