Kumru Tanıtım ve Haber Portalı
Anasayfa Haber Ara Foto Galeri Videolar Anketler Müzik Dinle Sitene Ekle Tollbar İletişim RSS

MENÜ

KUMRU

HABER 7 SON DAKİKA

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZİ BEĞENİN

EN ÇOK OKUNANLAR

Fatih Sultan Mehmet ve B/ilim Siyaseti

Ahmet ÇAPKU

25 Ocak 2017, 22:50

Ahmet ÇAPKU

“Hüner bir şehr bünyâd etmektir;
Reâyâ kalbin âbâd etmektir.”


Yıllar önceydi. Ankara’da Hacı Bayram Veli Camii’nde namaz kılmış, daha sonra da oradaki bir görevli ile ayaküstü sohbet etmiştim. Duyduğuma göre orada Hacı Bayram Veli ve bazı talebelerine özgü caminin alt kısmında bir ibadet yeri varmış. Bir imkanını bulup orayı ziyaret ettim. En önde Hacı Bayram’ın, onun ardında Akşemseddin’in, daha sonra da Eşrefoğlu Rumi’nin ibadet (zikir, fikir) mahalli vardı. Dünyaya kapalı Allah’a açık bir yerde bu üç önemli (Osmanlı açısından kurucu) şahsiyetin farklı bir ruh iklimde buluştukları yer olarak göründü bana orası.

“Kudvetü’s-sâlikîn, kutbül-evliyâ ve’l-ârifîn, el-hâdî ilâ tarîkil-Hakk ve’l-yakîn, vâkıf-ı esrâril-vâsılîn, … Hacı Bayram b. Ahmed b. Mahmûd…” ibaresinden anlaşıldığına göre Hacı Bayram, evliya ve âriflerin kutbu, bir takım sırlara vâkıf, insanları doğruya ileten kişi olarak betimlenmektedir. Lâmiî Çelebi’nin verdiği bilgilere göre Hacı Bayram, aklî ve şer’î/dinî ilimleri tahsil ettikten sonra Somuncu Baba’ya intisap edip kemalâtın yüksek mertebelerine ermiş biridir. (DİA, 14/443). Şu halde kendisi, eskilerin zül-cenâhayn/iki kanatlı dedikleri aklî ve kalbî ilimleri (âlim ve ârif) tahsil etmiş biri konumunda görülebilir. Fatih Sultan’ın hocası Akşemseddin’i yetiştiren hoca, Hacı Bayram Veli’dir. Akşemseddin, II. Murat’ın talebi üzerine, Fatih Sultan’ın hocası olmuştur. Akşemseddin’in, hocası gibi, aklî ve naklî ilimler yanında tasavvufî ilimleri de bilen biri olduğu müsellemdir. Tıp ilmindeki seçkin yeri (ki, mikrobu ilk keşfeden kişi olduğu düşünülür) yanında bâtın ilimlerinde de (ki, Eyüp Sultan’ın kabrini keşfeden kişi olarak kabul edilir) önemli bir yeri vardır.

…

Fatih Sultan Mehmet büyük bir deha ve siyaset adamı olması yanında ilme ve san’ata düşkün, âlim ve sanatkâr bir şahsiyettir. Onun yetişmesinde Akşemseddin, Molla Gürani, Molla Hüsrev, Molla Hatipzade gibi isimleri ‘müderrisi sultanî’ listesine dahil ederler. Fatih Arapça ve Farsça’yı bilmesi ile Doğu’yu, Latince, Yunanca gibi dilleri (bir nebze) bilmesi ile Batı’yı takip etmesine imkanına ermiştir denilebilir.[1] Siyaseti, ülkeler fethetmek ve zafer sarhoşluğuna garkolmak şeklinde değil, ‘reayâ kalbin âbâd etmek’ şeklinde düşünen Sultan, bunun için ilim ve san’ata özel ilgi duymuş ve bu doğrultuda ilmi ve âlimleri himaye eden bir siyaset takip etmiştir. Mesele şehirler inşa ederek maddî görünüme dayalı bir zâhiri zenginliğe ulaşmaktan ziyade insanı inşa etmek ve manevi zenginliğe-saadete ulaşmaktır. Halkın gönlünün âbâd edilmesini Fatih Sultan herhalde bunun için önemsemiş olsa gerektir.

