Kumru Tanıtım ve Haber Portalı
Anasayfa Haber Ara Foto Galeri Videolar Anketler Müzik Dinle Sitene Ekle Tollbar İletişim RSS

MENÜ

KUMRU

HABER 7 SON DAKİKA

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZİ BEĞENİN

EN ÇOK OKUNANLAR

Hakkâniyet

Ahmet ÇAPKU

05 Haziran 2015, 23:41

Ahmet ÇAPKU

Hak kelimesi, anlam itibarıyla pek çok mânâya gelir. Bu cümleden olarak şunlar zikredilebilir: Hak-Allah, ilah [Hak Teâlâ, Cenâb-ı Hak]/ doğruluk, insaf [Haktan ayrılmamak] / birine ait olan şey [Bu, benim hakkım]/ iddiaya uygun şey [Bu söz haktır] / biri üzerinde başka birinin emeği [Ana baba hakkı] / hisse [Bu senin hakkın] / uygun [Bu, sana haktır] vb.[1] Bütün bu mânâların ortak yönü yücelik, adalet, hakkâniyet ve ahlak gibi temel mefhumları/değerleri barındırıyor olmasıdır.

 

Memleketimizde ‘Hak demiş, su durmuş’, ‘Hakkına razı olmak’, ‘Hak adamı’ gibi ilgi çekici cümleler hâlâ halk arasında konuşulur. Bu kelime kimi zaman olumsuzluk içeren bir anlam da kazanmış: ‘Hak değirmende olur!’ gibi. Ancak nereden bakılırsa bakılsın, hak kelimesi bir şekilde Yaratıcı ile ilgilidir ve konuşma dilinde kazandığı anlamlar da O’na uzanır biçimdedir. Mezkûr kavramın özellikle tasavvuf dünyasında kazandığı açılımlar ise başka bir araştırma konusudur. Öyle anlaşılıyor ki, hak ve ondan türetilen nice kavram, İslam düşüncesinin en önemli ve sistemi inşa eden merkezî kavramlarından biridir.

…

 

Hak kelimesinden türemiş hakkâniyet, hak ve adalete uygunluk, hakka riayet etmek, doğruluk, insaflı olmak gibi anlamları olan bir kavramdır. Ahlak, siyaset ve toplum düzeni ile doğrudan ilgili bir kavram olmakla birlikte esasta kişinin özünde/benliğinde kendini gösteren bir özellik taşır. Çünkü ahlak ve siyaset, kişi ve kişilerden oluşan toplumun dış yapısında görülür. Halbuki hakiki ahlak ya da Hakk’a bağlılık, işin özünde kişinin iç dünyasında yer alır. Onun için hakkâniyet kavramı, bu yönüyle kişilik-karakter ve onun (kişilik) eğitimiyle irtibatlı bir kavram olacaktır.

 

Bu yazıda ilgili kavramın özellikle dünyevî maîşet/geçim ve onun sistem haline gelmiş durumu ile irtibatlı olarak son devrin önemli mütefekkirlerinden olan Gaspıralı İsmail Bey’in düşünce dünyasında kazandığı anlama yer vermek istiyoruz. Öncelikle Gaspıralı İsmail Bey’in hayat hikayesine kısaca göz atmak yerinde olur: Bir Türk diyarı olan Kırım[2] Bahçesaray doğumlu Gaspıralı İsmail Bey (21 Mart 1851). Baba ve anne tarafından eğitimli, köklü bir ailenin çocuğu. Tahsil hayatında önce mahalle mektebi, ardından askeri okul ve Moskova’da harp okulu. Moskova’daki panslavist hava onda aksi tesir yapar ve Türk düşüncesinin uyandırılması fikrini alevlendirir. Bunun etkisi ile olsa gerek, Girit isyanının bastırılması amacıyla Osmanlı ordusuna katılmak ister ve çıktığı yolculukta Odesa’da yakalanır. Ve bu durum onun Rusya’daki öğrencilik hayatını sonlandırır. Bahçesaray’da Rusça muallimi olur ve yoğun şekilde Rus düşüncesi, edebiyatı okumaları yapar. İstanbul üzerinden Paris’e geçer. İki yıl kadar orada kalır. İstanbul’a döner ve zâbit olmak ister. Muvaffak olamayınca memleketine döner. Bahçesaray’da önce belediye başkan yardımcısı sonra başkan olur. Kırım ve civarındaki Türkleri fikren uyandırmak amacıyla bir takım yayın faaliyetlerine girer. Bütün bunları yaparken tedricîlik metodunu uygular. Tercüman bu maksatla kurulur ve uzun soluklu bir gazete olur. Gaspıralı bu arada ilkokul seviyesinde bir mektep açar ve yeni metod (usûl-i cedid) ile talebelere kısa sürede okuma yazmayı öğretir. Onun özellikle yeni metodunu halka benimsetmesi için dışarıdan Ruslara, içeriden eski metot (usûl-i kadîm) uygulayanlara karşı mücadele vermesi dikkate değerdir. Müslüman Türk kızlarının eğitimine de önem verir Gaspıralı. Rusya Müslümanları Kongresi için ayrı bir gayret sarfeder.[3] Hayat hikayesine göz atıldığında görülür ki, Gaspıralı idealist bir Müslüman, askerliği bilen, yönetimin-siyasetin içinde olan, eğitimci yönü ağır basan, Doğu-Batı’yı aynı anda dikkate alan, dünyanın gidişatını takip eden, kendini topluma ve hatta insanlığa vakfetmiş bir düşünce ve eylem insanıdır.

