Kumru Tanıtım ve Haber Portalı
Anasayfa Haber Ara Foto Galeri Videolar Anketler Müzik Dinle Sitene Ekle Tollbar İletişim RSS

MENÜ

KUMRU

HABER 7 SON DAKİKA

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZİ BEĞENİN

EN ÇOK OKUNANLAR

Kiraz Hoca

Ahmet ÇAPKU

06 Ekim 2014, 21:59

Ahmet ÇAPKU

Kiraz Hoca
[Mehmet Akkiraz]
 
Kumru’da tanınan, sohbeti dinlenen, halkın gönlünde mümtaz bir yer edinen hocalardan biri de Korganlı Kiraz Hoca adıyla marûf Mehmet Akkiraz’dır.[1] Sülale olarak Karakoyunlu ailesinden olup Amasya’dan geldikleri ifade edilir. 1319/1900 yılında dünyaya gelen Kiraz Hoca’nın babasına Kınalı Hasan denilirmiş. Kur’an (kıraat) ilmini Kayo Hoca’da, Arapça’yı Abdi Hoca’da tahsil eden Kiraz Hoca henüz onaltı-onyedi yaşlarında iken tasavvufa ilgi duymuştur.
 
Kendisi tasavvufla ilgili ilk terbiyesini Hacı Mustafa Taki’den almış, daha sonra İhramcızade İsmail Toprak’a intisap etmiş ve zamanla onun halifesi olmuş. Hamit Tarakçı Hoca vesilesiyle İhramcızade ile tanışan Kiraz Hoca bir defasında Niksar üzerinden Sivas’a giderken yolda bir köyde mahalle köpeklerinin saldırısına uğramış. Bu esnada içinden şöyle dua etmiş: “Allahım! Gittiğim yol iyi ise beni kurtar, iyi değilse beni katına al!” Böylesi sıkıntılı bir esnada daha önce tanımadığı nuranî yüzlü biri gelmiş ve onu bu sıkıntılı durumdan kurtarmış. Nihayet Sivas’a ulaştığında onu bu durumdan kurtaran kişinin gerçekte kendisini ziyarete gittiği bir hâl ehlinin olduğunu görmüş ve böylece ona gönül bağı ile bağlanmış. Bu halin başka bir şekilde anlatımı ise şöyledir: Henüz onyedi yaşlarında olan Kiraz Hoca, rüyasında, ‘Seyr ü sülûk başladı. Acele Sivas’a gel!’ şeklinde bir ses duyar. Karlı bir Şubat ayında tek başına, anasının duasını alarak yola çıkar. Sele denilen yerde on-onbeş kadar mahalle köpeği onun etrafını sarar. O da bu esnada ellerini açar ve, “İlahi Ya Rabbi! Gittiğim yol doğru ve nasibim var ise bunları başından uzaklaştır. Hayırlı değil ve nasibim yok ise canımı al!’ diye dua eder. O esnada bir genç zuhur eder ve köpekleri oradan uzaklaştırır ve Mehmet Akkiraz’a yolu tarif eder. Sivas’a indiğinde onu İhramcızade karşılar ve, ‘Seni köpeklerden kurtaranı tanıyor musun?’ diye sorar. O da karşısında kendisini sıkıntıdan kurtaran söz konusu genci görür. Böylece Kiraz Hoca, yaklaşık otuz yıl boyunca Korgan-Sivas arasında tasavvufî terbiye için yollara revan olur. Tasavvufta Mekkî Kolu isimli bir çalışmada Kiraz Hoca hakkında şu bilgiler verilmiştir:

“ Korganlı Mehmet Akkiraz Hoca:

Ordu yöresine tasavvufun girişini, Türklerin bu bölgeyi fethine kadar indirmek mümkündür. Ordu-Giresun yöresi, Türkler tarafından 14. yüzyıl sonlarından itibaren fethedilmeye başlanmıştır. Niksar’ın doğu bölgesinde kurulduğu anlaşılan Hacı Emirliği Beyliği, bu yüzyılın sonlarına doğru faaliyetlerini doğuya doğru kaydırmış ve bu beyliğin emirlerinden olan Süleyman Bey, 1396-97 yıllarında Ordu-Giresun arasındaki bölgeyi emirliğine dahil etmiştir. Onun bu faaliyetinden sonra bölgeye Çepni, Döğer, Eymir, Kargın, Alayuntlu, Bayındır, İğdir gibi Oğuz boyları veya bunlara ait aşiretler gelip yerleşmişlerdir. Fatih döneminde yapılan tahrir kayıtlarından anlaşıldığına göre, Ömer Lütfi Barkan’ın Kolonizatör Türk Dervişleri olarak adlandırdığı Abdalân-ı Rûm tarafından kurulmuş olan çok sayıda tekke ve zaviyenin bu bölgede faaliyet gösterdiği anlaşılmaktadır.

