Kumru Tanıtım ve Haber Portalı
Anasayfa Haber Ara Foto Galeri Videolar Anketler Müzik Dinle Sitene Ekle Tollbar İletişim RSS

MENÜ

KUMRU

HABER 7 SON DAKİKA

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZİ BEĞENİN

EN ÇOK OKUNANLAR

Millî Feryat

Ahmet ÇAPKU

01 Aralık 2013, 21:32

Ahmet ÇAPKU

Muhteşem bir tarihe sahip milletler açısından devralınan tarih kimi zaman değerli bir imkan iken kimi zaman tahammülü güç bir sıkıntı haline gelir. Çünkü tarih, konunun uzmanlarının ifadesiyle, geçmiş için değil gelecek içindir. Milletler geçmişinden güç devşirerek geleceğe yönelir ve geleceği inşa ederler. Bu açıdan tarihî nitelik taşıyan hemen her unsur, geleceğin inşasında birer malzeme olması itibarıyla önemli hale gelir.

Osman Ergin’in; “[Muallim] Cevdet, kadr ü kıymeti uzun müddet takdir edilemiyecek ömrü bir lise hocalığında geçen, orada yıpranan ve böylelikle sönüp giden nadir fıtratlı bir şahsiyettir” diye tebcil ettiği Muallim Cevdet, tarihî malzemelerin/vesikaların Bulgarlar’a satılması neticesinde zamanın başbakanı İsmet İnönü’ye hitaben bir dilekçe kaleme almıştır. İbret olsun diye bu metni aşağıda veriyoruz.

“Pek Muhterem Başvekil İsmet Paşa hazretlerine

Paşa Hazretleri;

Askerî, bahrî, malî, fennî, ticarî siyasî, hukukî, sınaî, edebî tarihimizin vesikalarını asırlardan beri saklayan 25 kubbeli Sultan Ahmed hazine-i evrakı faciasını gazetelerde okumuşsunuzdur. Memur komisyonun Defterdar Beyde mahfuz tezkeresine göre lüzumsuz zannedilen vesikalar satılığa çıkarılmış ve daha bir çok defterlerin de imhasında mahzur olmadığı dercedilmiştir. Komisyon ilmî, medenî, harsî nokta-i nazardan değil, (muamele-i resmiyeye yaramak ve yaramamak itibarıyla) evrakı faideli ve faidesiz diye ayırmıştır. Rivayete göre dört yüze karib [yakın] sandık ve balya dolusu vesikaları okkası üç kuruştan Bulgaristan’a satmıştır. Demek ki, Türkiye’nin en zengin hazine-i evrakının nısfı [yarısı] imha edilmiştir!

Devletin koskoca müze idaresi, tarih encümeni ve sekiz on tarih ve arşiv mütehassısı olduğu halde kimsenin reyine sorulmamıştır. Yani lüzumsuz sanılan, müteaffin [kokmuş, çürümüş] denilen o kıymetli vesikaların bugün resmi muameleye yaramasa bile yukarıda sayılan dokuz nokta-i nazar itibarıyla pek mühim olacağına inanılmamıştır.

Paşam;

1-      Bu milletin askeri tarihi yazılmamıştır. Fakat asırlardan beri ordu defterleri, askeri emirleri, muhasara ve yol jurnalleri bu mahzende şimdiye kadar saklı duruyordu.

2-      Vergi, emlak, nüfus, bütçeler gibi malî anâsır tarihleri yazılmamıştır. Fakat vesikaları saklı duruyordu.

3-      Fünûn ve maarif tarihleri yazılmamıştır. Fakat vesikaları saklı duruyordu.

4-      Sanayi-i nefîse şubeleriyle Türk evlerinin, bahçelerinin tarihleri yazılmamıştır. Fakat vesikaları duruyordu.

5-      Kâğıt, mürekkep, mühür, imza, cilt, ebru tarihleri yazılmamıştır. Fakat vesikaları duruyordu.

6-      Ziraat, ticaret, sanayi, maâdin işleri tarihi yazılmamıştır. Fakat vesikaları duruyordu.

7-      Siyakat, divanî, rik’a yazılarının tarihi yazılmamıştır. Fakat vesikaları duruyordu.

8-      Türk köylerinin, Türk aşiretlerinin, Türk şehirlerinin ve bin yıllık Türk adlarının tarihleri yazılmamıştır. Fakat vesikaları duruyordu.

