Kumru Tanıtım ve Haber Portalı
Anasayfa Haber Ara Foto Galeri Videolar Anketler Müzik Dinle Sitene Ekle Tollbar İletişim RSS

MENÜ

KUMRU

HABER 7 SON DAKİKA

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZİ BEĞENİN

EN ÇOK OKUNANLAR

Beyceli’li/Meri’li Emin Hoca

Ahmet ÇAPKU

05 Haziran 2016, 23:22

Ahmet ÇAPKU

Beyceli’li/Meri’li Emin Hoca

[Emin Sarıhan]

I.

Aşağıdaki yazının oluşmasında bana yardımcı olanlara teşekkür borçluyum. Bu cümleden olarak beni Emin Hoca’nın yakınları ile tanıştıran Mustafa Kepeli Hoca’ya ve Adem Kuşkulu Beye minnettarım. Emin Sarıhan Hoca’nın torunları Hamdi Sarıhan ve Haşim Sarıhan Beylere ayrı ayrı teşekkür ediyorum. İlgilendiler ve kıymetli bilgileri, fikirleri benimle paylaştılar. Reşit Sarıhan Hoca, özellikle Abdülhamit Hoca ile ilgili bilgiler verdi. Zât-ı âlîlerine medyûn-ı şükrânım. Emin Hoca ile ilgili çok değerli bilgileri bana anlatma lütfunda bulundukları için Emin Hoca’nın kızı Ayşe Yalın Hanımefendi ve torunu Zekiye Zengince Hanımefendi’ye şükranlarımı sunuyorum.

 

II.


Emin Hoca’nın hayat hikayesine başlamadan önce, müderris Hamit Hoca’dan kısaca bahsetmekte fayda vardır. Ancak Hamit Hoca’yı tanımak için Sarıhan ailesinin tarihi ile ilgili şu bilgilere yer vermek yerinde olacaktır. Dünüyle Bugünüyle Fatsa isimli eserin yazarı Celal Çukurlu, mezkûr kitabında konuya dair şu bilgileri verir:

“Sarıhan’lar Fatsa’nın en eski ailelerindendirler. Bölgede bilinen yaklaşık 400 yıllık tarihleri vardır. Oldukça kalabalık bir sülâle olan Sarıhanlar hemen hemen her meslek dalında yetişkin bireyleri olan, bölgenin sosyal, siyasal, eğitim, sanat ve kültür hayatını etkiledikleri gibi yurt genelinde de adlarından söz ettirip iz bırakmışlardır.

Sarıhanların tarihçesi: Sarıhanların bölgede ilk adlarının geçtiği yer Kumru’nun Gökçeli Köyü’dür. Aile Gökçeli’de Velikadıoğlu ya da Velikadıoğulları olarak anılıp bilinmişlerdir. Gökçeli’den Beyceli’ye gelip yerleşen ve orada toprak mülkiyeti edinen Abdullah Kadı’nın mezar taşındaki doğum tarihi 1730’dur. Ki kumru-Gökçeli’de de büyükleri yaşamıştır. Bu da Sarıhanların tahminen 400 yıldır bölgede yaşadıklarını gösterir.

O tarihlerde Fatsa’nın güneyinde bulunan Geyikçeli, Beyceli, Dağgüvezi, Kösebucağı, Gölköy ve bugünkü Kumru’nun da içinde yer aldığı yerleşim yerleri Serkeş adlı bir kazadır. Bu kaza 1642’de Canik Sancağı’na bağlı iken 1872’de Ünye kazasına bağlı bir nahiyedir ve 1882’de Fatsa kazasına bağlanmıştır. […]

Günümüzden yaklaşık 400 yıl kadar önce bugünkü Kumru’nun Gökçeli Köyü’nde Velikadıoğlu olarak karşımıza çıkan Sarıhanların büyük ataları tahminen bölgeye devlet tarafından atanmış oldukları zannedilmektedir. […] Osman Kadı ve Rahime Hanımın çocuğu olan Abdülhamit Efendi (1864-1931) Çorum, Amasya ve Ünye’de ilim tahsil etmiştir. Fatsa medresesinde Kur’an ve Fıkıh (İslam Hukuku) dersleri vermiştir. Ankara Hükümeti’ne destek verilmesi yönünde görüş bildirmiştir. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Mustafa Kemal, Fatsa müderrisi Abdülhamit Efendi’ye bir teşekkür telgrafı ile ona bir İstiklal Madalyası ve özel bir torba içerisinde Türk Bayrağı göndererek armağan etmiştir.” (özetle verildi).[1]