Görüldüğü gibi tasavvuf bu bölgeye 1397’den itibaren girmeye başlamıştır. En azından bazılarının Ahmed Yesevî’nin tarikatına bağlı Horasan Erenlerinden olduğu anlaşılan bu tekkelerin, hepsinin olmasa bile bir kısmının Osmanlının son zamanlarına kadar faaliyetlerini sürdürdüğü de bilinmektedir. Prof. Dr. Bahaddin Yediyıldız’ın yaptığı bir araştırmada, örnek zaviye olarak seçilerek incelenen Kuzköy (Kabataş) zaviyesinin yakın zamanlara kadar etkinliğini sürdürdüğü ifade edilmektedir. Demek oluyor ki, bölgeye tarikatların girişi, 19. yüzyılda yaşamış olan Abdullah Mekkî Hazretlerinden çok daha öncedir.

Yöre halkı arasında “Kiraz Hoca”, “Kirazoğlu Mehmet Hoca” diye de anılan Mehmet Akkiraz Hoca Efendi, günümüze ulaşabilen çok az sayıdaki son devir Osmanlı ulemasından kabul edilir. Ordu’nun Korgan ilçesindendir. Halk arasında “Abdi Hoca” diye anılan müderris Abdurrahman Hilmi Hoca (ö. 1957)’nın şimdi Aşağı Damlalı olarak isimlendirilmiş olan Fizme köyündeki medresesinde eğitimini ikmal ederek icazet almıştır. Medreselerin kapatıldığı tarihe kadar (1924) burada okumuş olan Akkiraz Hoca’nın neden Gümüşhanevî dergahı meşâyıhından Ünyeli Yusuf Efendi’den icazetli olan hocası Abdurrahman Hilmi Hoca’dan tasavvuf dersi almadığı ve ona intisap etmediğini tam olarak bilemiyoruz. Bu durumu, 1993’de ziyaretine gittiğimizde sormuştuk o da buna, “nasip” cevabını vermişti. Mehmet Akkiraz Hoca’nın üzerinde en fazla iz yapmış olan isimlerden birisi de hiç şüphesiz, yukarıda hakkında kısa bilgiler sunduğumuz Hamit Tarakçı Hoca Efendi olmalıdır. Zira bize en çok ondan bahsetmiş, tasavvufa intisabına da onun sebep olduğunu ve çok muhabbetli günlerinin geçtiğini nakletmişti. İlk intisabını Sivaslı Muhtafa Taki (Doğruyo)’ya yapmış, 1925’de Mustafa Taki’nin vefatı üzerine de Sivaslı İsmail Hakkı Toprak Hazretleri’ne bağlanmıştır.

Kirazoğlu Mehmet Hoca Efendi, I. Dünya savaşına katılmış ancak tifo hastalığına yakalanmış, kendisinden ümit kesilmiş olmasına rağmen umulmadık biçimde iyileşmiş. Korgan Merkez Camiinde 1973 yılına kadar 35 yıl hizmet vermiş, kendi isteği ile buradan emekli olmuştur. Mehmet Efendinin, Korgan ilçe merkezinde çevre köy ve ilçelerde bir çok hayır hizmetinin yerine getirilmesinde ya bizzat görev aldığı ya da teşvikçi olduğu bilinmektedir. Çevresine toplanan insanların maneviyatını yüksek tutabilmek ve dini hassasiyeti yayabilmek için bir asra yakın ömrünü vekfetmiştir. İlerlemiş yaşına rağmen, bize zevkli bir sohbet ortamı yaşatan Hoca Efendi, 1997 yılında vefat etmiştir.”[2]

…

Korgan’da uzun yıllar hizmet veren Kiraz Hoca ile ilgili pek çok menkıbe anlatılır. Bunlardan birkaçı şöyledir.

