Kumru Tanıtım ve Haber Portalı
Anasayfa Haber Ara Foto Galeri Videolar Anketler Müzik Dinle Sitene Ekle Tollbar İletişim RSS

MENÜ

KUMRU

HABER 7 SON DAKİKA

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZİ BEĞENİN

EN ÇOK OKUNANLAR

Gidenlerin Ardından

Ahmet ÇAPKU

22 Nisan 2014, 09:01

Ahmet ÇAPKU

“Gençliğe güvenip vakit çok erken derken

Belki elveda bile diyemezsin giderken”

(N.F.Kısakürek)

 

-          “O Allah’tır ki, hayatı ve ölümü yaratmıştır. Hanginiz daha iyi bir iş ortaya koyacak diye sizi denemek için!” (Mülk: 2)

-          “Ey ayetlerimize inanan ve Müslüman olan kullarım! Bugün size korku yoktur. Sizler üzülmeyeceksizin de. Siz ve eşleriniz, ağırlanmış olarak cennete giriniz!” (Zuhruf: 68-70)

-          Bilsin ki insana kendi çalışmasından başka bir şey yoktur. Ve çalışması da ileride görülecektir. Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir. Ve şüphesiz ki, en son varış Rabbinedir. Doğrusu güldüren de ağlatan da odur. Öldüren de dirilten de odur. (Necm: 39-44)

-          Aranızda ölümü takdir eden biziz. Ve biz, önüne geçilebileceklerden değiliz. Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir âlemde tekrar var edelim diye (ölümü takdir ettik). (Vâkıa: 60-61)

-          Yeryüzünde vuku bulan ve başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Bu, Allah’a göre kolaydır. (Allah bunu) elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah’ın size verdiği nimetlere şımarmayasınız diye açıklamaktadır. (…) (Hadîd: 22-23)

Anneler ve Çocuklar

Anne ölünce çocuk

Bahçenin en yalnız köşesinde

Elinde bir siyah çubuk

Ağzında küçük bir leke

 

Çocuk öldü mü güneş

Simsiyah görünür gözüne

Elinde bir ip nereye

Bilmez bağlayacağını anne

 

Kaçar herkesten

Durmaz bir yerde

Anne ölünce çocuk

Çocuk ölünce anne

(S. Karakoç)

 

Bazı telefon numaraları vardır telefonumuzun belleğinde. İsteriz ki, onlar orada hep dursun, silinmesin. Kimi fotoğraflar vardır albümlerimizde. İsteriz ki, onlar orada hep kalsın. Ses ve görüntü kayıtları vardır kasetlerde, telefon hafızasında. İsteriz ki, onlar elimizde birer hatıra olarak kaybolmasın… Öteden beri alışageldiğimiz, tanıdığımız, sevdiğimiz, içimizden biri olan/lar aramızdan çekilince onlara ait neler varsa onları hatırlatma adına birer hatıra olarak kalıverir elimizde. Gidenlere bizi bağlayan, onlarla aramızda irtibat kuran vasıtalar oluverir o şeyler…

Sevginin ve acının tarifi yapılabilir mi acaba? Sanırım bu tür haller sadece yaşanılan ama  anlatılamayan durumlardır. Fakat biliriz ki, sevgi paylaşıldıkça artar, acılar ise paylaşıldıkça azalır. Acılar karşısında zaman ve unutma, insana verilen iki teselli vasıtasıdır. Özellikle de insanın alışan bir varlık olduğunu hesaba kattığımızda hayatın getirdikleri ve götürdükleri karşısında insan nelere alışmaz, nelere karşı koymaz ki…

                Hayatın kendisini bir yol, kendimizi de birer yolcu olarak düşünürsek hepimiz biliriz ki, bu yolun mecburi istikameti öte tarafadır. Ve herkes için belirlenmiş bir süre (ecel) vardır. Doğumun ve ölümün bizim elimizde olmadığını da bilinç olarak her daim yaşarız. Hayatımızdaki bütün yapıp etmelerimiz ise varlığımızın devamı üzerine kurgulanmış hallerdir. İşte sözünü ettiğimiz bu yolda ve yolculukta nice insanla karşılaşırız. Kimileriyle akraba, kimileriyle ahbap-arkadaş, kimileriyle meslektaş vb. oluruz. Ve yol boyunca hayatın akışı içinde öğreniriz kimin ne çapta ‘insan’ olduğunu. İnsanı tanımak için ortaya konulmuş bir yolculuk gibi görünür bana dünya. Aynı şekilde kendimizin de ne ölçüde ‘insan’ olduğumuzu ortaya koymuş oluruz.

