Kumru Tanıtım ve Haber Portalı
Anasayfa Haber Ara Foto Galeri Videolar Anketler Müzik Dinle Sitene Ekle Tollbar İletişim RSS

MENÜ

KUMRU

HABER 7 SON DAKİKA

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZİ BEĞENİN

EN ÇOK OKUNANLAR

İki Büyük Şair ve İki Anıt Şiir

Ahmet ÇAPKU

30 Ocak 2015, 21:39

Ahmet ÇAPKU

Şairler bir toplumun şuurunun dile gelmiş, şiire bürünmüş bilinç hali gibidir. Toplumsal değişim dönüşümleri, iniş ve çıkışları, yıkım ve yeniden inşaları, duygu ve düşüncenin iç içe geçmiş hallerini onların hayal dünyalarında bulmak mümkündür. Mesele şair ve şiir olunca onda duygu ve hayalleri, yeis ve umudu, kin ve sevgiyi, hayatın her türlü hay ü huyunu görebiliriz. 

Ebü’l-Bekâ Salih b. Şerif Endülüs’ün son büyük şairlerindendir. Endülüs’ün içindeki siyasi ve toplumsal çalkantıları görmüş, daha beteri yıkımı yaşamış biri. Şair Sezai Karakoç, onun Endülüs’e Ağıt isimli anıt şiiri için, insan bu şiiri okur ve Endülüs kitabını kapatır, şeklinde ortaya koyar düşüncesini. Sahiden Endülüs’e Ağıt’ı okuyan biri, bir şairin muhayyilesinde koca bir medeniyete dair fikir hamûlesinin nasıl yerli yerine konularak bir bütünlük içinde işlendiğini ve bir Müslüman zihin yapısının kader algısını görür. İbn Haldun’un umran teorisinde işlediği üzere her şeyin oluş bozuluşa tabi olduğu bu âlemde geriye kalan sadece O’dur [Hüve’l-Bâkî].

Ebu’l-Bekâ’nın Endülüs’e Ağıt’ında görülen şey daha çok bir medeniyetin yıkımı, sona gidişi ve belki ölümüdür. Gerçekten 1492’den bu yana Endülüs’ten bize kalan şey, yaklaşık sekiz asır hüküm süren bir medeniyetin göz kamaştırıcı yapıtları ve hikayeleri oldu. Ancak Endülüs’ü yıkıma götüren unsurların başında şüphesiz ki, düşman kuvvetler kılıçlarını hazırlar iken Müslümanların kendi içinde bitmez tükenmez kavga ve kargaşaların hüküm sürmesidir. Elbetteki dini, siyasi başka unsurlar da vardır. Ancak Ağıt’ta da işaret edildiği üzere göz kamaştırıcı bir medeniyete sanki göz/nazar değmişçesine bir yıkım isabet etmiş ve ilahi kader hükmünü icra etmiştir: “Bir toplum kendini bozmadığı sürece Allah da onları bozmaz.” [Ra’d Suresi, 11]. Ebu’l-Bekâ’nın; “Nedir bu çatışma, bu ayrılık İslam arasında / Ey Hakk’ın kulları, kardeşsiniz kardeş! // Bir yardım duygusu bile yok mudur sizde? / Alıp götürdü zulüm seli, ne var ne yoksa bizde // Dün sultan idi, bey idiler kendi yurtlarında / Bugünse küfrün elinde birer uşak, birer oyuncaklar” şeklindeki realist tespiti de bu duruma işaret ediyor.

Önemli anıt şiirlerimizden biri de şüphesiz ki, Mehmet Akif’in İstiklâl Marşı’dır. Mezkûr şiirde yeni bir dirilişin öyküsü dile getirilir. Hak ve Hakikat merkezli olarak kurulan şiir örgüsünde pek çok dini, milli, hissî kavramı bulmak mümkün. Müslüman, umut insanıdır sözü gereği İstiklâl Marşı’nda umudun imana dönüşmüş halini görürüz. Öyle ki, bu iman, çelik zırhlı duvarları bile yıkan, özgürlüğü umut insanı için bir hak olarak takdim eden, sömürüye ve köleliğe karşı kişiyi kıyam kaldıran bir karakter taşır. Şiiri/Marşı yazdığı esnada onca yokluk içinde yaşayan Akif’in düşünce ve hayal dünyasının bambaşka ve önemli hususlarla dopdolu olduğunu görürüz mısralarda. Metin artık yeni bir var oluş, diriliş yapıtı olarak karşımıza çıkar. Bu açıdan İstiklâl Marşı, I. Cihan ve İstiklâl Savaşı boyunca Çanakkale, Medine, Filistin, Sînâ, Galiçya’da verilen büyük mücadelenin zafer takı gibi belirir önümüzde.

