Kumru Tanıtım ve Haber Portalı
Anasayfa Haber Ara Foto Galeri Videolar Anketler Müzik Dinle Sitene Ekle Tollbar İletişim RSS

MENÜ

KUMRU

HABER 7 SON DAKİKA

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZİ BEĞENİN

EN ÇOK OKUNANLAR

İnzivâ /[Mağara]

Ahmet ÇAPKU

25 Ocak 2016, 22:47

Ahmet ÇAPKU

Meşhur filozof Eflatun’nun (Platon) mağara istiaresi insana ne çok şey söyler. İstiare şu şekildedir: 

  “   - Şimdi, dedim, insan denen yaratığı eğitimle aydınlanmış ve aydınlanmamış olarak düşün. Bunu şöyle bir benzetmeyle anlatayım: Yeraltında mağaramsı bir yer, içinde insanlar. Önde boydan boya ışığa açılan bir giriş… İnsanlar çocukluklarından beri ayaklarından, boyunlarından zincire vurulmuş, bu mağarada yaşıyorlar. Ne kımıldayabiliyor, ne de burunlarının ucundan başka bir yer görebiliyorlar. Öyle sıkı sıkıya bağlanmışlar ki, kafalarını bile oynatamıyorlar. Yüksek bir yerde yakılmış bir ateş parıldıyor arkalarında. Mahpuslarla ateş arasında dimdik bir yol var. Bu yol boyunca alçak bir duvar, hani şu kukla oynatanların seyircilerle kendi arasına koydukları ve üstünde marifetlerini gösterdikleri bölme var ya, onun gibi bir duvar. Böyle bir yeri getirebiliyor musun gözünün önüne?

* Getiriyorum. 

* Bu alçak duvar arkasında insanlar düşün. Ellerinde türlü türlü araçlar, taştan, tahtadan yapılmış, insana, hayvana ve daha başka şeylere benzer kuklalar taşıyorlar. Bu taşıdıkları şeyler, bölmenin üstünde görülüyor. Gelip geçen insanların kimi konuşuyor, kimi susuyor.

* Garip bir sahne doğrusu ve garip mahpuslar!

* Ama tıpkı bizler gibi! Bu durumdaki insanlar kendilerini ve yanlarındakileri nasıl görürler? Ancak arkalarındaki ateşin aydınlığıyla mağarada karşılarına vuran gölgeleri görebilirler, değil mi?

* Ömürleri boyunca başlarını oynatamadıklarına göre, başka türlü olamaz.

* Bölmenin üstünden gelip geçen bütün nesneleri de öyle görürler.

* Şüphesiz.

* Şimdi bu adamlar aralarında konuşacak olurlarsa, gölgelere verdikleri adlarla gerçek nesneleri anlattıklarını sanırlar, değil mi?

* Öyle ya.

* Bu zindanın içinde bir de yankı düşün. Geçenlerden biri her konuştukça, mahpuslar bu sesi karşılarındaki gölgenin sesi sanmazlar mı?

* Sanırlar tabii.

* Bu adamların gözünde gerçek, yapma nesnelerin gölgelerinden başka bir şey olamaz ister istemez, değil mi?

* İster istemez.

* Şimdi düşün: Bu adamaların zincirlerini çözer, bilgisizliklerine son verirsen, her şeyi olduğu gibi görürlerse, ne yaparlar? Mahpuslardan birini kurtaralım; zorla ayağa kaldıralım; başını çevirelim, yürütelim onu; gözlerini ışığa kaldırsın. Bütün bu hareketler ona acı verecek. Gölgelerini gördüğü nesnelere gözü kamaşarak bakacak. Ona demin gördüğün şeyler sadece boş gölgelerdi, şimdiyse gerçeğe daha yakınsın, gerçek nesnelere daha çevriksin, daha doğru görüyorsun, dersek; önünden geçen her şeyi birer birer ona gösterir, bunların ne olduğu sorarsak ne der? Şaşırakalmaz mı? Demin gördüğü şeyler, ona şimdikilerden daha gerçek gibi gelmez mi?

* Daha gerçek gelir.

* Ya onu aydınlığın ta kendisine bakmaya zorlasak? Gözlerine ağrı girmez mi? Boyuna başını bakabildiği şeylere çevirmez mi? Kendi gördüğü şeyleri, sizin gösterdiklerinizden daha açık, daha seçik bulmaz mı?