                 Her insan hayat yolculuğunda bir şeyler toplar dağarcığına. Kimileri sevgi merkezli ürünleri, kimileri nefret yüklü dikenleri doldurur heybesine. Sevgi hemen her şeyi mıknatıs gibi kendine çekerken, nefret ise sevginin zıt kutbunda yer bulur kendisine. Sevgiyi var eden şeyler cümlesinden olarak iyi niyet, samimiyet, müsamaha, güzel ahlak, diğer-gamlık, yardımseverlik gibi kavramları dile getirebiliriz. Bütün bu meziyetler elbetteki kolay elde edilir şeyler değildir. Hele hele bencilliğin ve dünyevileşmenin iliklerimize kadar işlediği şu zamanda böylesi hasletleri insanın kendinde cem edebilmesi hiç de kolay değildir. Bunun için iyi bir aile terbiyesi, nezih bir akraba-arkadaş çevresi, sağlam bir karakter yapısının olması gerektiğini söylemeye hacet yoktur sanırım.

                Eğer ki, Müslümanın temel vasfı, ‘elinden ve dilinden kimsenin zarar görmediği bir insan’ ise ve eğer ki o, ‘kendisine güven duyulan biri’ ise bu tür halleri fiilen yaşayan ve etrafındakilere bunları hissettirenler gerçekten her daim aranan insanlar olurlar. Çünkü güven duygusu ve sevgi, bizi hayata bağlayan saiklerin başında gelir. Güven duyduğumuz kimi insanlar vardır, arabamızın anahtarını ona teslim edebiliriz. Kimileri vardır, kasamızın anahtarını teslim edebiliriz. Kimileri de vardır ki, insan ona belki evinin anahtarını bile teslim edebilir. Bu durum tamamen güven duygusunun kişinin iç benliğinde yaşanmışlık halinin karşı tarafta hasıl ettiği etkiyle ilgilidir. Doğru sözlü, güven duyulan biri olması itibarıyla kimi müşriklerin, Hz. Muhammed’e kıymetli eşyalarını (para vb.) emanet etmeleri sanırım böyle bir şeydir.

Çocukluk çağında tanıştığımız, bir zamanlar arkadaş olduğumuz nice insanla zamanla yollarımız ayrılır. Yaşın ilerlemesiyle birlikte güven duyabileceğimiz ve hakiki dost diyebileceğimiz insan sayısında azalma olur. Sanırım bu, hayatın doğasında olan bir şey. Ancak hayatın getirdiği haller karşısında dostluk bağlamında sıkıntılı zamanlarda kimlerin yanımızda yer alıp almadığını da görürüz. Böylece dostluk denilen şey teste tabi tutulmuş olur ki, bu şekilde hakiki ile sahte olan dostlar ayırt edilir ve insan böylesi bir bilinçle yoluna devam eder.

Akrabalık çerçevesinde tanıdığımız, güven duyduğumuz ve sevdiğimiz insanlarla bir arada olmak insana huzur ve itminan duygusu verir. İnsan bu hayatın sıkıntıları karşısında yalnız olmadığı duygusunu benliğinde yaşar. İnsanın zor zamanlarında maddi planda tutunacağı bir tutamak, sığınacağı bir liman gibidir hakiki dostlar. Hayat onlarla yaşanmaya değer bulunur, onlarla güzelleşir. Bu açıdan İbn Mukaffa’nın; ‘Gerçek fakir, güven duyduğu bir arkadaşı, bir dostu olmayan kişidir!’ sözüne hak vermemek elde değildir.

Hayatımızı belli bir seçicilik süzgecinden geçirerek hakiki güvenilir dostlar edinerek tahkim etmeye çalışırız. Onların her biri bizler için birer dayanak noktası mesabesinde olur. Sözü edilen dayanak noktalarından birinin yıkılması, ortadan kaybolması durumunda kişi açısından bir sarsıntının olması kaçınılmazdır. Bu sarsıntı, ortadan çekilen kişiye yakınlık durumuna göre değişiklik gösterir. Cemal Süreya’nın; “Sizin hiç babanız öldü mü? / Benim bir kere öldü, kör oldum!/ Yıkadılar aldılar götürdüler / Babamdan ummazdım bunu, kör oldum!” mısralarında ifade ettiği gibi insanın kendisine dayandığı, umut bağladığı kişilerin ortadan çekilmesinin etkisi elbette derin olur.

Bütün bunların yanında hepimiz biliriz ki, İslam Peygamberi’nin hayatı bu tür acılar ve sabır sınavları ile doludur. Doğmadan önce babasını, altı yaşında iken annesini, sekiz yaşında iken dedesini, henüz kendisi hayatta iken hanımını, üç kızı ve üç oğlunu kaybetmiş bir insandan söz ediyoruz. Bu noktada İslam’ın, asıl dayanılacak mercinin Allah olduğunu kulağımıza fısıldaması, ‘ağaca dayanma kurur insana dayanma ölür’ atasözünün de bu mealde bize bir şeyler söylediğini hatırlayabiliriz. Ancak her halükârda maddi planda güven duyduğumuz, sevdiğimiz kişilerin önümüzden çekilmeleri ya da hayat yolculuğunda yanımızdan gidivermeleri biz insanlarda belli bir iz bırakır. Hele de giden kişilerin henüz hayatının baharında veya en verimli çağında olmaları, Yunus’un; “Bu dünyada iki şeye / Yanar içim göynür özüm / Yiğit iken ölenlere / Gök ekini biçmiş gibi” ifadelerinde olduğu gibi söz konusu etkiyi/izi daha belirgin kılar.