Sarıhan ailesinin önde gelenlerinden olan Reşit [Sarıhan] Hoca, müderris Hamit Hoca ile ilgili şu bilgileri vermektedir. Aile, Gökçeli’den Beyceli’ye 1750’lerde gelmiştir. Dört beş kuşak boyunca hacı, hoca, kadı yetirtirmiş bir ailedir. Hamit Hoca ilk tahsilini kendi köyünde yapmış, daha sonra Ünyeli Yusuf Bahri Efendi’de ilim tahsil etmiş ve icazet almıştır.[2] Hamit Hoca Ünye’ye ilim tahsili için gittiğinde şöyle bir hatıra geçmiş başından. Yusuf Bahri Hoca medresede ders anlatırken Hamit Hoca, ders halkasının arka sıralarında dinleyici olarak katılmış. Ders bitiminde Hoca, dersi özetleyecek birinin olup olmadığını sorunca kimse düzgün bir özet yapamamış. Derse hariçten katılmış olan talebe Hamit, izin isteyip dersi bir güzel özetle anlatmış. Ders sonrası hoca, onun hal ü hatırını sormuş ve talebeliğine kabul etmiş. Ardından onu bir manifaturacıya götürmüş ve ne ihtiyacı var ise karşılanmasını istemiş. Bugünkü ifade ile ona burs bulmuş ve daha iyi şartlarda okumasını sağlamıştır.


 

Hamit Hoca, Ünye’de ulûm-ı dîniyeyi [dinî ilimleri] tahsil edip icazet [diploma] almış ve oradan Amasya’ya gitmiş. Amasya’daki derslerin Ünye’dekinden farklı ve yetersiz olduğunu anlayınca geri dönmeye karar vermiş. Dönüş yolunda bir akşam tanımadığı bir yerde misafir olmak zorunda kalmış. Tabi biraz endişelenmiş. Orada düğün falan varmış. Kendisi kaval çalabildiği için orada kaval çalmış. Fatsa’ya dönerken ona biraz yol hazırlığı yapmışlar ve öylece göndermişler. Daha sonra kendisi Fatsa’da müderris olmuş. Hamit Hoca Fatsa’nın son müderrisi olmuş ve daha sonra medreseler kapanmış. Ardından kendisi Fatsa’da Reşadiye Caddesi’nde manifatura dükkanı açıp ticaretle uğraşmış. Ekim 1931’de altmış altı yaşında Fatsa’da vefat edince yaklaşık bin kişiden oluşan bir topluluk onu Beyceli’ye taşımışlar ve orada defnedilmiş. Kendisi ilme düşkün biri imiş.”

III.

 

 

Abdülhamit Hoca’nın yeğeni ve damadı olan Emin Hoca, Abdülhamit Hoca’da ilim tahsil etmiş. Dolayısıyla yetişmesinde Abdülhamit Hoca’nın epey emeği olmuş denilebilir. Mehmet-Emet çiftinin bir çocuğu olarak 1890’lı yıllarda doğmuş ve (11 Şubat) 1965’te 75 (bir rivayete göre 77)[3] yaşında vefat etmiştir. [Bu arada eski zamanlarda nüfus kayıt işlerinin dönemin icapları gereği günü gününe yapılamadığı da ayrıca hesaba katılmalıdır].

