Kumru Tanıtım ve Haber Portalı
Anasayfa Haber Ara Foto Galeri Videolar Anketler Müzik Dinle Sitene Ekle Tollbar İletişim RSS

MENÜ

KUMRU

HABER 7 SON DAKİKA

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZİ BEĞENİN

EN ÇOK OKUNANLAR

Mevcûdu Aramak

Ahmet ÇAPKU

20 Kasım 2014, 09:17

Ahmet ÇAPKU

[Mevcûdu bilmeden Vücûd’u bilebilir miyiz?]

İlmin başı hayret imiş. Hayreti olmayanın arayışı da olmazmış. Arayışı, sorunu, sorusu olmayana kim ne verebilir ki… Hayret makamında sorulabilecek sorulardan biri belki de ilki şu olabilir: Varlık niçin vardır? Mesela ‘ben’ niçin varım? Varlık’ı var eden nedir? Acaba varlık sahnesine çıkan şey kendiliğinden mi vardır yoksa onu varlığa çıkaran başka bir şey mi vardır? Yine mesela ‘ben’, kendi kendime var olmadığıma göre bunun arka planında ne vardır? Bu tür soruları devam ettirmek mümkündür. Ancak bu soruların peşine düşmek için en başta olması gereken şey, hayrettir.

İşte mezkûr soru/nlara imkan ölçüsünde cevap bulabilmek için eskiler, insanın zeka seviyesini ve daha başka hususları da dikkate alarak şöyle bir ilim düzeneği (metot) tasarlamışlardır: İlim yoluna adım atan kişi önce dil bilgisi [sarf-nahiv] öğrenmelidir. Çünkü dil, bir anahtardır. Herhangi bir dili bilmeyen kişi herhalde düşünmeyi de öğrenemez. Dil, (bu konuda pek çok önemli teoriye girmeden), hariçteki varlığın zihindeki tasarımının düşünce ve teleffuza resmedilmiş halidir denilebilir. Şu halde kişi, önce dili öğrenmelidir. Dilin kuralları, teleffuzu, ses tınıları vb. Ardından mantık’ı öğrenmelidir ilim yolcusu. Çünkü mantık, düşünmenin kurallarını verir. Öyleyse bu da bir tür anahtar ilimdir. Dil, konuşmanın kurallarını; mantık ise düşünmenin kurallarını öğreten birer alet ilimleridir. Düşünme ve konuşmanın kurallarını öğrenen kişi, önce etrafını tanımakla işe başlar. Yani fizik çevresi, dünyası, elementler-unsurlar âlemi. Biz buraya günümüz deyimiyle kimya, fizik, biyoloji, bitki bilimi (nebâtât/botanik), hayvan bilimi (hayvânât/zooloji) gibi daha pek çok fiziğe konu olan ilimleri dahil edebiliriz. Buna eskiler tabiiyyât demişler: Fizik âlemin incelenmesini konu edinen ilim dalı. Bunun bir üst noktasında somuttan soyuta geçişin de ifadesi olan matematik (riyaziyyât) ilimler olarak geometri, aritmetik, optik, arstronomi, müzik gibi ilimler kendini gösterir. Nihayet metafizik âlemin incelenmesini (ilahiyyât) konu edinen ilim gelir ki, bu ilim hem diğerlerinin gayesidir hem de diğerlerine ilkelerini verir. Çünkü sebepler Sebeb’ini [Vâcibu’l-Vücûd] inceler. İnsana gerçek mutluluğun ne olduğunu öğretir. Nitekim ilk İslam filozofu Kindî’nin felsefe tariflerinden birinin; “Felsefe, insanın gücü ölçüsünde ebedî ve küllî olan varlıkların mâhiyet ve hakikatini bilmektir” şeklinde olması bu açıdan dikkat çekicidir.

 İlim penceresinden meseleye bakılırsa öyle anlaşılıyor ki, tarih boyunca demire ve denize hükmeden toplum/lar, diğerlerine de hükmeder konumda olmuştur. Bunun için de fizik (mevcut) araştırmaları önemlidir. Fatih Sultan’ın, Kostantiniyye’yi fethinde kullandığı ve o zamanın önemli teknik silahı olarak ifade edilen toplar sanırım bunun için anlamlı bir örnektir. Barbaros [Kızıl Sakallı] Hayreddin Paşa, Hatıralar’ında Preveze’de yaptığı savaşı anlatırken “Onların/Haçlıların gemileri ve askerleri bizimkilerin iki katı; bizim toplarımızın menzili ise onlarınkinin iki katı idi” ifadesini kullanır ki, bu tarihi savaşın neticesi hemen hepimizin malumudur. Demek ki, demir ve deniz büyük güç olmaya giden yolda en önemli iki unsur olagelmiştir. Bugün buna uzaya hükmetmeyi de ilave edebiliriz ya da bunu/uzayı, demire hükmetmenin şumûlünde değerlendirebiliriz. Şu halde bunun yasalarını araştırmak insan aklının alanına bırakılmış şeylerdir. Sanırım Kur’an’daki tabiat araştırmalarına teşvik eden ve güçlü olmayı/güç hazırlamayı dile getiren pek çok ayet bir ölçüde bununla da ilgili olsa gerektir. 

