Kumru Tanıtım ve Haber Portalı
Anasayfa Haber Ara Foto Galeri Videolar Anketler Müzik Dinle Sitene Ekle Tollbar İletişim RSS

MENÜ

KUMRU

HABER 7 SON DAKİKA

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZİ BEĞENİN

EN ÇOK OKUNANLAR

Hikmet’e Dair

Ahmet ÇAPKU

24 Mart 2016, 10:21

Ahmet ÇAPKU

HİKMET’E DAİR

-[HAKÎM/HÂKİM/HEKİM]-


Hikmet’i “insanın gücü ölçüsünde nesnelerin mahiyet ve hakikatlerini bilmesidir” şeklinde tarif eden Cürcânî, bu kavramın ilim-amel bütünlüğü çerçevesinde gerçeği dile getiren her türlü söz, akla uygun özlü söz gibi anlamlar kazandığını belirtir. [DİA, Hikmet mad.]. Bu bakış açısı ünlü İslam filozofu Âmirî’nin düşüncesinde varlığın doğru bilgisine sahip olup ona uygun davranmak şeklini alır. Mezkûr filozof, kâmil insanın ancak bu seviyeyi yakalayan insan/lar olabileceğini ifade ederken en rezil insanları ise varlığın doğru bilgisine sahip olmayan ve ona uygun davranmayan kişiler olarak resmeder.

Maddî, manevî ve zihnî alandaki bütün varlıkların doğru bilgisine sahip olmak anlamı kazanan hikmet kelimesi, felsefî açıdan gayesi hayr olan amelî hikmet (ahlak, ev idaresi, siyaset) ile gayesi hakk olan nazarî hikmet (fizik/hikmet-i tabiiyye, matematik/hikmet-i riyaziye, metafizik/hikmet-i ilahiye) şeklinde bölümlere ayrılmıştır. Özellikle nazarî alanda tabiat felsefesi ile ilgilenlere zamanla filozof; ilahi hikmetle ilgilenlere ise hakîm denilmiş. Ancak zamanla bunlar arasında farklı isimlendirmelere gidilmiştir. Bu isimlendirmelerde öyle anlaşılıyor ki, hikmet kelimesinin kök anlamı önemli bir yere sahiptir. Şöyle ki:  Mezkûr kelime, Arapça h-k-m kökünden türetilmiş olup ‘devenin dizginlerini tutmak, taşkınlığına mani olmak veya men etmek, atı gemlemek’ gibi anlamlara sahiptir. Buradan hareketle kelime şu manaları kazanmıştır:

Hâkim= Zulme engel olan

Mahkeme= Zulmün engel olunduğu yer

Hakem= Kuralsızlığa, kural dışı hareketlere engel olan.

Tahkim= Yıkılmaya, çökmeye engel olmak.

İstihkam= düşmanın ilerleyişine engel olmak.

Hükümet= Anarşi ve kanunsuzluğa engel olan.

Hakîm= Cehalete, sapkın fikir ve inançlara engel olan.

Hekim= Hastalığa engel olan.

Hikmet= Cehalete, sapkın fikir ve inançlara engel olan bilgi.

 

Buna göre hikmet kelimesi, hakikat dışı her şeyi men eden, cehalete engel olan, kişiyi sapkın fikir ve inançlardan alıkoyan bilgi, irfan veya iksirin adı olmaktadır. [Bkz. İsmail Yakıt, Tıp Felsefesi ve Etiği Üzerine, İst. 2010, sf. 19-23].

Kur’an’da “Her kime hikmet verilmişse ona çok hayr verilmiştir” [Bakara, 269] ayeti bu açıdan önemlidir. Çünkü bu noktada hikmet, kapsam alanı geniş bir ilmî etkinlik olarak düşünülmüş, felsefî boyutuyla aklî etkinlikler yanında dini ve irfanî veriler de bu kavramın içine dahil edilmeye çalışılmıştır. Osmanlı düşüncesinde fizik/tabiat alanındaki çalışmalara hikmet-i tabiiyye denilmesi [Batı’da, Philosophia Naturalis], aklî verilere dini verilerin de dahil edilerek tabiatın okunması şeklindeki bakış açısı ile ilgili olabilir.

İslam siyaset düşüncesinde Fârâbî’nin ayrı bir yeri vardır. Onun el-Medînetü’l-Fâzıla (Erdemli Devlet) isimli meşhur eserinde filozof (hakîm feylesof), erdemli devletin oluşabilmesi için olmazsa olmazdır. Çünkü hakîm/filozof varlığın doğru bilgisine ulaşan ve ona göre tavır ortaya koyan kişidir. Varlığın merkezinde nasıl ki, Bir Tanrı varsa ve bu dünyanın idaresinde görevli ara varlıklar varsa, nasıl ki bedenin idaresinde kalp, ara organlar ve bedenin diğer kısımları varsa aynı şekilde erdemli devlette de hakîm/filozof, ara yöneticiler ve yönetilenler vardır. Hakîmin/filozofun olmadığı bir devlet (siyasi organizasyon) çökmeye mahkumdur. Platoncu bakış açısıyla filozof, değişmeyenin yani tümelin doğru bilgisine sahip kişidir.  Şu halde devletin dengesi ve idamesi ancak hakîm/filozof ile mümkündür.