Şimdi bu vesikaların birkaç yüz bini uçmuştur. Daha birçok defterlerin de imhasına ayrıca karar verilmiştir. Yakında bu da olacaktır. Paşam, bu defterleri niçin müzeye vermeyip de ateşe atacağız? Vahşi miyiz?

Şatış ve imha faciasını evkaf mahzenleri, bahriye mahzenleri, adliye, dahiliye… mahzenleri de tekrar edecektir. Bu ne müdhiş haldir?

Bin yıllık vesikaları satan bir cemaati, Garp medeniyeti kendi ailesine kabul eder mi?

Evvela bu sözümde, sonra size takdim ve pâk vicdanınıza arzeylediğim âtideki vesikaların lüzum ve kıymetinde Avrupa ulemasının zerre kadar şüphesi varsa idamıma razıyım.

Bulgaristan’a taşınan balyalar içinden düşen bu vesikaları sokak çocukları toplamış ve tesadüfen bendenize yirmi kuşura satmışlardır!

1-      Huzurunuza beğenmediğimiz Türk vesikalarından bir tek tanesini bile kemal-i ehemmiyetle dünyanın en ilmî mecmualarından birine derceden Viyana darülfünûn profesörlerinden (Kıreliç)’in eserini takdim ediyorum. İbret!

2-      Vamberinin Türk vesikalarına dair mutalaasını âtide yazdım. Dünyanın en salâhiyettar adamları (Türklerin eski vesikaları pek mühimdir) diyorlar. Bizim komisyon (vakti geçmiştir, müteaffindir, yerde sürükleniyor) diyerek imha ediyor. Avrupa ise bunları medeniyet âbideleri diye teşhir ediyor.

3-      Dört yüz sene evvel Budapeşte valilerimizin Türkçe ve Macarca tahrirat ve emirlerini Macar akademisi, hayret ve tazim ile birkaç sene evvel neşretti.

4-      Profesör Karaçom, bizim işe yaramaz denilen müteaffin vesikalarımızdan beş yüzünü muazzam bir cilt halinde neşretti ve Türk milletinin asaletine takdirler yağdırdı. Bu eserin bir nüshası bizim darulfünunda mahfuzdur.

5-      Türklerin Peşte’deki teşkilat-ı medeniyesine dair Türk vesikalarını Almanca neşrettiler.

6-      Macar fünun ve tarih akademisi, eline geçen pek az vesikayı (22 adet) birkaç sene evvel medeniyet alemine neşretti. Eski Türklerin ne medeni bir kavim olduğuna bu vesikalar, kâfi derecede şehadet ediyor dedi ve bunları Türkçe metinleri ve Almanca tercemeleriyle beraber fevkalade nefis mecmua halinde bastı. Halbuki bu 22 vesikanın binlercesi bizim mahzende idi.

Cesur sözleri seven pâk vicdanınızdan cür’et alarak arzediyorum: Eğer ilmen, tarihen, medeniyeten intihara karar verdikse bunları niçin Londra, Paris, Berlin ve Peşte akademilerine milyonlara satmayıp da dört beş yüz liraya Bulgar fabrikasına teslim ediyoruz!

(…)

Paşa Hazretleri;

Bizi beynelmilel [uluslar arası] ilim âleminde pek küçük düşürecek ve düşmanlarımıza ip ucu verecek bir hareketten kurtarınız. Bunun için de:

1-      Bütün dairelerin mahzenlerinde lüzumsuz zannedilen evrak ve defteri müzeler idaresine devrettiriniz. Bu büyüklüğü siz yaparsınız.

2-      Tarihi evrak ve defter satışını men için iki satırlık kanun yaptırınız.

3-      Lütfen Bulgar sefiriyle görüşünüz. Âsâr-ı kadîmenin [eski eserler] iadesi beynelmilel kaidedir. Eğer iadesine imkan yoksa on binlerce vesâiki [vesikaları] kağıt fabrikasında hamur olmadan, bâri (Bulgar arşiv) dairesine naklettiriniz.

4-      Vesikalar okkası üç kuruşa Bulgarlara verileceğine ekalli on kuruştan alacak Türkler hazırdır. Fakat hazine-i evrak satılır mı?

5-      İstanbul’a teşrifinizde muhtelif mahzenlerde yatan Türk vesikalarının hal-i harabîsini müsaade buyurulursa bizzat iraeye [göstermeye] cür’et edeceğim.

6-      Kıymeti bilinmeyip atılan Türk ebrularının Avrupa’da yüzlerce liraya satıldığını arz için numuneler takdim ediyorum.