Fatih’in yetişme şartlarına bakılınca görülür ki, dini-nakli ilimler yanında aklî ve alet ilimleriyle (dil bilimi) epey meşgul olmuştur. İlginçtir Süleyh Ünver hoca bir yazısında Osmanlı’da dini ilimler yanında aklî/müsbet (fenni-scientifique) ilimleri ilk defa ciddi şekilde eğitim öğretim müfredatına koyduranın Fatih Sultan olduğunu dile getirir.[2] Fatih’in çocukken günlük defterindeki çizimlere bakılınca sanata meraklı olduğu anlaşılır. İtalyan ressam Bellini’ye resmini yaptırması da bu cümleden olarak zikredilebilir. Ancak daha önemlisi İstanbul’da Sahn-ı Seman Medresesi’ni (İhtisas medresesi) kurmuş olması ve müfredata aklî ve naklî ilimleri koymuş olması bu açıdan önemlidir. “Pâdişehlik bir ulu ni’mettür / Kime irse giderse nikmettür. // İste bir şâhlık ki bâkî kala / Fâni olana ilme himmettür”[3] mısralarında görüldüğü üzere Fatih Sultan, ilme yapılan yatırımı insana yapılan yatırım olarak görmüş, bu uğurda İstanbul’un, (ticaret yanında), b/ilim, kültür ve san’at merkezi olması doğrultusunda bir siyaset uygulamıştır. Onun, İstanbul’un fethi sonrası gayri müslimlere dönük uygulamalarına da bu gözle bakılabilir.

Ali Tusî, Fatih Sultan ile ilgili olarak, “Allah onun iyilik ve hayırları sayesinde bu âlemi ilimle doldurdu” derken döneme dair bilgi verenler, onun, sultan olduktan sonra da ilmî etkinliklere devam ettiğini, ilim adamlarının hâmîsi olduğunu ve onların geçimleri için elinden geleni esirgemediğini, ilmî tartışmalar tertip edip kendisi bizzat bu tartışmalara katıldığını bildirirler. Nitekim Arap diyarından gelip ulûm-ı garîbeye (tılsım, nirenciyât vb.) dair sorularıyla İstanbul âlimlerini aciz bırakan birinin duyulması üzerine genç yaşta olan Hızır Bey’in ilgili kişiyi susturması Fatih’in çok hoşuna gitmiş, deyim yerinde ise sevinçten havalara uçmuş ve Hızır Bey’i üst seviyede görevlere tayin etmiştir. Aynı şekilde büyük felsefî müzakere bağlamında Tehâfüt tartışmaları da bizzat Fatih’in himayesinde gerçekleşmiştir. Aynı şekilde Fatih dönemi, İstanbul’a dışarıdan gelen beyin göçünün gerçekleştiği önemli bir dönem olarak anılmaya layıktır. Ali Kuşçu başta olmak üzere daha pek çok düşünür, sanatkâr artık İstanbul’u kendisine mekan edinmiştir.[4]

Fatih’in gerek yetişme tarzı gerekse Osmanlı’nın kuruluşundan itibaren yürürlükte olan medrese müfredatının bir gereği olarak Sahn-ı Seman’da dinî ilimlerle birlikte aklî ilimlerin de okutulması yönündeki müfredata bakılınca görülür ki, Arap dili ve edebiyatı yanında (ki, o zamanlar Arapça bilim dili idi) mantık, matematik, kelâm, fıkıh (hukuk), hadis, tefsir gibi ilimler birlikte okutulmuştur.[5] Onun koymuş olduğu bu müfredat, sonraki zamanlarda değişime (ve hatta bozuluma) uğramıştır. Müfredatın olumsuz gidişatına tenkit olarak Katip Çelebi’nin yakınmaları dikkate değerdir:

“Tahkîk ehli olan İslam âlimlerinden İmam Gazzali, İmam Fahri Razî, Allâme Adududdin İcî ve ona tabi olanlar, Kadı Beydavî, Allâme Şirazî, Kutbuddin Razî, Allâme Sa’duddin Teftazanî, Seyyid Şerif Cürcanî ve bunlara tabi olanlardan Allâme Celaleddin Devvânî ve talebeleri tahkîk ve tetkîk makamına vasıl olup yalnız bir fenle [sadece aklî veya naklî ilimle] yetinmediler. Lakin nice boş kafalı kimseler, İslam’ın ilk döneminde bir maslahat için vakî olan men’e dair rivayetleri görüp katı bir taş gibi saf bir taklitçilik hali içinde donup kaldılar. Meselenin aslını düşünüp taşınmadan (aklîl ilimleri) ret ve inkar eylediler. ‘Felsefe İlimleri’ diyerek onları kötüleme illetine mübtela olarak yeri göğü bilmez (ve yekdiğerinden ayırt edemez) bir cahil iken âlim geçindiler. ‘Yer ve göklerin melekûtuna bakmadılar mı?’ (Araf Suresi, 185) tehdidi kulaklarına girmeyip arza ve semalara bakmayı sığır gibi gözle bakmak sandılar.

Yüce Osmanlı Devleti’nin başlangıcından Sultan Süleyman Han zamanına gelinceye kadar hikmetle şeriat [aklî ilimlerle dinî ilimler] ilimlerini nefslerinde toplayan muhakkikler şöhret bulmuşlardı. Sultan Fatih Mehmed Han, Medâris-i Semâniyeyi bina edip ‘Usûlüne uygun olarak tedrisat yapılsın’ diye vakfiyesine kayıt koydu. Tecrid Haşiyesi ve Mevâkıf Şerhi derslerini tayin etti. Sonra gelenler, ‘Bu dersler felsefiyâttır’ diyerek kaldırdılar. Yerine Hidâye ve Ekmel derslerinin okunmasını makûl gördüler. Lakin sadece bunlarla iktifa etmek makûl olmadığı için ne felsefiyât kaldı ne Hidaye ne de Ekmel!”[6]

Katip Çelebi (ö. 1657), aklî (ya da felsefî) ilimlerin üniversite müfredatından uzaklaştırılmasını yukarıdaki düşüncesiyle tenkit eder. Aklî ilimler ortadan kalkınca matematik bilmeyen bir müftünün yanlış fetva verdiğini, kendisinin Şeyhülislamlık makamına sorduğu üç önemli sorudan sadece birine yarı doğru yarı yanlış cevap alabildiğini, Batı’nın ise artık başını alıp gitmekte olduğunu dile getirir. Modernitenin babası olarak görülen Descartes (ö. 1650) ile çağdaş olan Katip Çelebi’nin aklî ilimler açısından dile getirdiği durum, bugün için sanırım daha iyi anlaşılır durumdadır.  

…

Fatih Sultan Mehmet Osmanlıya olan beyin göçünün gerçekleşmesi yönünde epey uğraş vermiştir.[7] Bu cümleden olarak Mısır’dan İran içlerine, Semerkant’tan Kırım’a uzanan hat boyunca pek çok ilim ve irfan ehlinin İstanbul’a gelmesini sağlayarak İstanbulun bir b/ilim kenti olmasına çaba safretmiştir. Geçmişe bakıldığında her büyük bir hükümdarın yanında büyük bir ilim adamı görülür.  Kanuni zamanı açısından Mimar Sinan, Karahisari, Baki, Fuzuli, İbn Kemal, Ebussuud Efendi gibi pekçok ismi hatırlamak yerinde olur. Siyaset önemli olmakta birlikte onu bereketli ve kalıcı kılan unsur, bilgiye yapılan yatırımdır. Güvenliğin olduğu yerde ilim ve âlim, san’at ve san’atkâr da bulunur. Bunların olduğu yer ise her açıdan müreffeh hale gelir. Bu cümleden olarak Fatih dönemi düşünürleri adına şu isimleri dile getirmek bize bir nebze ipucu verebilir: Akşemseddin, Molla Gürani, Molla Hüsrev, Molla Hatipzade, Molla Siracüddin, Hocazade, Ali Tusi, Ali Kuşci, Sinan Paşa, Hızır Bey, Molla Lütfi, Molla Fahreddin A‘cemi vd.