 

Rus modernleşmesini yakînen gören ve Paris’te Batı’yı yakından tanıyan Gaspıralı’nın düşünce dünyasında kavramlar yerli yerindedir. Şöyle ki, (iktisadî açıdan) Batı dehşet biçimde kapitalizmin etkisinde kavrulurken modernleşen Slav dünyası ise hızlı biçimde sosyalizmin etkisine kaymaktadır. Gaspıralı, kapitalizme eleştiri/antitez olarak doğan bu anlayışın da insanoğluna huzur getirmeyeceğini düşünür ve bu konuyu Avrupa Medeniyetine Bir Nazar-ı Muvazene[4] isimli kısa ve fakat öz yazısında ele alır. Ona göre kapitalizm iktisadî açıdan bir zulüm düzenidir: “Avrupanın hangi bir tarafına bakılır ise koca bir vilayet, bir milyon ahali zulme dûçâr olup, bir dük ve beş baron, onbeş şövalye ve kırk papaza esir ve bî-hukuk hayvan gibi onlara alet ve medâr-ı maîşet değil mi idi?” Batı’nın göbeği, medeniyetin beşiği Paris veya Londra’da beş altı katlı bir binaya bakılsa görülür ki, diyecektir Gaspıralı, bu bina bir ailenin mülküdür. Üst katında bina sahibi aile oturur. Bir kaymakamlık (ilçe) kadar mülke sahiptir. Ancak aynı binanın alt katında fakirler ve çaresizler yer alır: “Şu milyonluk binanın üç beş katı bir familyaya mekan olup yer aşağısı alt katı bir iki yüz inşana mekan ve dâr-ı istirahattir. Yukarı katta oturan familya/(aile) bir kaymakamlık kadar mülke, beş on milyonluk servete malik! Aşağı katta yüz-ikiyüz ebnâ-yı cinsin başını koymaya bir yastığı, örtünmeye bir yorganı, su içmeye bir bardağı yoktur!”. Avrupanın zâhir şa’şası ile bâtın hayatındaki tezadı görmüştür Gaspıralı. Onun zâhirinin süslü, ziynetli, yakışıklı bir kadına benzediğini ancak dikkat edilirse bu kadının dişlerinin yapma, saçlarının takma (peruk), göğüslerinin pamuk ile kabartma olduğunu belirtir ve “Bir inekleri bizim on inek kadar süt verdiğini mi tahsin kılalım! Yüzde doksan dokuzu bir ineğe sahip olamadıklarından mı ibret alalım… Avrupanın içinde kiliseye ve İncil’e iman kalmadığına mı hayran olalım! … Bîçâre Alzas-Loron bakire kızları Paris’de elli franga kadar firuht olduğunu [satıldığını] mizan-ı insafa koyalım!” Gaspıralı’nın bakış açısıyla bu sistemin bir neticesi olarak “Koca İngiltere dört beş bin, koca Fransa beş onbin adamın mülkü” konumundadır.

