Kumru Tanıtım ve Haber Portalı
Anasayfa Haber Ara Foto Galeri Videolar Anketler Müzik Dinle Sitene Ekle Tollbar İletişim RSS

MENÜ

KUMRU

HABER 7 SON DAKİKA

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZİ BEĞENİN

EN ÇOK OKUNANLAR

Şüphe

Ahmet ÇAPKU

27 Nisan 2016, 23:16

Ahmet ÇAPKU

İnsanı bilgi sahibi kılmaya sevkeden muhtelif unsurlardan söz edilebilir. Bunların başında merak duygusu gelir. İlim, ömür boyu süren bir keşif yolculuğu ise bu yolculukta bilinmeyene karşı merak, tam bilinmeyene karşı şüphe, korku üreten şeye karşı endişenin olması tabiidir. İnsan bilincinin derinlerinde yer eden merak, şüphe, endişe gibi kavramlar aslında onu sürekli başka şeyleri tanımaya iten ve hayatını/yaşamını garantiye alması gerektiğini ihtar eden kavramlardır. 

Konu bir yönüyle, belki daha çok yönüyle, bilgi teorisi ile ilgilidir. Neyi, nasıl bilebilirim sorusunun konusu demek istiyorum. Mesela Hz. İbrahim’in, kendi dönemindeki ilah anlayışına yönelik şüphesi ve geliştirdiği argüman bu bağlamda zikredilmeye değerdir. Önce parlak bir yıldız (doğrusu gezegen/kevkeb) görür ve ‘İşte, Rabbim bu!’ der. Ancak onun batıp gittiğini görür. Ardından aynı durum Ay ve Güneş için de geçerli olur. Nihayet İbrahim (as), yüzünü bütün bunları var edene çevirir. [En’âm Suresi, 76-79].

                Eski Yunan’da Sofistler denilen ve bilgi teorisinde şüpheci (septik) bir tutum takınmaları ile meşhur olan, para ile ilim (özellikle retorik/hitabet) öğreten filozoflar vardır. Mezkûr taifenin bilgiye yaklaşımı, şüphe ve sanı üzerine inşa edilmiştir. Şöyle ki, bizler, bilgiye duyularımız vasıtasıyla ulaşırız. Duyularımız ise dış dünyaya bağlıdır. Dış dünya ise değişim halindedir. Şu halde sabitesi olan bilgi de olamaz. Bunlar içinde Gorgias (mö. yaklaşık 374) bilginin mümkün olmadığı anlayışı ile görececilik ve kuşkuculuğun önde gelen ismi olmuştur.

                İslam düşüncesinde şüphe denilince ilk akla gelenlerden biri Gazzâlî’dir (ö. 1111). Onun içine düştüğü şüphe, güvenilir, geçerli doğru bir bilginin var olup olmadığı ile ilgilidir. el-Munkız mine’d-dalâl isimli meşhur (fikrî) otobiyografisinde hakikati arayanları Kelamcılar, Tasavvufçular, Filozoflar, Batıniler şeklinde dört kategoriye ayırır ve her birinin bilgi teorisini inceler. Kendisi bunlar içinde tasavvuf ehline meyleder. Ancak kendine henüz takip edeceği yolu çizmediği günlerde derin bir şüpheye düşer. Öyle ki, gündelik hayatındaki işlerinden, yemekten içmekten bile kesilir ve doktorlar bu durum karşısında çaresiz kalırlar. Hüccetül-İslam’ın temel soruları şunlardır: Acaba doğuştan getirilen aklın verilerine güvenilebilir mi? Mesela ‘bütün, parçadan büyüktür.’ ‘Bir şey aynı anda ya vardır ya da yoktur. Üçüncü halde olamaz’ gibi aklın en temel verilerine güvenilebilir mi? Eğer güvenir isek bu durumda rüyada gördüğümüz nice şeyler var ki, aklın bu temel ilkelerine aykırılık teşkil edebiliyor. Uyanmasak biz o rüyada gördüklerimizi hakikat olarak kabul ederiz. Şu halde bu dünya da bir rüya olmasın?!... (Nitekim, tasavvufçuların buna benzer sözleri vardır). Öyle anlaşılıyor ki, Gazzâlî, özellikle (İslam) filozoflarını okuduktan sonra, şüpheci karakterinin de etkisi ile olsa gerek, ciddi bir bilgi krizinin içinde bulmuştur kendini. Gazzâlî, bu durumu, nihayet Allah kalbime bir nur attı da kurtuldum, diyerek dile getirir. Ancak Allah’ın, onun kalbine attığı nur nedir, sorusu hâlâ daha tartışılır. Fakat kriz öncesi Gazzâlî ile kriz sonrası Gazzâlî’nin farklı olduğu da bir gerçektir.