 Göklerin, yerin, dağların ve denizlerin yaratılması, onlarda yaşayanların belli bir hikmet ve amaç dairesinde varlıklarını sürdürmeleri, daha iyi bir yaşam tarzı ve Hakikat’e ulaşabilmek için bütün bunların araştırılması gerektiğine dair Kur’an ve hadis verileri ne çoktur. “İlim Çin’de de olsa alınız” buyruğunu nasıl izah edebiliriz? Müslümanlar Çin’e gidip din ilmi öğrenmeyeceğine göre herhalde sosyal, sayısal ilimleri öğrenmek bu kategoriye girer. Bu açıdan tabiat incelemesi, aynı zamanda Allah’ın ayetlerinin farklı boyutlarıyla incelenmesi anlamına gelir. Çünkü âlem, aynı zamanda O’nun varlığına bir işaret demektir. Tabiatı, yaratılışı, onun kurallarını ve işleyişini, Allah’ın yaratma san’atını ve hikmetini kavramadan doğrudan Vücud’u yani O’nu anlamaya çalışmak hem zor hem de idraki zorlayan bir şey olsa gerektir. Nitekim ilimleri tahsil için tasarlanan metodun da buna dikkat edilerek hazırlandığı yukarıda izah edilmişti.

 Fizik âlemin araştırılması bağlamında, diğer ilimlere analık/kaynaklık eden astronominin ayrı bir yeri vardır. Âlem tasavvuru ve tasarımı açısından astronomi öteden beri insanoğlunun dikkatini çekmiş ve bu konu gerek ferdî gerek devlet/lerin özel teşebbüsleri cümlesinden olagelmiştir. Her şeyden evvel insan, kendisi için tavan hükmünde olan semayı/gökyüzünü iyi bilmeli ki, kendini aşağıda emniyete alabilsin. Emniyet olmadan hayat yürümez. Bu açıdan gerek yıldızların dilini/sırrını okumak ve ona göre tavır takınmak ve gerekse âlem içinde kişinin kendi konumunu belirlemesi konusu her daim önemini korumuş bir sorundur. Şu halde gökleri tanımaya dönük her teşebbüs sadece kişiyi değil mensubu olduğu türü de doğrudan alakadar eder durumdadır. Aynı şeyi yer araştırmaları (jeofizik vb.) için de söyleyebiliriz. Bastığımız (taban) yer ve başımızın üzerindeki şeylerin bilgisi (tavan). Bunlara dönük ortaya konulan düşünce ve uygulamaların gereksiz, yersiz ve israf olduğunu iddia etmek, her şeyden evvel kişinin içinde yaşadığı âlemi araştırması gerektiğini söyleyen ilahi buyruklara ve hayret eden insanın tavrına [belki doğasına] aykırıdır.

   Teknik gelişmeler ışığında mevcûdu arayışta beş duyu organımızın ne kadar yetersiz olduğunu artık daha iyi biliyoruz. Bu açıdan âlemdeki (özellikle maddî) var olanları anlama konusunda bilimin verilerine muhtacız. Kaldı ki, tarih boyunca insanoğlu bundan müstağni olmamıştır. Dahası teknik bilimi ve onun verilerini en üst seviyede bilen ve uygulayanlar, bunlardan mahrum olanlara nispetle hem hakim konumda hem de gündemi belirleyenler olmuştur. Kur’an’ın, ‘… âfâkta/ufuklarda..”[Fussılet Suresi, 53] olanların Hakk’ın varlığını ortaya koymada önemli bir fonksiyon icra ettiğini belirtmesi, bence üzerinde özellikle durulması gereken bir husustur. Bu yönüyle denilebilir ki, insanın mevcûdu arayışı, bir ölçüde ‘kendi’ni arayışıdır. Bu arayış, âlem içinde kişinin konumu, acziyeti, yaratılışın hayret verici yapısı ve düzeni keşfidir. Bu yönüyle mevcûdu arayış, bir keşif yolculuğu ve insanın kendi ‘ben’ine doğru bir yönelişidir aynı zamanda.  