* Öyle sanırım.

* Onu zorla alıp götürsek, dik ve sarp yokuştan çıkarıp, dışarıya, gün ışığına sürüklesek, canı yanmaz, karşı koymaz mı bize? Gün ışığında gözleri kamaşıp bizim şimdi gerçek dediğimiz nesnelerin hiç birini göremeyecek hale gelmez mi?

* İlkin bir şey göremez her halde.

* Yukarı dünyayı görmek isterse, buna alışması gerekir. Rahatça görebildiği ilk şeyler gölgeler olacak. Sonra, insanların ve nesnelerin sudaki yansıları, sonra da kendileri. Daha sonra da gözlerini yukarı kaldırıp, güneşten önce yıldızları, ayı, gökyüzünü seyredecek.

* Her halde.

* En sonunda da güneşi; ama artık sularda, ya da başka şeylerdeki yansılarıyla değil, olduğu yerde, olduğu gibi. 

* Öyle olsa gerek.

* İşte ancak o zaman anlayabilir ki, mevsimleri, yılları yapan güneştir. Bütün görünen dünyayı güneş düzenler. Mağarada onun ve arkadaşlarının gördükleri her şeyin asıl kaynağı güneştir.

* Bu değişik görgülerden sonra, varacağı sonuç bu olur elbet.

* O zaman ilk yaşadığı yeri, orada bildiklerini, zindan arkadaşlarını hatırlayınca, haline şükretmez, orada kalanlara acımaz mı?

* Elbette.

* Ya orada birbirlerine verdikleri değerler, ünler? Gelip geçen şeyleri en iyi gören, ilk veya son geçenleri, ya da hepsini en iyi aklında tutup, gelecek şeylerin ne olabileceğini en doğru kestirenin elde ettiği kazançlar? Mağaradan kurtulan adam artık onlara imrenir mi? O ünleri, o kazançları sağlayanları kıskanır mı? O boş hayallere dönmekten, eskiden yaşadığı gibi yaşamaktansa, Homeros’taki Akhilleus gibi, ‘fakir bir çiftçinin hizmetinde uşak olmayı’, dünyanın bütün dertlerine katlanmaktan bin kere daha iyi bulmaz mı?

* Bence bulur; her mihneti kabul eder de bir daha dönmez o hayata.

* Bir de şunu düşün: Bu dediğimiz adam yeniden mağaraya dönüp eski yerini alsa; gün ışığından ayrılan gözleri karanlıklara dayanabilir mi?

* Dayanamaz. 

* Daha gözleri karanlıklara alışmadan, ki kolay kolay da aşılamaz, yeniden bu karanlıklar içinde düşünmek, zincirlerinden hiç kurtulmamış mahpuslarla gördükleri üzerinde tartışmak zorunda kalsa, herkes gülmez mi ona? Yukarıya, boşu boşuna çıkmış, üstelik de gözlerini bozup dönmüş demezler mi? Bu adam onları çözmeye, yukarıya götürmeye kalkışınca, ellerinden gelse, öldürmezler mi onu?

* Hiç şaşmaz, öldürürler.

* Şimdi, sevgili Glaukon, bu benzetmeyi demin söylediklerimize uyduralım. Görünen dünya mağara zindanı olsun. Mağarayı aydınlatan ateş de güneşin yeryüzüne vuran ışığı. Üst dünyaya çıkan yokuş ve yukarıda seyredilen güzellikler de, ruhun düşünceler dünyasına yükselişi olsun. Benim nereye varmak istediğimi merak ediyordun ya, işte bu benzetmeyle onu iyice anlamış olursun. Doğru mu, yanlış mı, orasını Tanrı bilir. Her halde benim düşünceme göre kavranan dünyanın sınırlarında ‘iyi’ ideası vardır. İnsan onu kolay kolay göremez. Görebilmek için de, dünyada iyi ve güzel ne varsa, hepsinin ondan geldiğini anlamış olması gerekir. Görülen dünyada ışığı yaratan ve dağıtan odur. Kavranan dünyada da doğruluk ve kavrayış ondan gelir. İnsan ancak onu gördükten sonra iç ve dış hayatında bilgece davranabilir. [Bkz. Platon, Devlet, çev. S. Eyüboğlu-M.A. Cimcoz, İst. 1980, Remzi Kitabevi, sf. 199-202 (514a-517c)]