Bir defasında kendisine, “Hocam, Abdullah Mekkî denilen biri varmış. Onun vakıf olarak bıraktığı araziye dokunan bir şekilde zarar görüyor. Kim bu kişi?” diye soru sorulmuş. O da, “Abdullah Mekkî hazretlerinin vakfına dokunmayın” demiş ve mezkûr kişi ile ilgili şu bilgileri vermiş: “Abdullah Mekkî hazretlerinin babası veli biri imiş. Fizme’ye gelmiş, camide namaz kılmış. Bu arada Fizmeli bir genç, amca oğlunun tarlasından aldığı bir miktar yoncayı onun atına vermiş fakat at yememiş. Kendisine bu durum sorulunca o da, benim atım haram yemez demiş. Ama ben onu amca oğlumun tarlasından aldım falan diyen gence o, doğru fakat henüz izin almadın, diye mukabelede bulunmuş. Peki sen kimsin, burada ne arıyorsun? dediklerinde, ‘Ben hocayım. Çocuk okutmak için köy arıyorum’ demiş. Onlar da sen bize hoca ol demişler ve onu Fizme’ye hoca tutmuşlar. Oraya yerleşmiş, evlenmiş. Çocuğu olmuş ve adını Abdullah vermişler. Abdullah hakkı savunan, doğruları çekinmeden dile getiren bir mizaca sahipmiş. Hal böyle olunca onu, o yörenin önde gelenlerinden bazıları hedef tahtasına koymuş. O da bu durumu anlayınca oradan uzaklaşmış. İstanbul’a okumaya gitmiş. Oradan da Şam’a geçmiş. Şam uleması ona Mekke’de Kabe imamından manevi terbiye alması için tavsiyede bulunmuşlar. Bu arada Abdullah dirayetli bir âlim olmuş. Onun bu birikimini çekemeyenler ona bir takım tertipler yapmışlarsa da tutmamış. Ona orada Abdullah Türkî derlermiş. Bu sefer de onu, yahu senin adın bundan böyle Abdullah Mekkî olsun, demişler ve adı öyle anılır olmuş. Kendisi orada vefat etmiş. Cennetül-Mualla kabristanına defnedilmiş.” Bu bilgiyi Kiraz Hoca’dan nakleden Osman Şener’in ifadesine göre Kiraz Hoca mezkûr kabristanda Hz. Hatice’nin kabrini ziyaret ederken kendi kendine, ‘Burada Abdullah Mekkî hazretlerinin de kabri varmış’, deyip okumaya başladığında mânâ âleminde Abdullah Mekkî’yi görmüş ve o da Kiraz Hoca’ya kabrinin yerini göstermiş.

Bir zamanlar Kumru’da görev yapmış bir bürokrattan dinlemiştim. Hikaye özetle şöyleydi: Vaktiyle Kiraz Hoca’nın zihnen yorulduğu ve eskisi kadar hafıza sağlığının yerinde olmadığı şeklinde bir şayia yayılmış. Mezkur bürokrat hastanede tedavi gören Kiraz Hoca’yı ziyarete gittiğinde Kiraz Hoca hemen başlamış ona hikaye anlatmaya. Peşpeşe anlatılan üç hikaye. Hikaye bir: “Bir zamanlar benim dedem bir gemide imiş. Gemi batmış ve dedem, batmış gemiden geriye kalan bir kalas parçasına tutunarak üç gün hayatta kalmış. Ve sonra kurtarılmış. O halde iken bile bir şekilde namazlarını kılmış.” Hikaye iki: “Bir yerin zengin bir ağası varmış. Bu zengin, ziyafet için o yörenin önde gelen zevatını ziyafete çağırmış. Davet edilenler arasında İmam Şiblî de varmış. İmam Şiblî adamın evine gelmiş, şöyle etrafa bakınmış ve nihayet o adamın suratına tuu diye tükürmüş! Adam hayretler içinde, niçin böyle yaptığını sormuş. Bunun üzerine İmam Şiblî, tükürmek için her yana baktım ve fakat abdestsiz olan senin suratından daha uygun yer görmedim, diye cevap vermiş.” Hikaye üç: [Bunları bana anlatan bürokrat üçüncü hikayeyi hatırlamadığını ifade etmişti.]. Ve Kiraz Hoca bu hikayelerden başka hemen hiçbir şey konuşmazmış ilgili kişi ile. Bunun üzerine o kişi, evet demiş kendi kendine, Hoca hakkında denildiği gibi var sanırım. Nitekim ilgili kişi bu ziyaretlerini farklı zamanlarda üç kez tekrar etmiş ve her defasında Kiraz Hoca’dan duyduğu şeyler hep aynı hikayeler olmuş. Fakat o sıralarda namaz kılmayan mezkûr bürokrat nihayet namaza başlamış ve dördüncü kez ziyarete gittiğinde bu sefer Kiraz Hoca, “Elhamdülillah, her şey aslına rücû edermiş”, demiş ve başka konularda konuşmuş. İlgili bürokrat; “O zaman anladım ki, meğer sorun Hoca’da değil bende imiş! Ben namaz kılmayı bıraktığım için Kiraz Hoca bu hikayeleri bana anlatır dururmuş. Ben namaza başlayınca da elhamdülillah dedi ve başka konuları anlattı” demişti.  