17. 05. 1931”[1]

[Yazıdaki vurgular bize aittir. A.Çapku]

Muallim Cevdet kitabının müellifi Osman Ergin, aynı dönemde Ayasofya Camii’nin orta tabakasında “bir iki yüz bin evrak on yıldan beri açıkta durmakta ve farelerle güvercin pislikleri içinde çürümektedir. (…) Mezkûr sayısız evrak-ı metrûke merdivenler boşluğunda ve tozlar içinde mahvolmakta olup hademe tarafından ledel-icab üzerine basılarak gezilmektedir. İşbu evrak üzerine maalesef moloz dahi atılmıştır. Halbuki bunlar içinde Türk tarihinin pek çok muzlim [karanlık] noktalarını tenvire [aydınlatmaya] yarayacak vesikalar bulunmak ihtimali olduğundan” söz etmektedir.[2] Bütün bu veriler bir dönem tarihe yani millî hafızaya dönük ne türden bir tutum sergilendiğine dair işaretler sunmaktadır.

Bizde tarih denilince daha çok siyasi tarih anlaşılır. Eğitim sistemimizde daha çok dikkate alınan tarih anlayışı, siyasi tarihtir kanısındayım. Halbuki Muallim Cevdet’in sarahatle işaret ettiği üzere yazının, kağıdın, mürekkebin, evlerin, bahçelerin, askerî kararların, bütçenin, isimlerin, köylerin, ticaretin, san’atın… her birinin tarihi vardır ve bunlar mutlaka kayda geçilmelidir. Bir milletin küllî hafızası demek olan arşivler, söz konusu birikimin koruma depoları konumundadır. Bir millet, arşivindeki birikimi göz önünde bulundurarak geleceğini inşa edebilir. Dolayısıyla arşiv ve arşiv elemanlarının ne denli önemli olduğu açıktır.

Bu noktada ‘işi ehline vermek’ kuralı devreye girer. Kur’an çok açık şekilde ‘işlerin ehline verilmesi’ gereğine işaret eder. Aynı doğrultuda ‘İşler ehline verilmediğinde kıyameti bekleyiniz!’ hadisini de hatırlayabiliriz. Hadiste geçen ‘kıyameti beklemek’ ifadesinden illa da külli kıyameti anlamamız gerekmiyor. Aksine bunu bir milletin geleceğinin yıkıma uğraması, tarih sahnesinden silinmesi şeklinde de pekala okuyabiliriz. Vaktiyle bir yazma kütüphanesine gitmiştim de oradaki görevlinin ne yazma kitaplardan, ne yazıdan, ne de kitapların içindeki konulardan hemen hiçbir haberinin olmadığını şaşkınlıkla müşahede etmiştim. Halbuki eskiden hâfız-ı kütüb demek sadece kütüphanedeki kitaplardan sorumlu kişi demek değildi. Aksine kitapların dilinden, muhtevasından anlayan ve hatta üst seviyede kitaplara ve ilmî araştırmalara sevgiyle eğilen kimseler demekti. Bu konuda sadece Saib Sencer rahmetlinin hayat hikayesine göz atmak yeterlidir sanırım.

Tarihi mezarlıkların, tarihi eserlerin ne tür bir yağma ile baş başa kaldığını gün geçmiyor ki, haber olarak dinlemeyelim. Nice sahaf eserinin ve nice matbu Osmanlıca metinlerin gerek internet üzerinden yapılan alış verişlerle ve gerekse bizatihi turist olarak gelenler eliyle ülke dışına çıkarıldığı ise bilinen bir gerçek. Tarihimize dair veriler ya bu yolla yurt dışına çıkarılır ya da depolarında çürümeye terk edilir. Bu gidişle tarihimizi de başkalarından öğreneceğiz sanırım!...

Yukarıda kaleme alınan yazının ne manaya geldiğini anlamak isteyenler aşağıda bir gazete haberi alıntısına göz atabilirler. Tarihi eserlerimize ihtimam gösterme ve onlardan istifade etme konusunda 1930’dan 2013’e acaba kaç arpa boyu yol aldığımıza dair bilgi sahibi olabilmek için aşağıda ‘Milli Rezalet’ ser-levhalı yazıya ibret için bir atf-ı nazar edilmesi sanırım ne demek istediğimizi anlatır niteliktedir.