… 

 Öteden beri duyardım. Ankara’da Hacı Bayram Veli Camii’nin alt kısmında zaviye türü bir yer varmış. Orası Hacı Bayram Veli’nin zikir-fikir yeri yani inzivâya çekildiği yer imiş. Ne zaman yolum Ankara’ya düşse, orayı görmek isterdim. Nasip oldu, gördüm. Caminin kıble istikametinin tam altında, ön tarafta Hacı Bayram Veli’ye ait bir iki kişinin sığabileceği ve ancak başını eğerek yürüyebileceği bir yer. Dış dünyadan gelen ışık ile irtibatı kesik. Kıble istikametinden geriye doğru gelirken ikinci sırada

küçük bir odacık. Orası da Hacı Bayram Veli’nin talebesi Akşemseddin’e ait. Sonra Eşrefoğlu Rumi’nin odası. Sonra biraz büyücek bir hol. Abdest alma, ders yapma, belki yemek yeri (?). Hepsinin de dış dünya ile irtibatı yok. Yer altında bir mağara gibi inzivâ mekanı. İlginç!... Niçin böyle bir yer acaba?

Benzer durumun Ahmet Yesevî (ö. 1166) ile ilgili olduğu da söylenir. Ancak biliyoruz ki, Musa’nın (as) Tur Dağı, İsa’nın (as) Zeytin Dağı, Hz. Muhammed’in ise Nur Dağı [Hıra Mağarası] var. Ve belki Buda’nın [Buddha-MÖ.483] İncir Dağı var. [Bkz. Tîn Suresi, 1-3]. Hemen her birinin işlevi, toplumdan (belki dünyevî meşgalelerden) uzaklaşarak kendi iç dünyalarında derinleşmeyi, mümkün ise aydınlanmayı temin etmek. Aklın işleyişi de bu doğrultuda değil midir? Pratik/amelî akıl kişinin dünyevî işlerini düzene koyarken, teorik/nazarî akıl onu düşünce-bilgi boyutuna taşır. Bunların işleyişi ise birbirine zıttır. Beden ne ölçüde dünyevî meşgalelerden, kaygılardan uzak olursa teorik akıl o ölçüde işlevsel hale gelir. [vekafe-vâkıf / stand-understand]. Onun için mağara-inzivâya çekilmek, öyle anlaşılıyor ki, nice bilgenin, kendini maddî-dünyevî-toplumsal  meşgalelerden uzaklaştırabilmek adına başvurduğu bir yöntem olmuştur. 

 Eski (klasik) dönem camilerinin [kalp, duygu, değer], medreselerinin [akıl, bilgi, fikir] de bu konu dikkate alınarak inşa edildiği rahatlıkla görülebilir. Eğer dış dünyadan ışık gelecek ise, ancak kırılarak, süzülerek ve mümkün ise kişiyi rahatsız etmeyecek, dış dünya ile onun irtibatını en aza indirecek şekilde gelebilir. Çünkü orada asıl amaç, aklen ve kalben başka bir varlık âlemine yükselebilmek başka bir ifade ile aydınlanmaktır.

 … 

Mağara ve aydınlanma. Sıradan insanın zihin dünyasında bu iki kavram yanyana konulduğunda birbirleri ile ilgisi açısından belki de pek anlam verilemez. Kişi bir fert olarak dünyada yaşadığı, dünyevî olanla hemhal olduğu halde ne diye kendini maddî alandan tecrit etsin ki? Herhalde geçici, fanî, maddî âlemin aldatıcılığından soyutlanmak, fanî olmayana ulaşabilmek için. Bir şeye ulaşabilmek için önce onunla ilgili doğru bilgiye ihtiyaç vardır. Bu doğru bilgiye ulaşabilmek için farklı yöntemler olabilir. Ancak öncelikle fanî olanın farkına varıp fanî olmayana ulaşabilmek için kişide bir uyanış, yöneliş olmalı. Bu seviyeye ulaşamayanların böylesi bir teşebbüse geçmeleri elbette beklenemez. Geçmiş olanların ise tarih boyunca insanlara yol göstermiş oldukları söylenebilir. Tabir yerinde ise yanmış ve aydınlanmış olanlar etrafına ışık saçanlardır/aydınlatanlardır. Yanmadan aydınlanma nasıl olur ki?...