                Batı düşüncesinde bilgi krizi bağlamında Dekart (Descartes) (ö. 1650) önemli bir filozoftur. Tabir yerinde ise modernitenin (özellikle Yeniçağ felsefesinin) babası kabul edilen Dekart’ın bilgi teorisi, aslında şüphe ile başlar. Demek ki, modern düşüncenin başlamasını bir ‘şüphe’ye borçluyuz! Şöyle ki, dış dünyayı duyularımızla algılarız. Ama duyularımız, hatta bize en güvenilir bilgiyi veren göz duyumuz bile, bizi yanıltır. İçi su dolu bardağa mesela bir çubuk koysam, gözüm onu bana kırık olarak gösterir. Onun kırık olmadığını ancak akıl hakimi düzeltir. Şu halde ben gözümün bana verdiği bilginin doğruluğuna ne kadar güvenebilirim ki! Öyleyse dış dünyada bana görünen varlıklar bir duyu yanılmasından ibaret olabilir. Etrafımdaki insanların varlığından da şüphe edebilirim, hatta kendi varlığımdan da. Nitekim rüyalarımda pek çok şey yaparım, ama uyanınca bunları yapmadığımı, yatağımda yatarken bunları birer rüya olarak algıladığımı idrak ederim. Pekiyi, benim şu anda uyanık iken de bir rüya halinde olmadığımı kim garanti edebilir?! Bize, güvenebileceğimiz bilgiyi ancak Tanrı’nın verdiğine güvenebiliriz. Ama ya Tanrı da kendisine güvendiğimiz halde bizi aldatan, yalan söyleyen bir varlık ise o zaman ne olacak?! İşte bu durumda matematiğin güvenilir bilgileri bile şüphe girdabına düşmekten kendini alamaz. Şu halde her şeyden (dış dünyadan, duyu bilgisinden, kendinden, matematik bilgilerden, Tanrı’dan) şüphe eden insanın artık şüphe edemeyeceği bir şey kalır geriye: Şüphe ettiğinin bilinci. Yani ortada ‘şüphe’ denilen bir şeyin olduğu, ‘şüphe eden biri’nin de var olduğundan şüphe edilemez.  Bu apaçık bir durumdur. Ve bunu bilmek sezgiseldir. Şüphe etmek bir çeşit düşünme olunca böylece Dekart, şüpheden kendi varlığının bilgisine ulaşır: Düşünüyorum, öyleyse varım (cogito ergo sum). [Bkz. M. Gökberk, Felsefe Tarihi, Remzi Kitabevi, 9. bsm., sf. 233].

Ve sonrasında Dekart, şüpheden yola çıkarak bilgi ve varlık anlayışını ortaya koyacaktır. Onun ortaya koyduğu bu yeni anlayış, modern Batı düşüncesine temel teşkil edecektir. Ancak onun ‘şüphe’si ile kendisinden asırlar önce yaşamış Gazzâlî’nin ‘şüphe’si arasında ne çok benzerlikler vardır![1]

Hasılı şüphe, doğru bilgiye ulaşabilmek için insanın sahip olduğu önemli bir kavramdır. İyi ki şüphe ediyoruz! Yoksa bize, geleneksel olarak devredilen, beyin yıkama teknikleri ve itaat kültürü çevçevesinde sunulan, medyanın görsellik üzerinden beynimize boca ettiği ve şartlanma psikolojisi doğrultusunda benimseme eğiliminde olduğumuz doğru olarak dillendirilen nice yanlış bilgiyi, doğru diye kabul etmemiz işten bile değildir. Kendilerinde şüphe oluştuğunu belirten sahabesine Hz. Peygamber, asla kırıcı davranmamış aksine onların şüphe ettikleri konularla ilgili tatmin edici bilgi sunmayı tercih etmiştir.