Elindeki bir miktar para ile o dönemde Fatsa’da epey miktarda yer alma imkanı var iken Emin Hoca’nın filan konu ile ilgili İstanbul’da yayınlanan falan kitabı/kitapları temin etmeye çalışarak imkanını bu yönde sarfetmiş olması kendisinin ileri seviyede ilme düşkün olduğuna işaret eder. Yeni yazıyı, Fatsa’da okuyan oğlu Ahmet’ten, bir ay gibi kısa sürede (hanımı ile birlikte) öğrenmiş olması da onun hafızasının güçlü ve kendisinin yeniliğe açık olduğunu gösterir. Nitekim Fatsa’ya gidip gelenlere o zamanlarda yayınlanan Köroğlu, Hemşehri gazetelerini sipariş etmesi ve gündemi takip etmesi de köy şartlarında yaşayan bir hocanın memleket meselelerine karşı duyarlılığının göstergesi olarak kabul edilebilir. Torunları, Emin Hoca’yı, aydın, bilge, devletin yasalarına saygılı, dini verileri günün icaplarını da dikkate alarak ve kitaba bağlı kalarak anlayan ve o şekilde anlatan bir âlim olduğu konusunda hemfikirler. Kütüphanesindeki kitapların daha çok fıkıh (İslam hukuku) konularını muhtevi eserler olduğu dikkate alınırsa kendisinin özellikle hukuk alanında derinleştiği ve bu alanın onun yaşam biçimine dönüştüğü söylenebilir. Kendisinin “Bir Fatiha tefsiri ile otuz Ramazan vaazı veririm” şeklindeki ifadesi dini bilgisinin geniş olduğunu gösterir. [4]

1914-18 arası Doğu cephesinde Ruslara karşı, Kars/Kağızman ve civarında, vatan savunması için savaşa katılmış. Demek ki, henüz yirmi beş yaşlarında imiş. Nice arkadaşı şehit düşmüş yanıbaşında. Üzerinde her daim taşıdığı bir kitap varmış. “Kurşunlar etrafımdan geçer ve bana isabet etmezdi” dermiş. Düşman askerleri ile mesafenin daraldığı zamanlarda bir keresinde bir taşın arkasına siper almış. Bakmış alnından kan damlıyor! Acaba yaralandım mı diye düşünürken bakmış ki, düşman tarafından gelen bir kurşun onun siper aldığı taşı parçalamış, parçalanan taş ise onun alnına isabet etmiş imiş!... Böylece Emin Hoca, bir Osmanlı askeri olarak dört yıl boyunca savaşmış ve gazi olarak köyüne dönmüş. Kendisine madalya verilmemiş, maaş da bağlanmamış. Sanırım bu, Birinci Cihan Harbi’nin Osmanlı Devleti’nin yaptığı savaş olarak kabul edilmesi ile ilgili olsa gerek.

1924’te Türkiye ile Yunanistan arasında nüfus mübadelesi yapılınca[5] Fatsa’da kendisine çırak olduğu ve demircilik mesleğini kendisinden öğrendiği Rum demirci, demircilik sanatını icra ettiği körüğünü Emin Hoca’ya bırakmak istemiş. Ancak Emin Hoca bu mesleği kendi köyünde yapmış.  Bu arada Emin Hoca’nın İror Köyü’nde demirci Mustafa denilen kişiden de bu mesleğin sırlarını öğrenmeye çalıştığını ilave edebiliriz. Burada sıcak demir işçiliği olarak kazma, balta, girebi, pencere demirleri gibi şeyler yapmış. Böylece ziraatçilik yanında demircilik mesleği ile geçimini sağlamaya çalışmış. Geniş aile ortamında çocuklarının ilim tahsiline özen göstermiş, onları evlendirmiş, her biri için bir babanın yapması gerekenleri yapmaya çalışmış. Ondaki ilme düşkünlüğü köyüne ilkokul yapılması esnasında kendisinin öncü ve teşvik edici olmasında da görülür. Öyle ki, ortada henüz okul  binası yok iken evinin iki odasını okul yapılana kadar ilim tahsili için iki sınıf olarak tahsis etmiş (1952-54), okul yapılıncaya kadar bu böyle devam etmiştir.   

                Emin Hoca 1951-52’li yıllarda Amasya’nın muhtelif köylerinde (Karaçayır, Aydoğdu, Bağlıca, Kızılca) fahri imam hatiplik yapmıştır. Eskilerin ifadesiyle köylüler ‘hoca tutardı’. Herhangi bir köye tutulan hoca orada namazları kıldırır, dinin temel inançlarını soranlara anlatırdı, belki talebe okuturdu. Emin Hoca’nın aynı görevi 1953-54’te Amasya’nın Zara ve Boğa köylerinde sürdürdüğünü görürüz. Emin Hoca, bilgisi ve görgüsüyle etrafında tanınan ve takdir edilen, engin bilgisi ve akıcı üslûbuyla etkili vaazlar veren, Devletin yasalarına bağlı olmaya özen gösteren bir hoca olarak bulunduğu yerde görev yapmaya çalışmıştır. Kendi köyünde olduğu sürece gerek Cuma vaazları ve namazları için ve gerekse köylerde yağmur/(kurak) duaları için ya da herhangi bir din hizmeti için ücret almamıştır. Köydeki dini hizmetin yürütülmesine imkan ölçüsünde yardımcı olmuştur. Bu duruma bir örnek olması açısından şu hikaye anılmaya değerdir: Bir keresinde köylerine yol yapılırken (1962-63) kimi köylüler yol vermek istemez. Durum karşısında Emin Hoca’nın, köyün camisinde, yol yapmanın, yol vermenin dindeki yeri üzerine bir hutbe yazması ve okuması istenir ve o da bunu yerine getirir.