Mesele insanın, aklını kullanmasını sağlayacak ortamı kendisine sunmaktır. Zihninde bin kelime olan ve gündelik hayatını bu kadarcık kavramla idare eden ile zihninde elli bin kavram olan kişinin düşünce seviyesi aynı olamaz. Fârâbî’nin, büyük şehirleri, kendi kendine yeterlilik konusunda daha yetkin görmesi bence aynı zamanda insan ile de ilgilidir. Yakın tarihe kadar gündelik dilimizde ‘İstanbul beyefendisi’, ‘İstanbul hanımefendisi’ şeklinde tabirler vardı. İnsana sunulan imkanın onun düşünce dünyasına ve gündelik yaşamına yansıması tabiidir. Buradan hareketle herhangi bir devlet (ve siyaset), insanına, onları düşünmeye sevkedici ve gönül dünyalarını doyurucu ne ölçüde imkanlar sunar ise o devletin o ölçüde câzibe merkezi olacağını umabiliriz. Bu da öyle anlaşılıyor ki, ilim, irfan, san’at adamlarının önemli katkıları ile mümkün hale gelebilir. Fatih Sultan’ın İstanbul merkezli olmak üzere ilme yönelik yatırımını sanırım bu şekilde okuyabiliriz. Çünkü reayâ kalbinin âbâd edilmesi, sözü edilen etkinlikle doğrudan ilgilidir. Artık kimi ülkeler bilim kentleri kuruyorlar. Hemen her bölgeye, merkezî konumda olan yerlere önemli kütüphaneler, bilişim merkezleri, bilgi ağları inşa ediyorlar. Kimileri internet ile artık bilgiye doğrudan erişimin olduğunu düşünebilir. Özellikle kimi (belki birçok) genç için internet, bilgiden ziyade malûmat sunuyor. Doğru bilgi ise, araştırmaya dayalı elde edilen veridir. Bu açıdan b/ilime ve bilimsel düşünceye yapılan yatırım, aynı zamanda düşünen canlı olması itibarıyla insan düşüncesine verilen bir değeri ifade eder. İnsanın âbâd edilmesi, onun akıl ve kalp (düşünce ve duygu) dünyasının uygun ve doğru vasıtalarla doyurulması halidir. Bu açıdan Fatih dönemini ciddi bir okumaya tabi tutmak, bize önemli ipuçları verebilir kanaatindeyim.  

 



[1]  http://www.tdvia.org/dia/ayrmetin.php?idno=280407;                         https://tr.wikipedia.org/wiki/II._Mehmed [Erişim: 17.01.2017]

[3] Tursun Bey, Târih-i Ebu’l-Feth, hzl. Mertol Tulum, Baha Matb. İst. 1977, sf. 34.

[4] Ahmet Kamil Cihan, “Fatih Dönemi İlim Hayatı ve Hocazade”, Uluslararası Hocazade Sempozyumu, Bursa 2011, sf. 64-68.

[5] Bkz. a.g.e., sf. 70-71.

[6] Katip Çelebi, Mîzanul-Hak fî İhtiyâril-Ehak / İslam’da Tenkit ve Tartışma Usûlü, Marifet Yay., İst. 1990, sf. 42.

[7] Cihan, a.g.m., sf. 67-68.

Bu makale 4393 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZARLAR

Kuşların Öyküsü20 Mart 2020

TERÖRÜ LANETLİYOURUZ

  
 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HAYDİ SOHBET EDELİM

SOHBET İÇİN TIKLAYINIZ
İSTATİSTİKLER

İSTATİSTİK

 Sitemizde 13 kategori, 2237  haber bulunmaktadır.

 Bu haberler toplam 13604506  defa okunmuş ve 2756 yorum yazılmıştır.

 

REKLAM ALANI

Kumruluyuz.biz Kumrukent.com © 2005 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Kumruluyuz.biz & Kumruluyuz.com ve Kumrukent.com un© 2005 Her Hakkı Saklıdır. www.Kumruluyuz.biz , www.Kumruluyuz.com ve www.Kumrukent.com  un hiç bir kişi, kurum ve kuruluşla bağlantısı yoktur. Tamamen kişisel bir sitedir. Web sitemizin dışında farklı siteler kaynak gösterilerek yayınlanan haber ve içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz. Web sitemizde yayınlanan Köşe Yazıları, Makaleler ve Yorumlardan Yazarların kendileri sorumlu olup; içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz.  Sitemizde yayınlanan içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Destek & Bilgi: admin@kumruluyuz.biz | Yazılım: Mydesign| Bu Site En İyi (Tüm Tarayıcılarla) 1024*768 Çözünürlükte Görüntülenir.

Altyapı: MyDesign