Hakîm ile hekîm eski dönemlerde aslında birlikte yürüyen iki önemli kavram olagelmiştir. Bu açıdan Fârâbî (ö. 950) bir zamanlar kadılık yani hâkimlik yapmış hakîm/filozoftur. İbn Sînâ (ö. 1037) ise daha çok hekîmliği ile meşhur bir hakîmdir. Endülüs filozofu İbn Rüşd ise hekîm, hâkim ve hakîmdir. Aynı şey Ebu Bekir Zekeriya er-Râzî (ö. 925) için hekim ve hakîm şeklindedir. Demek ki, bunlar pek de birbirinden ayrı düşen kavramlar olmamıştır. Fakat mesele ile ilgili ilgi çekici şöyle bir ayrıntı vardır. Platon (m.ö. 347), Devlet isimli eserinde “Bir şehirde düzensizlikler, hastalıklar çoğaldı mı, bir sürü mahkemeler, hastaneler açılır. Bir sürü hür insan da bu işlere hevesle atıldı mı, avukatlık ve hekimlik de o şehirde anlı şanlı, şerefli meslekler haline gelir” diyerek hekimlik ve hâkimliği hiç de olumlu bir durum olarak tasvir etmemiştir. [Devlet, 405a]. Çünkü bedenin dengesizliğinden/adaletsizliğinden hastalıklar ortaya çıkar. Hekimlerin vücut bulma sebebi işte bu hastalıklardır. Hâkimleri var eden ise daha ciddi bir durumdur: Aklî ve ahlakî yetersizlikler. Şu halde aklen ve ahlaken yetersiz, kifayetsiz yani nâkıs olanlardan oluşan toplumlarda kavgalar, gürültüler eksik olmaz. Bunların gerektiği şekilde yargılanmaları için hâkimler gerekir. Bedenin gündelik yaşamı için lazım olan spor, çalışma, vücudun dengeli hali bozulunca hekimlere gün doğar. Şu halde, bir toplumun/devletin inşa ve idaresinde hakîm/filozof ne ölçüde gerekli ise hâkim ve hekim o ölçüde olumsuzlanmış olmaktadır. Platon’daki bu bakış açısını Endülüs filozofu İbn Bâcce’nin (ö. 1139) düşüncesinde de görmek mümkündür.

İşin ironi tarafı şurada ki, bugün bir kısım (belki birçok) aile, çocukları için en seçkin meslekler olarak hâkimlik ve hekimliği görüyor. Hakîm/filozof olabilmek ve hatta hakîm çıkarabilmek ise öyle her milletin harcı değil! Sarp yokuşu tırmanmak gibi bir şeydir bu! Ne var ki, uzağı, geniş ufukları görebilmek ancak yokuşu tırmanıp zirveye ulaşanların hakkıdır. Pekiyi hekimlik ve hâkimlik mutlak manada olumsuz bir durum mudur? Tabii ki değildir ve olamaz da. Ancak asıl olan geçmişte olduğu gibi onların üzerine tırmanabilmek, hakîmliğe ulaşabilmektir. Emek olmadan yemek olmaz hesabı hakîmliğe ulaşabilmek ise belki de asırlarca ciddi seviyede aklın [nazarî-amelî/teorik-pratik boyutuyla] yürüyüşüyle ulaşılabilen bir seviyedir. Mesele sanıldığı gibi kolay değil… Hakîmleri olan milletler medeniyetlerini ayakta tutabiliyor veya yenileyebiliyorlar. Diğerleri ise onların çizdiği yolda yürümek mecburiyeti ile başbaşa kalıyorlar.   


Bu makale 2339 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZARLAR

Kuşların Öyküsü20 Mart 2020

TERÖRÜ LANETLİYOURUZ

  
 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HAYDİ SOHBET EDELİM

SOHBET İÇİN TIKLAYINIZ
İSTATİSTİKLER

İSTATİSTİK

 Sitemizde 13 kategori, 2237  haber bulunmaktadır.

 Bu haberler toplam 13674715  defa okunmuş ve 2756 yorum yazılmıştır.

 

REKLAM ALANI

Kumruluyuz.biz Kumrukent.com © 2005 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Kumruluyuz.biz & Kumruluyuz.com ve Kumrukent.com un© 2005 Her Hakkı Saklıdır. www.Kumruluyuz.biz , www.Kumruluyuz.com ve www.Kumrukent.com  un hiç bir kişi, kurum ve kuruluşla bağlantısı yoktur. Tamamen kişisel bir sitedir. Web sitemizin dışında farklı siteler kaynak gösterilerek yayınlanan haber ve içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz. Web sitemizde yayınlanan Köşe Yazıları, Makaleler ve Yorumlardan Yazarların kendileri sorumlu olup; içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz.  Sitemizde yayınlanan içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Destek & Bilgi: admin@kumruluyuz.biz | Yazılım: Mydesign| Bu Site En İyi (Tüm Tarayıcılarla) 1024*768 Çözünürlükte Görüntülenir.

Altyapı: MyDesign