Hakikate vüsûlde nazarî ve keşfî şeklinde iki farklı yol kabul edilmiştir. Bunlardan nazarî yöntem açısından bir peygamberin getirdiği dinin verilerini esas alanların yöntemine kelam; esas almayanların yöntemine ise felsefe denilmiş. Keşfî yöntem açısından bir peygamberin getirdiklerini esas alan ilme tasavvuf; esas almayana ise işrakiyye denilmiş. Şu kadar var ki, her birinin amacı neticede Hakikat’e ulaşmaktır. Birinde vahyî veriler ön plana çıkarken diğerinde aklî veriler daha bir önem kazanmış görünür. Bu açıdan kelam veya tasavvufun, felsefe ve işrakiyyenin bulgularını yadsıması, onları bir ölçüde dışlaması ve itibarsızlaştırması doğrusu mevcûdu arayış noktasında insanlığa katkı sunan nice çalışmaları görmezden gelmeyi de beraberinde getirir. Bu da kaçınılmaz olarak gereksiz ve haksız eleştiri yapan kişi/lerin içinde bulunduğu yapıyı töhmet altında bırakır. Onun için son zamanlarda maddenin yapıtaşını arayış ve uzayın nice uzak bölgelerinde yaratılış ve maddenin değişim dönüşümü ile ilgili yapılan büyük projelere/çalışmalara dikkat kesilmemek elde değil. Rahmetli Aliya, bir eserinde şöyle bir bilgi verir: “Moskovalı bir yöneticinin, dönemin otoritelerine gönderdiği gizli bir raporda, diğer şeylerin yanı sıra ‘Kont Tolstoy bir şeyler karalıyor’ deniliyordu. O dönemin otoritelerine göre Harp ve Sulh ile Diriliş ‘karalama’ idiler”. Mevcûdu arayışta nice milyar dolarlar harcayarak nice büyük projeler ortaya koyanları durduk yerde eleştirmek, Aliya’nın kitabına aldığı ‘karalama’ kelimesini anımsatıyor bana. Halbuki gündemi belirleyen ve İslam olduğunda mevcûdu daha iyi bildiği için Allah’ı/Vacibu’l-Vücûd’u daha iyi tanıyanlar kanaatimce birilerinin ‘karalama’ dediği şey ile meşgul olanlar oluyor.
 
Bundan belki bir asır evvel Mehmet Akif’in dile getirdiği; “Ey katre-i âvare, bu cûşun bu hurûşun / Âhengine uymazsan emin ol boğulursun” şeklinde tehditkâr ve bir ölçüde modernist bir ifade ile dile getirdiği mısraları hatırda tutarak tekrar baştaki sorumuza dönebiliriz:  Mevcûdu bilmeden Vücûd’u ne ölçüde bilebilir [belki bulabilir] ve ne ölçüde Müslüman olabilir ve kalabiliriz? Bu soruyu önemsememiz gerekir diye düşünüyorum. Allahü a‘lem.

Bu makale 4036 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZARLAR

Kuşların Öyküsü20 Mart 2020

TERÖRÜ LANETLİYOURUZ

  
 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HAYDİ SOHBET EDELİM

SOHBET İÇİN TIKLAYINIZ
İSTATİSTİKLER

İSTATİSTİK

 Sitemizde 13 kategori, 2237  haber bulunmaktadır.

 Bu haberler toplam 13675717  defa okunmuş ve 2756 yorum yazılmıştır.

 

REKLAM ALANI

Kumruluyuz.biz Kumrukent.com © 2005 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Kumruluyuz.biz & Kumruluyuz.com ve Kumrukent.com un© 2005 Her Hakkı Saklıdır. www.Kumruluyuz.biz , www.Kumruluyuz.com ve www.Kumrukent.com  un hiç bir kişi, kurum ve kuruluşla bağlantısı yoktur. Tamamen kişisel bir sitedir. Web sitemizin dışında farklı siteler kaynak gösterilerek yayınlanan haber ve içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz. Web sitemizde yayınlanan Köşe Yazıları, Makaleler ve Yorumlardan Yazarların kendileri sorumlu olup; içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz.  Sitemizde yayınlanan içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Destek & Bilgi: admin@kumruluyuz.biz | Yazılım: Mydesign| Bu Site En İyi (Tüm Tarayıcılarla) 1024*768 Çözünürlükte Görüntülenir.

Altyapı: MyDesign