Eflatun’un mağara istiaresinde işaret ettiği üzere, bâkî olanın bilgisine ulaşmış ve bu doğrultuda kendine çeki düzen vermiş, erdeme ulaşmış kişilerin, o seviyede olmayanlar nezdinde nasıl adam yerine konulmadıkları, hor hakir görüldükleri, dışlandıkları ise öteden beri müsellemdir. Öyle anlaşılıyor ki, asıl fark şuradadır: Birilerinin, elde etmek uğruna birçok şeyini feda etmeye hazır olduğu nice haller, hakiki bilgiye ve erdeme ulaşmış kişinin gözünde asıl şeyler olamaz. Dolayısıyla o şeyler uğruna bunca emek israftır. Halbuki fanînin dünyasında dolaşan için ise asıl lezzetler, faydalar, yücelikler mezkûr (fanî) olan hallerdir. Onun için Peygamber’in (as) deyimiyle ilim adamı ile para adamı asla aynı kulvarda bulunamaz. Biri bilginin, hakikatin peşinde koşarken diğeri fanî olanın peşinde nefes tüketir. Ama soru şu: Pekiyi, madem ki, mal canın yongasıdır. Şu halde para da lazım değil mi? Elbette lazımdır. Ama asıl değildir. Onun için kafa-kalp adamı parayı (ve dünyevî halleri), asıl ulaşılması, elde edilmesi gereken şey yerine koyamaz. Onun değeri, kafa-kalp adamının düşünce ve gönül dünyasında ancak ikinci, üçüncü planda olabilir. 

… 

Günümüz dünyası artık, genelde görsellik yani imaj üzerinden iş görüyor. Ye kürküm ye, hikayesi. Hz. Ömer’e atfedilen bir söz vardır: Biz insanları görünüşleri ile karşılarız, düşünceleri ile uğurlarız. Ama benim sorum/ve kaygım şu: İnsanların görünüşleri ile karşılanmasında bir mahzur yok, ama artık düşünceye bakan var mı? Düşünce adına bir mağara/inzivâ kaygısı taşıyan var mı? Kim bilir

belki de, Ramazan ayının son on gününde itikaf denilen durum, mağaraya-inzivâya çekilmek adına konulmuş olabilir. Çünkü insanın kendine dönebilmesi, iç dünyasının derinliklerine kök salabilmesi, kendini tanıyabilmesi bu tür yöntemler ile olabilir. Malûm olduğu üzere, tasavvufun ve ilim adına yapılan etkinliklerin temel esprisi de şu değil midir?: “Kendini tanı!” 

Bu makale 3226 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZARLAR

Kuşların Öyküsü20 Mart 2020

TERÖRÜ LANETLİYOURUZ

  
 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HAYDİ SOHBET EDELİM

SOHBET İÇİN TIKLAYINIZ
İSTATİSTİKLER

İSTATİSTİK

 Sitemizde 13 kategori, 2237  haber bulunmaktadır.

 Bu haberler toplam 13603980  defa okunmuş ve 2756 yorum yazılmıştır.

 

REKLAM ALANI

Kumruluyuz.biz Kumrukent.com © 2005 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Kumruluyuz.biz & Kumruluyuz.com ve Kumrukent.com un© 2005 Her Hakkı Saklıdır. www.Kumruluyuz.biz , www.Kumruluyuz.com ve www.Kumrukent.com  un hiç bir kişi, kurum ve kuruluşla bağlantısı yoktur. Tamamen kişisel bir sitedir. Web sitemizin dışında farklı siteler kaynak gösterilerek yayınlanan haber ve içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz. Web sitemizde yayınlanan Köşe Yazıları, Makaleler ve Yorumlardan Yazarların kendileri sorumlu olup; içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz.  Sitemizde yayınlanan içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Destek & Bilgi: admin@kumruluyuz.biz | Yazılım: Mydesign| Bu Site En İyi (Tüm Tarayıcılarla) 1024*768 Çözünürlükte Görüntülenir.

Altyapı: MyDesign