Abdullah Tepe Hoca anlatıyor: “Kösebucağı’nda Kur’an kursu hocası iken Kiraz Hoca’nın sohbetine gittim. Ders saatine de yetişmek istiyorum. Sohbete gittiğimde baktım ki, orası benim gibi gelmiş insanlarla dolu. Ben de Kiraz Hoca’ya bir meseleyi arzetmek istiyorum. Fakat bana sıra ne zaman gelir ki, diye düşünüyorum. Çünkü benden önce Hoca ile görüşmek isteyen o kadar insan var ki! Derken beni uzaktan gören Kiraz Hoca, bana işaret ederek, Abdullah Hoca seni bekleyen talebelerin vardır, hele sen şöyle bir gel, dedi ve benim meselemi dinledi. Ben de o sırayı beklemekten kurtulmuş ve görev yerime dönmüş oldum.”

Kiraz Hoca ile ilgili buna benzer daha pek çok hikayeyi onu yakinen tanıyanlardan dinlemek mümkündür. Sivaslı İhramcızade’nin, kendisinden sonra halife olarak Kiraz Hoca, Sivaslı Hasan Efendi, Darendeli Hulusi Efendi’yi bırakmış olduğu ifade edilir. Sivaslı Hasan Efendi’nin vefatı sonrası Karadeniz civarında bu işi Kiraz Hoca üstlenmiş. Geçmişte olup biten nahoş meseleleri dile getirmeyi sevmeyen, gelecekten ümitvar olan Kiraz Hoca, Korgan ve civarındaki bir çok hayrî hizmetlerin her açıdan gönüllü öncüsü olmuş. “Aldığım maaşlardan evime bir tek ekmek bile almadım. Tarla gelirlerim aileme yetti. Yetmeseydi maaşımdan istifade ederdim. Dolayısıyla onları Allah yolunca harcadım” diyen Kiraz Hoca, ahir ömründe bile hasta haliyle koluna giren iki refakatçının yardımıyla Korgan’da yapılması düşünülen Kur’an kursunun yerinin belirlenmesine katkı sağlamış. Kendisine ziyarete gelen amir konumundakilere ve siyasetle uğraşan kişilere, ‘Allah yolunda yapacağınız hizmetlere muvaffak olasınız’ şeklinde bir tür şartlı dua edermiş. 1989’lu yıllarda Rusya’da İslam’ın yayılacağını dile getiren Kiraz Hoca’nın bu düşüncesi, herhalde oralardaki Müslümanların biraz ferahlığa ereceği şeklinde okunabilir kanaatindeyim.

İhramcızade’nin Kiraz Hoca’ya iltifatı ziyade imiş. Öyle ki, ‘Kirazoğlu, seni görünce hastalıklarım iyi oluyor!’ diye iltifat edermiş. Yine Halil Hoca ile Kiraz Hoca’nın karşılıklı ilgileri de epey ileri seviyede imiş. “Kiraz Hoca’yı doksan dokuz parçaya ayırsalar, Halil Hoca onun bir parçası yapmaz!” sözünün Halil Hoca’ya ait olduğu ifade edilir. Aynı şekilde Mahmut Efendi, Fatsa’dan geçerken imkan ölçüsünde Kiraz Hoca’yı ziyaret edermiş.