Şu kadar var ki, bir Müslüman açısından hayat ‘iyi ile kötünün ayırt edileceği’ bir imtihan sahası ise bu durumda Müslümana düşen şey, iyi niyet-güzel ahlak noktasında ‘insan’lığını ortaya koyabilmektir. Yine Müslüman, başına ne geliyorsa Allah’tan geldiğinin bilinci içinde, bu dünya hayatında iyilik veya kötülük adına her ne yapıyorsa özellikle öte tarafta karşısına onun çıkacağına inanır. Başka bir ifade ile ‘dünya, ahiretin tarlasıdır’. Hayatı ve ölümü yaratanın O olduğunu, öte dünyada tekrar dirilişin de O’nun kudreti dahilinde bulunduğunu, iyilerin O’nun huzurunda bir araya geleceğini O’nun ayetleri açıkça bildirir. Buna göre Müslümanın, netice itibarıyla ağlatanın da güldürenin de Allah olduğunu, bu dünya hayatında kaybedilenler karşısında aşırı üzüntüye kapılmadan, nimetler karşısında şımarmadan insanca, samimice ve güzel ahlak çerçevesinde bir hayat sürenlerin her iki dünyada da huzur ve sekînete erecekleri bilinciyle yaşaması ona yakışan bir meziyettir.

İnsan hayatı sanki pamuk ipliğine bağlı gibidir. Bugün hayatta olan, biraz önce konuştuğumuz, dertleştiğimiz birinin biraz sonra ortadan kaybolduğunu, bu hayattan çekildiğini ayne’l-yakîn görmek insana adeta hayal gibi geliyor! Fakat bu, inkarı mümkün olmayan bir gerçektir. ‘Ölüm gelmiş cihane/Baş ağrısı bahane’ sözüyle ifade edildiği üzere ölümün şu ya bu şekilde, şu ya da bu yaşta olması gerçekte insanın elinde olan bir şey değil. ‘Cenâb-ı Hakk, ölümü sırasıyla versin’ duasında elbetteki ölümün, yaşlılık demlerinde olması beklentisi vardır. Halbuki hayat, bazen beklenildiği üzere gitmez. Bu açıdan hayat, umduğumuz değil bulduğumuz bir durum olarak karşımıza çıkar. İnsan bu tür durumlarda bir elveda bile diyemeyebilir giderken. Yapılması gereken şey, her türlü hale hazırlıklı olmak olsa gerek. Yıkıcı değil yapıcı olmaktır insana yakışan. Bizden geriye kalan şey, sevgidir, samimiyettir. Sadece sevilenler, samimiyetle hatırlanır, hoşça yad edilir. ‘Geriye bırakacağın en güzel miras, dürüstlük olsun’ der Qsentus. Doğru bir söz bu.

Bu vesileyle yakın geçmişte (01.04.2014) elim bir trafik kazasında hayatlarını kaybeden akrabalarım Kenan Çeviş ve (annesi) Fadik [Fatma] Çeviş (ö. 01.04.2014/Salı) ve (Kenan Efendinin hanımı) Hava Çeviş’i (ö. 06.04.2014/Pazar) rahmet ve minnetle anıyorum. Kendilerine güven duyulan, etraflarında sevilen insanlardı. Mekanları cennet olsun. Yakınlarına ve onların acısına ortak olanlara sabr-ı cemîl, ecr-i cezîl diliyorum.   

Ahmet Çapku

Bu makale 5317 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZARLAR

Kuşların Öyküsü20 Mart 2020

TERÖRÜ LANETLİYOURUZ

  
 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HAYDİ SOHBET EDELİM

SOHBET İÇİN TIKLAYINIZ
İSTATİSTİKLER

İSTATİSTİK

 Sitemizde 13 kategori, 2237  haber bulunmaktadır.

 Bu haberler toplam 13674793  defa okunmuş ve 2756 yorum yazılmıştır.

 

REKLAM ALANI

Kumruluyuz.biz Kumrukent.com © 2005 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Kumruluyuz.biz & Kumruluyuz.com ve Kumrukent.com un© 2005 Her Hakkı Saklıdır. www.Kumruluyuz.biz , www.Kumruluyuz.com ve www.Kumrukent.com  un hiç bir kişi, kurum ve kuruluşla bağlantısı yoktur. Tamamen kişisel bir sitedir. Web sitemizin dışında farklı siteler kaynak gösterilerek yayınlanan haber ve içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz. Web sitemizde yayınlanan Köşe Yazıları, Makaleler ve Yorumlardan Yazarların kendileri sorumlu olup; içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz.  Sitemizde yayınlanan içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Destek & Bilgi: admin@kumruluyuz.biz | Yazılım: Mydesign| Bu Site En İyi (Tüm Tarayıcılarla) 1024*768 Çözünürlükte Görüntülenir.

Altyapı: MyDesign