Saygılarımla

Ahmet Çapku

30.11.2013

Milli Rezalet

Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik'in talimatı üzerine Milli Kütüphane'nin kapılarına kilit vurulan depolarına giren yetkililer, tam bir rezaletle karşılaştı. 29 depodan 5'inde hiçbir işlem yapılmadığı, 346 bin kitabın çürümeye terkedildiği ortaya çıktı.

AYFER MALLI / ANKARA | 27 KASIM 2013

Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik'in Milli Kütüphane hassasiyeti çürümeye terkedilmiş eserleri açığa çıkardı. 'Milli Kütüphane, milli kültürün kalesidir,' diyen Bakan Çelik'in talimatları doğrultusunda bulunan depolarda kitapların tasnif edilmeden, balyalar halinde bekletildiği belirlendi.

GÖREVDEN ALINDILAR

Depolarda 1500'lü yıllarda yazılmış el yazma tıp, mantık ve retoriğe ilişkin kitaplar, başka hiçbir kütüphanede bulunmayan Osmanlıca gazeteler yer alıyor. Ayrıca Türk Ocak Koleksiyonu'nun ve merhum Milletvekili Mehmet Tevfik Gerçeker'in bağışladığı koleksiyonunun sandukasının hiç ellenmeden toz ve toprak içerisinde olduğu gözlemlendi. Ortaya çıkan görüntüler muhalefet tarafından 'Milli Kütüphane'de görevden almalarla eleştirilen Bakan Çelik'in haklı olduğunu gösterir nitelikte.

ELEKTRİK KABLOLARI AÇIKTA BIRAKILDI

Bakan Çelik'in talimatlarıyla bulunan 29 depodan 3'ünün hiç açılmadığı, 2'sinin ise hiç işlem görmediği öğrenildi. Bazı depolarda her an yangın riski oluşturabilecek elektrik kabloları da açıkta bırakılmış. Kapısı hiç açılmayan depolarda kuş yuvaları ve kuş cesetleri var. Türk Ocağı Koleksiyonunda yer alan 40 bin civarı Gotik Almanca, Sırpça, Latince, Bulgarca eserlerin yer aldığı koleksiyonla ilgili eserlerin kimlik bilgileri, künye bilgileri de çıkarılmaya başlandı. İşlemler tamamlanınca eserler kütüphanenin hizmetine sunulacak.

Hiçbirinin kaydı tutulmamış

1500'lü yıllara ait yazmaları, TBMM'nin gizli tutanakları, Danıştay'a ait bilgiler, TBMM'de Bursa milletvekilliği yapan Mehmet Tevfik Gerçekeri'in torunları tarafından Milli Kütüphane'ye hediye edilen Gerçeker kütüphanesi, Cumhuriyet tarihiyle ilişkilendirilen Türk Ocak koleksiyonu... Hepsi Milli Kütüphane'nin depolarında çürümeye mahkum edilmiş birbirinden değerli eserler.

Atatürk Belgeliği de aynı

Atatürk'le ilgili dosyaların, diplomatik pasaportların, o dönemde kullanılan nişanların, belgelerin yer aldığı Atatürk'ün Belgeliği deposunda da belgelerin tasnif edilmediği, dosyalar haline bekletildiği görüldü. Bunun üzerine bu depoda çalışma yapılmasına karar verildi. Atatürk'ün adına yakışır bir birim olması için iç mimarlar tarafından yeni düzenleme planları hazırlandı.

Girilmedik hiçbir yer kalmasın

Bakan Çelik'in 'Milli Kütüphane'de açılmadık hiçbir kapı, girilmedik' hiçbir yer kalmasın talimatını vermesinin ardından kütüphane yetkilileri harekete geçti. Personel çöplük haline gelen, içerisinde ne olduğu görülemeyen depoyu boşaltmaya başladı. Adım dahi atılamayan depolar içerisinde ayakta durulabilecek hale getirildi. Kitapların sınıflandırılması için 2 ayrı komisyon kuruldu. Kitapların tasnif edilmesi, arşivinin yapılması, trasnkripsiyon işlemlerinin yapılması için çalışmalara başlandı. Mevcut depolar ıslah edilecek. Depolama sistemi iyileştirilecek. Yazmalar için kurulan komisyon kitapların dergilerin kimlik bilgilerini çıkarmaya başladı. Yazma eserler dışında kalan sınıflandırma işlemlerine de başlandı. Bunlar bittikten sonra kataloglaması yapılıp sisteme atılacak.