Yukarıda birkaç örnekle dile getirilen ve tarihte derin şüphesi olan kişiler yeni açılımlar sağlayabilmiş kişilerdir. Doğumumuzdan ölümümüze kadar birileri bize güven eksenli olarak doğru bilgi verdiğini söyler. Halbuki Hz. Peygamber’in, ‘müftüler sana (doğru bilgi olarak kabul edilen) fetva verseler bile, sen yine de kalbine sor’ sözü/hadisi sanırım bilginin doğruluğunun neticede kişinin kişisel araştırması ile de irtibatlı olduğuna işaret eder. [Bu arada bilginin kaynağının Kur’an’da, kalp olduğunu da hatırla/t/makta fayda vardır.] Çünkü neticede kişi, doğru bilgiye ulaşma çabası açısından kendisinden sorumludur. “Kimse, kimsenin sorumluluğunu üstlenmez/Kimse kimsenin günahını çekmez!” (Fâtır Sûresi, 18].

Onun için, önümüze doğru bilgi olarak sunulan hemen her şeye karşı şüphe etmek hakkımızdır… Bunda yadırganacak bir şey de yoktur. Şüphe olmalı ki, doğru bilgiye yönelik araştırma merakı uyansın ve kişiyi yanıltıcı bilgilerden endişe edilsin. Merak olsun ki, kişinin ömür boyu keşif yolculuğu devam etsin. Aksi halde hayat, bize doğru bilgi diye sunulan şeyler etrafında donar kalırdı. Zaten asıl sorun, zihin tembelliği ya da aklın kiraya verilmesinden kaynaklanmıyor mu? İlerleme, kişisel araştırmaların toplumsal planda çoğunluğu oluşturması ile birlikte teşekkül eder niteliktedir. Onun için yetişen nesillere şüpheyi, soru sormayı, sorgulamayı, (tahkire varmadan) tenkit edebilmeyi, merakı, keşif yolculuğunun güzelliğini (ilmi) ne yapıp yapıp öğretmemiz gerekiyor düşüncesindeyim.



[1] Hafızam beni yanıltmıyor ise doktora ders döneminde kendisine talebe olduğum hocam Prof. Dr. Bekir Karlığa, Fransa’da Dekart’ın kitaplarının sergilendiği yeri gezerken bir ara Gazzâlî’nin el-Munkız’ını gördüğünü ancak sonraki zamanlarda gittiğinde o kitabın oradan kaldırılmış olduğunu söylemişti. Günümüzde Dekart’ın metodik şüphesini ortaya koymada Gazzâlî’den etkilendiği ile ilgili dikkate değer çalışmalar vardır. 

Bu makale 2500 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZARLAR

Kuşların Öyküsü20 Mart 2020

TERÖRÜ LANETLİYOURUZ

  
 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HAYDİ SOHBET EDELİM

SOHBET İÇİN TIKLAYINIZ
İSTATİSTİKLER

İSTATİSTİK

 Sitemizde 13 kategori, 2237  haber bulunmaktadır.

 Bu haberler toplam 13675349  defa okunmuş ve 2756 yorum yazılmıştır.

 

REKLAM ALANI

Kumruluyuz.biz Kumrukent.com © 2005 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Kumruluyuz.biz & Kumruluyuz.com ve Kumrukent.com un© 2005 Her Hakkı Saklıdır. www.Kumruluyuz.biz , www.Kumruluyuz.com ve www.Kumrukent.com  un hiç bir kişi, kurum ve kuruluşla bağlantısı yoktur. Tamamen kişisel bir sitedir. Web sitemizin dışında farklı siteler kaynak gösterilerek yayınlanan haber ve içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz. Web sitemizde yayınlanan Köşe Yazıları, Makaleler ve Yorumlardan Yazarların kendileri sorumlu olup; içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz.  Sitemizde yayınlanan içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Destek & Bilgi: admin@kumruluyuz.biz | Yazılım: Mydesign| Bu Site En İyi (Tüm Tarayıcılarla) 1024*768 Çözünürlükte Görüntülenir.

Altyapı: MyDesign