İnsanlık tarihi boyunca kaleme alınmış anıt niteliğinde nice şiirler vardır. Destanlar, (bir ölçüde) marşlar, sevgiye ve umuda yönelik kaleme alınan şiirler bu cümledendir. . İstiklâl Marşı gerçekte Mehmet Akif’in duygu ve düşüncesi olarak şiire dökülmüş bir milletin var olma bilincinin ve umudunun adıdır. Ben İstiklâl Marşı’nda yeniden dirilişi, çelikleşmiş imana bürünmüş bir umudu, Hak için verilen mücadeleyi, kutsallığa bürünmüş özgürlük mücadelesini, ahlakı ve insan olma cehdini görürüm. Bu açıdan Endülüs’e Ağıt şiiri ile İstiklâl Marşı şiirleri dünya şartlarında oluş bozuluşun, ilahi kader algısının, insan olabilmenin, erdemli bir toplumun nasıl inşa edilebilir olduğunun işaretlerini verir bize. Bu tür şiirler her ne kadar konuları belli olsa ve bilinen bir mesele üzerine inşa/d edilmiş olsa da gerçekte insanlık adına her zaman geçerli olan hükümleri bünyesinde barındıran şiirler gibidir. Bu açıdan onlar realist olması yani ayakları yere basıyor olması yanında fizikten metafiziğe uzanan bütünlük içinde duygu ve düşüncesiyle insanı, ortak bilinç olan toplumu barındırır. Endülüs’e Ağıt’ta siyasi ve ahlakî çalkantıların yıkıma uğrattığı bir toplum tasvirine mukabil İstiklâl Marşı’nda hangi türden temel kavramlar, duygu ve düşünceler eşliğinde bir toplumun var olabileceğinin resmi sunulur. Ben bu iki büyük şairin iki anıt şiirini biraz da bu gözle görüyor ve okuyorum.    

Endülüs’e Ağıt

Her yükselen bir gün düşer, iniş başlar zirvelerden, 
Ömrün mutlu günlerine niçin aldanır ki insan,

Her şey değişir gök gibi, bir gün masmavi, bir gün bulutlu
Sen de öylesin işte, bugün güldürmüşse, yarın ağlatır zaman

Kime uzatmış ki şefkat elini bu dünya
Kime ebedilik vermiş, kime yaramış sonsuzca

Zaman değiştirmez ölçüsü ve hükmünü,
Hedefi bulmayan kılıçla mızrak geri döner, yaralar sahibini.

Zaman bu.. Ne kılıç kını dayanır ona, ne de sağlam kaleler,
Çürütür hepsini, paramparça eder zaman kılıcı,

Düşün, nerededir şimdi, var mı onlardan bir iz
Nerde muhteşem taçlı Yemen hükümdarları

Şeddad'ın İrem bağı, İrem cenneti nerede?
Nerede bugün İran'ın Sasani hükümdarı

Karun'un bitmez tükenmez serveti nerde bugün
Hani Âd, hani Adnan, hani Kahtan'ın dünya servetleri

Çaresiz onlar da boyun büküp girdiler emrine tarihin
Çekilip gittiler teker teker bir masal, efsane gibi

O saltanatlar sanki rüyada yaşanmış gibi
Gerçek değil de bir hayal, bir gölge gibi sanki

Bir vuruşta yere serdi Dara'yı zaman, yere geçirdi Kisra'yı
Ne sarayları kaldı, ne zafer takları, 

Yaprak gibi kurudu Sa'b'ın saltanatı
Düşün ki bir beka bulmadı alemde Süleyman bile

Bin türlü belası vardır dünyanın işte
Bazen bir hüzün boşanır, bazen bir sevinç tozar, 

Her faciaya bir teselli bulunur,
Ama unutulmaz İslâm'ın uğradığı belâ cihanda

Öyle bir felaket çöktü ki Endülüs'e, yok bir eşi,
Üstümüze devrildi sanki Şahlan ve Uhud dağları

Nazar değdi İslâm'a Endülüs'te,
Bela üstüne bela yağdı yağmur gibi,  o güzelim şehirler üstüne

Belensiye'yi bir sor, hali nicedir Mursiye'nin
Ya Şatibe'nin başına gelenler? Ceyyan'a ne oldu?