Emin Hoca imkan ölçüsünde herhangi birine doğrudan bir şey anlatmayan, ancak sorulunca söyleyen bir anlayışa sahip olmuştur. Kızı Ayşe Hanımefendi şunları dile getirir: “Babama gelirdi millet, bir mesele sorardı. Babam da onlara manasını verirdi. Kendisi kalkıp da falan yere gidip vaaz vermezdi. Korkutmayı değil, kolaylığı, sevdirmeyi esas alırdı. Millet evimize gelirlerdi, bize şu konuda bilgi ver derlerdi. Babam da onlara dini olarak meseleyi açıklardı. Babamdan bilgi almak isteyenlere babam doğrusunu bulur söylerdi. Kendiliğinden bir meseleyi açmaz ve vaaz vermezdi. Komşular soru sorduğunda anlatırken biz de babamı dinlerdik ve böylece meseleyi öğrenmiş olurduk. Bunların bir kısmı adab-ı muaşeret ile ilgili idi. Büyüklere saygılı olun, iki kişi konuşurken dinlemeyin, bayan olarak yüksek sesle gülmeyin gibi. Babama mesele sormaya çok insan gelirdi. Mesela adamın biri çocuğum olursa kurban keseceğim demiş. Adamın çocuğu olmuş ve ölmüş. Ama adam kurbanını almış. Adam babama meseleyi sordu. Babam da kurban hangi şartlarda olur ona anlatmıştı. Babam sormayana söylemezdi. Can kulağı ile dinleyene ise dini kuralları anlatırdı. Namaz, oruç, kul hakkı ve benzeri konulardı bunlar. Muska falan yazmazdı babam. Kendisi okumazdı bu tür şeylere. Sadece falan ayetleri okuyun derdi, yerini söylerdi.”

                Hobileri arasında ırmakta balık tutmak, bıldırcın avına çıkmak, meyve dikmek ve aşılamak gibi halleri saymak mümkündür. “Babamın gönlü yer ile beraberdi, mütevazı idi.” diyor kızı Ayşe Hanımefendi. Düğünlere davet edilince gidermiş Emin Hoca. Çocuklarına karşı bir nebze otoriter görünse de onları kucağından indirmez imiş. Sofrada yemek seçmez, kibre bürünmez ve hayır yapmaktan geri durmaz imiş. Hatta kızı Ayşe Hanımefendinin verdiği bilgiye göre Emin Hoca gençlik yıllarında bir iki yetimi evine almış, onları büyütmüş, askere gideni yollamış ve onlardan birini sadece kızı olan adamın birinin evine (iç köye) yerleştirmiş imiş. Savaş yıllarının acısını çok iyi bilen Emin Hoca, yetim hakkı ve yetim konusunda oldukça hassas biri olmuş.

                Anlatıldığına göre köy şartlarında ciddi bir kütüphanesi olan Emin Hoca’nın kitaplarının hatırı sayılır orandakileri, kayınpederi Abdülhamit Hoca’dan ona nakledilmiş olanlardır. Ciddi bir kitap okuyucusu olan Emin Hoca, ola ki benden sonra ailemizden bu kitapları okuyan, bu konuları araştıran biri çıkar ve bunlardan istifade eder, dermiş. Hatta Ayşe Hanımefendi’nin işaret ettiği üzere, “Böyle biri çıkarsa kitaplar ona hediyedir” dediği de olmuş. Torunu Hamdi Bey’in ifadesiyle “Emin Hoca aydın, bilge bir kişiliğe sahipmiş. Devletin inkılaplar doğrultusunda ortaya koyduğu kanunlara karşı tavır almaktan imtina etmiş ve devlete itaatin gerekliliğine işaret etmiştir.” Bu düşüncenin bir yansıması olarak gerek Türkçe ezan okunması, gerek şapka inkilabı konularında Emin Hoca devletin yasalarına itaati dikkate almıştır. 