Kitap mürekkebinden yandı

Depoların iklimendirilmesi yapılmadığı için bazı eserler kurumaya, çatlamaya başlamış. Bakımsız kalan çoğu el yazması eserin mürekkebi de sayfalarını yakmış ve eseri kullanılamaz hale gelmiş. Depolarda çürümüş ve kurtarılması imkansız hale gelen kitaplar da mevcut. Cildi bozulduğu için dağılmış, parçalanmış, kutulara atılmış, çöpe gidecek vaziyette muhafaza edilen koleksiyonlar iç parçalıyor. Farklı yerlerde depolanırken su basmış, kurutma işlemleri veya diğer süreçler iyi yapılamadığından ciddi anlamda hasar görmüş, restorasyonu da neredeyse imkansız hale gelmiş eserler söz konusu.

Onlar böyle sahip çıktı

Milli Kütüphane'de bulunan eserlerin birçoğundan daha yeni olan ve ABD'de basılan ilk kitap olduğu belirtilen Bay Psalm Book ise geçtiğimiz günlerde 14.2 milyon dolara satıldı. 1640 yılında basılan kitap, ABD'li hayırsever ve finansör David Rubenstein tarafından alındı. Kitabın, yeni sahibi tarafından ülke genelindeki kütüphanelere ödünç verilmesinin planlandığı bildirildi.

Ambalajdan çıkmamış malzemeler

Kütüphanenin hiç açılmayan depolarında şaşırtıcı manzara sadece çürümeye bırakılmış 346 bin kitap değil. Devletin sunduğu mali imkânlarla alınan tonerler, gümüş uçlu kalemler, jelatini hiç açılmamış merdivenler, raflar hepsi birbirine karışmış bir vaziyette hiçbiri kayıt altına alınmadan bekletildi. Birebir hizmete sunulması gereken materyallerin çürümeye terk edildiğinden habersiz olan kütüphane yetkilileri ise raf ihtiyacını karşılamak için dışarıdan raf alımına gitti.

Personel cevap veremiyor

Çürümeye terkedilen kitapların bulunduğu depoların şimdiye kadar neden açılmadığı sorusu ise akıllarda soru işareti bırakmaya devam ediyor. 20 yıldır kütüphane bünyesinde çalışan personel bile neden açılmadı sorusuna cevap veremiyor. Evraklarda personelin yetersizliği nedeniyle kapıların açılmadığı ifade ediliyor. Öte yandan Milli Kütüphane Başkanı Zülfi Toman, depoları tek tek incelemiş. Uzun yıllar açılmadığı için raflarda bekleyen ve tozdan görülmeyen kitapların oluşturduğu bakteriler Toman'ın ellerinde mantar oluşmasına sebep olmuş.

http://yenisafak.com.tr/politika-haber/milli-rezalet-27.11.2013-587063 [28 11 2013]

 


 

[1] Bkz. Osman Ergin, Muallim Cevdet, İstanbul-1937, Bozkurt Basımevi, sf. 115-119.

[2] Osman Ergin, Muallim Cevdet, sf. 110.

Bu makale 5947 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZARLAR

Kuşların Öyküsü20 Mart 2020

TERÖRÜ LANETLİYOURUZ

  
 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HAYDİ SOHBET EDELİM

SOHBET İÇİN TIKLAYINIZ
İSTATİSTİKLER

İSTATİSTİK

 Sitemizde 13 kategori, 2237  haber bulunmaktadır.

 Bu haberler toplam 13674914  defa okunmuş ve 2756 yorum yazılmıştır.

 

REKLAM ALANI

Kumruluyuz.biz Kumrukent.com © 2005 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Kumruluyuz.biz & Kumruluyuz.com ve Kumrukent.com un© 2005 Her Hakkı Saklıdır. www.Kumruluyuz.biz , www.Kumruluyuz.com ve www.Kumrukent.com  un hiç bir kişi, kurum ve kuruluşla bağlantısı yoktur. Tamamen kişisel bir sitedir. Web sitemizin dışında farklı siteler kaynak gösterilerek yayınlanan haber ve içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz. Web sitemizde yayınlanan Köşe Yazıları, Makaleler ve Yorumlardan Yazarların kendileri sorumlu olup; içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz.  Sitemizde yayınlanan içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Destek & Bilgi: admin@kumruluyuz.biz | Yazılım: Mydesign| Bu Site En İyi (Tüm Tarayıcılarla) 1024*768 Çözünürlükte Görüntülenir.

Altyapı: MyDesign