 

Paylaşımı, emeği adeta kutsayan, kapitalist düzen karşıtı olarak ortaya çıkan sosyalist anlayış konusunda Gaspıralı, ‘Sosyalizme dair ileri sürülen bu fikirlerin ahlak dışı bir takım hayallerden ibaret olduğunu’ düşünür ve Avrupa’nın çürümüş yapısının sosyalist ihtilaller ile çalkalanacağını ileri sürer. “Avrupa’da ve belki cihanda bu mesele en büyük bir meseledir. İnkilabât-ı müdhişe, sosyalizm yüzünden gelecektir. … Avrupa’nın istikbaline karşı toplanmakta olan bela-yı kebir budur.” Emeğin-alın terinin kutsiyeti, insan sömürüsünün son bulması konusunda faydacılığı da eleştiren Gaspıralı sözü İslam düşüncesine getirir.

 

İsmail Beye göre medeniyet demek insanların rahat, selamet ve emniyet üzere yaşadığı usûl ve geçim biçimi (suret-i maişet) demektir. Şu halde gerçek medeniyette insanlar genel olarak (umûmen) ne derece rahat ve emniyet içinde ise bu durum o medeniyetin ileri seviyesine işaret ediyor demektir. Medeniyetin ölçüsü ‘umûmun ondan istifadesi’dir. Yoksa yüksek binalar, gelişmiş harp teknolojileri, bir kısım insanların gelir seviyesinin yüksekliği ve konforu bir medeniyetin medeniyet oluşunun göstergesi değildir. Bu ilkeler ölçüsünde Avrupa medeniyeti, Gaspıralı’ya göre hiç de gelişmiş bir medeniyet olarak görülemez. Onun içindir ki, “Avrupa’nın her neresi olursa olsun zahir parlaklığı ile pek çok kimseyi aldatabilir.” Daha da dikkat çekici husus, Avrupa medeniyeti her ne kadar aydınlanma sonrası aklın kurduğu bir medeniyet gibi görünse de Gaspıralı bunu, Roma-Yunan ve Ortaçağ Kilise yapılanmasının bir ileri biçimi olarak okumaktadır ve bu açıdan Avrupa medeniyeti aynı zamanda Hristiyan medeniyetidir: “Medeniyet-i hazıra Avrupalıların dedikleri gibi yeni bir medeniyet değildir. Eski usûl-i maîşetin âhir şeklidir. Eski bir hikayenin âhir (son) sahifesidir.”

 

Kapitalizm ve sosyalizmin daha çok usûl-i maîşet (geçim/iktisat) yapısı üzerinden kendini ortaya koyduğu ve bir dünya görüşü olarak vücut bulduğunu düşünürsek benzeri konuda İslam medeniyeti açısından Gaspıralı’nın dile getirdiği kavram ‘hakkâniyet’ olarak tebellür edecektir. Bu kavramın Cenâb-ı Hakk ile doğrudan ilgili olduğu, başka bir ifade ile fizik dünyayı alakadar ettiği kadar metafizik âlemle de ilişkili olduğu açıktır. Daha doğrusu hakkâniyeti belirleyen Cenâb-ı Hakk’tır. Onun için Gaspıralı “Eski medeniyetlerin kusuru, ancak oldur ki, hakkâniyet maîşetin haricinde kalmıştır” demektedir ve şayet Batı’ya doğru yönünü çevirmiş İslamlar (Müslümanlar) bunca gayret neticesinde Frenkler (kapitalizm ?) ve sosyalistler gibi olacak ise o say ü gayrete yazıktır: “Okuya okuya sivilize (medeni) olup Frenkler gibi olacağız diyecek isek ve mukaddes bir matlûb-ı maîşet kesbedemiyecek isek yazık bizlere!” Öyleyse geriye şu ilke kalmaktadır: “İnsanların her hareketi, hakkâniyete istinaden olursa zulüm ortadan kalktığı gibi mazlum dahi bulunmayacaktır.”

 

Buna göre “Medeniyet-i cedîde (yeni medeniyet) hakkâniyet üzere tesis olunan bir maîşetin semeresi olacaktır. Bu medeniyet-i cedîdeyi meydana getirmeye İslamlardan (Müslümanlar) ziyade sermayedar bir millet görmüyorum. Bu sermayemiz ise Kelâm-ı Kadim’dir ki, icmal-i hükmi ‘hakkâniyettir’.” Gaspıralı sadede gelir ve şöyle der: “Artık Avrupa’yı bırakalım. (…) Bundan böyle temin-i istikbâle muvazene yolu ile çalışalım. Avrupa bir ihtiyardır. Tecrübesinden hisse alalım da hatalarını tekrar etmeyelim. Mekteplerini, darülfünunlarını bizler de tesis edelim velakin fünûn ile akıllarımızı ziyalandırdığımız kadar hakkâniyet ile yürekleri doldurmaya çalışalım.”