Duy başına gelenleri, gördün mü Kurtuba'yı
Bir bilgi okyanusu, bilgi deniziydi, görseydin bilginlerini

Hums'u sor şimdi de, pırıl pırıl aydınlık bahçelerini
Azb ırmağını sor, yine öyle akar mı? Şeker tadıydı suyu

İşte bunlardı Medine'si, gözbebeği Endülüs'ün,
Hepsi bir viranedir artık, niçin yaşamalı,

Yârinden ayrılmış bir genç gibi,
Hüzünle dolmuş gözleri yüce İslâm'ın;

Soyununca İslam'dan bir çöle dönüştü sanki,
Onlar ki küfür karanlığı içinde bayındır bugün

Birer kilisedir artık camiler, nur yüzlü mescidler
Her yerde duyulur çanlar, baykuş uğultuları

Donmuş taştansalar da mihrablar ağlar buna,
İnler buna minberler, cansız ağaçsalar da

Uyan ey gafil kişi, ibret denizi zaman
Sen uykuya dalsan da, asla uyumaz zaman

Ey ezilmez gururla saltanat sürenler,
Siz Hıms'ı gördünüz mü? En güzelini ülkelerin

Her facia unutulur biraz belki tarihte
Unutulmaz Endülüs'te başa gelen belalar

Siz ey şahin duruşlu Arap atlarına binenler yarış alanlarında,
Ey keskin kılıçlı kahramanlar ordusu, ey savaşın tozu dumanı içinde kılıcı parlayanlar

Ey siz karşı kıtada bin bir nimet içinde mutlu yaşayanlar,
Sizin hiç haberiniz var mıdır Endülüs'ten? Bir siz kalmışsınız duymayan halimizi,

Onlar sizden yana çevirip gözlerini bir imdat beklediler,
Öldürülen askerler, esir düşen kadınlar

Nedir bu çatışma, bu ayrılık İslam arasında
Ey Hakk'ın kulları, kardeşsiniz kardeş

Bir yardım duygusu bile yok mudur sizde?
Alıp götürdü zulüm seli, ne var ne yoksa  bizde

Dün sultan idi, bey idiler kendi yurtlarında
Bugünse küfrün elinde birer uşak, birer oyuncaklar

Çevirmiş onları dört yandan zillet uçurumları
Dehşet içinde fırlamış gözleri kimsesiz, şaşkın

Sen de görseydin çığlıklarını, çırpınışlarını Ey Tanrı kulu
Ocaklarından koparılıp satıldıklarını köle pazarlarında

0 feryatlar koymazdı senin de aklını başında, benim gibi
Koparır gibi bedenden ruhu, ayırdılar anadan yavrusunu

Yeni doğan güneşin aydınlığı o kızlar ki:
Öyle saf, öyle temiz, yakut ve mercandan dökülmüş sanki

O kızları sürükleyerek saçlarından götürdüler kirli yataklarına,
Haykırışları yırttı gökleri, arşa çıktı feryatları, kan kustu babalar.

Eritir kalbi bu anlattıklarımın birisi bile,
Eğer varsa sende İslâm ve imandan bir eser, ey insanoğlu!

Salih bin Şerif (Ebu'l Beka)[1]



İstiklâl Marşı
                                -Kahraman Ordumuza-

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül… ne bu şiddet bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl,
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim; bendimi çiğner, aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garb’ın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar;
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir îmânı boğar,
"Medeniyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar.

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın…
Kim bilir, belki yarın… belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri "toprak" diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehîd oğlusun, incitme, yazıktır atanı;
Verme, dünyâları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak, toprağı sıksan şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hüdâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

Ruhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma’bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dînin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım;
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır rûh-i mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek Arş’a değer, belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl;
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!
Mehmet Akif Ersoy


 


Bu makale 3724 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZARLAR

Kuşların Öyküsü20 Mart 2020

TERÖRÜ LANETLİYOURUZ

  
 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HAYDİ SOHBET EDELİM

SOHBET İÇİN TIKLAYINIZ
İSTATİSTİKLER

İSTATİSTİK

 Sitemizde 13 kategori, 2237  haber bulunmaktadır.

 Bu haberler toplam 13675278  defa okunmuş ve 2756 yorum yazılmıştır.

 

REKLAM ALANI

Kumruluyuz.biz Kumrukent.com © 2005 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Kumruluyuz.biz & Kumruluyuz.com ve Kumrukent.com un© 2005 Her Hakkı Saklıdır. www.Kumruluyuz.biz , www.Kumruluyuz.com ve www.Kumrukent.com  un hiç bir kişi, kurum ve kuruluşla bağlantısı yoktur. Tamamen kişisel bir sitedir. Web sitemizin dışında farklı siteler kaynak gösterilerek yayınlanan haber ve içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz. Web sitemizde yayınlanan Köşe Yazıları, Makaleler ve Yorumlardan Yazarların kendileri sorumlu olup; içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz.  Sitemizde yayınlanan içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Destek & Bilgi: admin@kumruluyuz.biz | Yazılım: Mydesign| Bu Site En İyi (Tüm Tarayıcılarla) 1024*768 Çözünürlükte Görüntülenir.

Altyapı: MyDesign