…

1319 (bazı kayıtlarda 1316/resmî kayıtlarda doğum tarihi: 01.07.1900 şeklindedir) doğumlu olan Kiraz Hoca 02.06.1952’de ilk görevine Korgan’da yeni inşa edilen Merkez Camii’nde başlamış, toplamda 21 yıl 5 ay 12 gün resmî görev yapmış olduğu görünmektedir. İlk okula tekabül eden Rüşdiye Mekteb-i İbtidaisini bitirmiş, 10.06.1970’te Tekamül Kursu’na katılıp dini ve sosyal bilgiler derslerini başarıyla vermiştir. Sicil dosyasında 10.09.1970 tarihli bir takdirnamesi mevcuttur. İki yıl kadar askerlik hizmeti yapmış olan Kiraz Hoca, 16.08.1952 ve 23. 02. 1966 tarihlerinde hac için yıllık izne ayrılmıştır.[3] 

 “İlimiz Korgan İlçesi Merkez Camii İmam-Hatibi Mehmet Akkiraz’ın 1319 doğumlu olup yaşlılığı sebebiyle görevini ifa edemediği gerekçesiyle yaş haddinden emekli olmak isteğine dair bir adet dilekçesi…” şeklindeki dilekçesi dikkate alınırsa Kiraz Hoca her ne kadar 21 küsûr yıllık resmi görevinden ayrılmış olsa da onun dini irşat faaliyeti ömrünün sonuna kadar devam etmiştir diyebiliriz. “İlçede yapmış olduğunuz üstün çalışmalarınızdan ve sosyal faaliyetlerinizden dolayı sizi 5442 sayılı İl idaresi kanunu’nun 31. Maddesinin (i) fıkrası gereğince taktirname ile taltif ediyorum.” şeklindeki ilgili amirin takdirname yazısı dikkate alınırsa Kiraz Hoca’nın hizmeti amirlerce de takdir ve taltif edilmiştir.

Vefatından (v. 16 Haziran 1997) iki gün önce hastaneye kaldırılırken oğlu Recep Beye, “Oğlum Recep, aman abdestsiz gezmeyin!” tembihinde bulunan, asırlık bir çınar olarak bereketli bir hayat geçirmiş olan Kiraz Hoca, Kumru ve özellikle Korgan civarının tanınmış maneviyat ehlinden kabul edilir. Bu vesileyle kendisine rahmet diliyorum.

Ahmet Çapku


[1] Kiraz Hoca hakkında kendilerinden bilgi aldığım Recep Akkiraz, Osman Şener, Abdullah Tepe’ye minnettarım. İlgi ve alakalarından dolayı teşekkür ediyorum.
[2] Mehmet Fatsa, Tasavvufta Mekkî Kolu, İstanbul-2000, Mavi Yay., sf. 168-170.
[3] Resmî görevleri ile ilgili bilgiyi Diyanet İşleri Başkanlığı’nda bulunan sicil dosyasından temin ettik. Sicil Dosya no: 52- 0784.

Bu makale 13266 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZARLAR

Kuşların Öyküsü20 Mart 2020

TERÖRÜ LANETLİYOURUZ

  
 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HAYDİ SOHBET EDELİM

SOHBET İÇİN TIKLAYINIZ
İSTATİSTİKLER

İSTATİSTİK

 Sitemizde 13 kategori, 2237  haber bulunmaktadır.

 Bu haberler toplam 13604398  defa okunmuş ve 2756 yorum yazılmıştır.

 

REKLAM ALANI

Kumruluyuz.biz Kumrukent.com © 2005 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Kumruluyuz.biz & Kumruluyuz.com ve Kumrukent.com un© 2005 Her Hakkı Saklıdır. www.Kumruluyuz.biz , www.Kumruluyuz.com ve www.Kumrukent.com  un hiç bir kişi, kurum ve kuruluşla bağlantısı yoktur. Tamamen kişisel bir sitedir. Web sitemizin dışında farklı siteler kaynak gösterilerek yayınlanan haber ve içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz. Web sitemizde yayınlanan Köşe Yazıları, Makaleler ve Yorumlardan Yazarların kendileri sorumlu olup; içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz.  Sitemizde yayınlanan içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Destek & Bilgi: admin@kumruluyuz.biz | Yazılım: Mydesign| Bu Site En İyi (Tüm Tarayıcılarla) 1024*768 Çözünürlükte Görüntülenir.

Altyapı: MyDesign