 

…

Gaspıralı’nın hakkâniyet üzere tesis etmeyi teklif ettiği ve kaynağını Kur’an’da bulduğu yeni medeniyet düşüncesi ile ilgili zihninin alt yapısında sanırım şu tür dini veriler olsa gerektir:  “Kimse kimsenin günahını/yükünü üstlenmez. İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır” [Necm-38, 39], “Ey Müminler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun” [Nisa-135], “Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder.” [Nahl-90], “Yeyiniz, içiniz ve fakat israf etmeyiniz.” [Hadis], “Allah sizin suretlerinize/kalıbınıza ve mal mülkünüze değil kalplerinize [niyet-düşünce] ve amellerinize (eylem) bakar.” [Hadis].

 

Öyle anlaşılıyor ki, Gaspıralı’ya göre İslam, yirminci asırda medeniyet ve insanlık adına söz söylemeye muktedir bir sistemin adıdır. Çünkü zahiren yüce görünen ve hatta kendini tek medeniyet olarak tanıtan Batı, iç yüzü itibarıyla zulüm içermektedir. Onu eleştiren sistem de pek umut vadetmemektedir. İnsanı sadece madde değil manasıyla da ele alan İslam onu bir bütün olarak görmekte ve fizikten metafiziğe uzanan çizgide onu değerlendirmeye almaktadır. Onun içindir ki, Gaspıralı’nın gözünde insan, akıl + duygu [madde ve mânâ] = insan şeklindedir. Bunlardan sadece birini alıp insanı o şekilde değerlendiren medeniyetler neticede ya zulme ya da çürümeye düçâr olur diyebiliriz. Bence Gaspıralı’nın medeniyet ve sistem merkezli bu bakış açısın hâlâ daha üzerinde durulmaya, düşünülmeye değerdir.  



[1] Ferit Devellioğlu, Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lûgat, ‘Hak’ maddesi.

[2] Kırım’ın çok eski bir Türk diyarı olması ile ilgili olarak bkz. Ahmet Toksoy, ‘XX. Yüzyıla Girerken Türk Dünyası ve İsmail Gaspıralı”, (sf. 1-2). Bkz. http://www.ismailgaspirali.org/yazilar/atoksoy.htm [Erişim: 04.06.2015]

[3] Geniş bilgi için bkz. Hakan Kırımlı, “Gaspıralı, İsmâil Bey”, Diyanet İslam Ansiklopedisi, c. 13,  sf. 392-395.

Bu makale 4674 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZARLAR

Kuşların Öyküsü20 Mart 2020

TERÖRÜ LANETLİYOURUZ

  
 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HAYDİ SOHBET EDELİM

SOHBET İÇİN TIKLAYINIZ
İSTATİSTİKLER

İSTATİSTİK

 Sitemizde 13 kategori, 2237  haber bulunmaktadır.

 Bu haberler toplam 13675167  defa okunmuş ve 2756 yorum yazılmıştır.

 

REKLAM ALANI

Kumruluyuz.biz Kumrukent.com © 2005 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Kumruluyuz.biz & Kumruluyuz.com ve Kumrukent.com un© 2005 Her Hakkı Saklıdır. www.Kumruluyuz.biz , www.Kumruluyuz.com ve www.Kumrukent.com  un hiç bir kişi, kurum ve kuruluşla bağlantısı yoktur. Tamamen kişisel bir sitedir. Web sitemizin dışında farklı siteler kaynak gösterilerek yayınlanan haber ve içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz. Web sitemizde yayınlanan Köşe Yazıları, Makaleler ve Yorumlardan Yazarların kendileri sorumlu olup; içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz.  Sitemizde yayınlanan içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Destek & Bilgi: admin@kumruluyuz.biz | Yazılım: Mydesign| Bu Site En İyi (Tüm Tarayıcılarla) 1024*768 Çözünürlükte Görüntülenir.

Altyapı: MyDesign