                Anlaşıldığı kadarıyla zor zamanların bir insanı ve hocası olarak yaşamış olan Emin Hoca, her ne kadar köy şartlarında bir hayat sürmüş olsa bile, Türkiye’nin gidişatı açısından gündemi takip etmiş, duyarlı, bilgili, birikimi ve duruşu ile çevresinde takdir edilen biri olmuştur. Kendisinin ilme düşkünlüğü, kütüphanesindeki kitapların muhtelif konuları muhtevi oluşu, çocuklarını ilme teşvik etmesi onun iyi bir ilim adamı oluşu ile yakından ilgilidir diyebiliriz. Bulundukları yerlerde birer ışık, kılavuz, yol gösterici konumundaki hocalardan biri olarak yaşayan Emin Hoca eski adıyla Meri yeni adıyla Beyceli Köyü’nde 1965’te vefat etmiş ve aile kabristanlığına defnedilmiştir. Bu vesile ile kendisine rahmet diliyorum.     



[1] Celal Çukurlu, Dünüyle Bugünüyle Fatsa -Bir Şehrin İnsanlarının Abartısız Öyküsüdür-, 2010, Nur Anadolu Matbaası, İlkadım/Samsun, sf. 123-124.

[2] Ünyeli Yusuf Bahri Hoca’nın hayat hikayesi için bkz. Mehmet Karayalman, Ünyeli Taslızade Hacı Yusuf Bahri Efendi, İst. 2011, Dila Yay., 656 sf.; Müderris Abdülhamit Hocanın icazeti için bkz. Aynı eser, sf. 142. 

[3] Emin Hoca’nın kızı Ayşe Yalın Hanımefendi, “Babam benden 37 yaş büyük idi. Kendisi 11 Şubat 1965’te 77 yaşında vefat etti” demektedir. Torunu Haşim Sarıhan Bey de aynı görüştedir.

[4] Emin Hoca’nın kütüphanesindeki eserler daha çok Arapça, Farsça, Osmanlıca olarak Fıkıh, Kelam, Ahlak, Gramer, Tefsir, Hadis, Eğitim, Sağlık, Askerlik üzerinedir. Ağırlıklı olarak fıkıh/İslam hukuku kitapları vardır. Tasavvuf alanındaki kitaplar ise oldukça az miktardadır.

[5] Bilgi için bkz. http://www.tsadergisi.org/Makaleler/1198880879_1_9-32.pdf     https://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye-Yunanistan_n%C3%BCfus_m%C3%BCbadelesi [Erişim: 27.05.2016].

Bu makale 4598 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZARLAR

Kuşların Öyküsü20 Mart 2020

TERÖRÜ LANETLİYOURUZ

  
 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HAYDİ SOHBET EDELİM

SOHBET İÇİN TIKLAYINIZ
İSTATİSTİKLER

İSTATİSTİK

 Sitemizde 13 kategori, 2237  haber bulunmaktadır.

 Bu haberler toplam 13604665  defa okunmuş ve 2756 yorum yazılmıştır.

 

REKLAM ALANI

Kumruluyuz.biz Kumrukent.com © 2005 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Kumruluyuz.biz & Kumruluyuz.com ve Kumrukent.com un© 2005 Her Hakkı Saklıdır. www.Kumruluyuz.biz , www.Kumruluyuz.com ve www.Kumrukent.com  un hiç bir kişi, kurum ve kuruluşla bağlantısı yoktur. Tamamen kişisel bir sitedir. Web sitemizin dışında farklı siteler kaynak gösterilerek yayınlanan haber ve içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz. Web sitemizde yayınlanan Köşe Yazıları, Makaleler ve Yorumlardan Yazarların kendileri sorumlu olup; içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz.  Sitemizde yayınlanan içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Destek & Bilgi: admin@kumruluyuz.biz | Yazılım: Mydesign| Bu Site En İyi (Tüm Tarayıcılarla) 1024*768 Çözünürlükte Görüntülenir.

Altyapı: MyDesign