Kumru Tanıtım ve Haber Portalı
Anasayfa Haber Ara Foto Galeri Videolar Anketler Müzik Dinle Sitene Ekle Tollbar İletişim RSS

MENÜ

KUMRU

EN SON HABER

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

SİTEMİZİ BEĞENİN

Güzel’i Arayış

Ahmet ÇAPKU

15 Mayıs 2017, 20:26

Ahmet ÇAPKU


Güzel’i Arayış

Yusuf’un Üç Güzelliği

[Yusuf Kıssası Üzerine Bir Deneme]

 

Estetik, insan aklının değer üzerine araştırma alanlarından birini teşkil eder. Diğer ikisi ise varlık ve bilgi alanıdır. İnsan öncelikle kendi varlığını, nereden gelip nereye gittiğini sorgular. Ardından kendisi için bilmeye konu olan şeyleri inceler ve bilginin ne olduğunu, aklın sınırlarını irdeler. Estetik ise sorgulayan aklın, bilgisinin imkanı ölçüsünde varlıktaki ahengi arayışıdır. İnsan özellikle dış dünyadaki varlıklarda denge, uyum ve yücelik duygusu veren unsurları idrak etmek ister. Bu yönüyle estetik, kişiseldir ve yoruma açıktır. Ancak bir ilim dalı olması itibarıyla genel geçer bir tanıma da ulaşmak ister. ‘Doğru ve yanlış’ mantığın, bilginin; ‘iyi ve kötü’ ahlakın; ‘güzel ve çirkin’ ise estetiğin temel kavramlarını oluşturur. Şu halde ‘güzel’ veya ‘çirkin’ derken aslında işin içine duyguların ve kişisel duygulanım hallerin karıştığı açıktır. Öyleyse izafi, yoruma açık bir alandan bahsedilmiş olacaktır. Hal böyle de olsa, insanda belli bir duygulanım ve neticede bir düşünce oluşturan estetik hal, gündelik hayatta pek çok konu ile iç içe bir manzara arzeder.

Bu yazımızda Yusuf Sûresi’nde anlatılan ve ‘kıssaların en güzeli’ diye ifade edilen Hz. Yusuf’un hikayesinden hareketle onun üç önemli ‘güzelliği’ne yer vereceğiz. Bunlar sırasıyla; yaratılıştan getirdiği maddi güzellik, aklî güzellik ve ahlakî güzelliktir. Estetik her ne kadar maddî güzelliği kendisine daha çok konu edinmiş olsa da biz diğer iki alanı da ‘güzel’ kavramı ile ifade edeceğiz. Çünkü gündelik dilimizde ‘hüsn-i zan’ [düşünce alanı], ‘güzel ahlak’ [uygulama alanı] gibi ifadelerin var olduğunu biliyoruz. Bu açıdan çerçeveyi geniş tutmayı tercih ediyoruz.

Öncelikle Yusuf Sûresi’nde mezkûr konu bir temsille anlatılıyor. Güneş, Ay ve on bir gezegen (kevkeb) [Yusuf ile birlikte zımnen on iki] metaforu bize ilk etapta, Baba (Yakup), (Yusuf’un) anne/si ve on bir kardeşi anımsatıyor. Bu temsilin gök bilimi açısından da bir çağrışımı olabilir. Yusuf Sûresi’nin Kur’an’ın on ikinci sûresi olduğunu, gezegen sayısının on bir [Yusuf ile on iki] olarak verilmiş olması konusunu Kur’an üzerine muhtelif alanlarda çalışma yapanlara havale edelim. Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig’inde kanunu, adaleti, düzeni ve idareyi/siyaseti temsil eden Güneş [hükümdar] ile sevgiyi ve mutluluğu temsil eden Ay’ı [vezir] ve bunlar etrafında şekil alan gezegenlerin [yönetilenler] yorumlanış biçimini de şimdilik bir kenara bırakalım.

Bu kıssada ilgi çekici biçimde ‘Yusuf ve kardeşlerinde, isteyenler için ibretler (âyetler) olduğu’ ifade edilmiş. (Ayet, 7). Kardeşlerinin Yusuf’a mesafe koymalarının sebebi, onlara göre babalarının, Yusuf ve Bünyamin’i daha çok sevmiş olması imiş. Hatta bu konuda babalarını yanlış yolda olmakla itham ederler. Öyle anlaşılıyor ki, kimi hallerde paylaşılamayan şeylerden biri olan sevgi ile kıskançlık arasında fazla bir mesafe yok gibidir. Bunun neticesi ise kendilerini kalabalık bir topluluk (‘usbe) olarak gören sınıfın, diğerini ötekileştirmesi ve ortadan kaldırmaya kalkışması gibi olumsuz bir sonuçtur! Öyle anlaşılıyor ki, Yakup’un, oğlu Yusuf’ta, peygamberlik cevherini keşfetmiş olması önemlidir. (Ayet, 4-6). Ancak Yusuf’un kardeşlerinin, babalarının Yusuf’a olan tavırlarını, onun özel biri olarak anımsamalarına sebebiyet vermiş olabilir. Nihayet bir hile ile Yusuf’u gezmeye götürürler ve onu öldürmeye kalkışırlar. Kardeşlik bağının etkisi ile olsa gerek ki, bu işi doğrudan yapmak yerine onu kendi kaderi ile baş başa bırakmayı tercih ederek bir kuyuya atarlar! Henüz belki genç yaşta olan Yusuf’un daha o aşamada iken Allah’tan vahiy aldığını belirtir Kur’an. (Ayet, 15).

Hikayenin sonrasında Yusuf, kuyudan çıkarılır, Mısır’a götürülür ve köle olarak (az bir para karşılığı) satılır! Allah onu saraya yerleştirir, olgunluk aşamasında (eşüdd) ise ona derin bir kavrayış (hükm) ve ilim nasip eder. (Ayet, 22). Evinde yaşadığı kadın (ki, Kur’an, edeben ilgili kadının adını vermez), onun maddi (bedenî) güzelliğine meftûn olmuş ve ondan murat almak istemiştir. Yusuf da kadına meyletmiştir. Ancak Rabbinin ‘burhan’ını gören Yusuf, kendini bu girdaptan korumuş, böylece aklın ve ahlakın kötü (sû’, fahşâ) kabul ettiği halden kurtulmuştur. Burada şunu görmek mümkündür kanısındayız: Öncelikle (bedenî) güzelliği ile göz kamaştıran, hatta o dönemin Mısır sosyetesinin onu görünce “Haşa! Bu bir beşer olamaz! Olsa olsa muhteşem güzellikle bir melek olabilir!” diyerek kendilerinden geçtiği ve onun güzelliğini teşama ederken meyve yerine ellerini doğradıkları bir Yusuf’tan bahseder Kur’an. Güzelliği ile çiçeklere isim ve şarkıların değişmez motifi olan Yusuf (as), Allah vergisi bu güzelliği kötüye kullanmak yerine onun asıl sahibini görmüş ve öyle anlaşılıyor ki, aklını kullanarak elindeki güzelliğin kötüye kullanımının önüne geçebilmiştir.

Âyette ‘burhan’ kelimesi ile ifade edilen husus, mantıkî açıdan kesin kanıta dayalı güvenilir bilgi demektir. Bu noktada ‘Rabbinin ikazı, işareti’ gibi anlamlar verilen bu kelime, adeta,  Allah’ın, Yusuf’un ismetini korumak adına ona lütfettiği mucizevi bir durum gibi okunsa da, kanaatimce olgunluk çağında, kendisine ilim ve hikmet (bilgi ve akıl/aklî birikim) verilen Yusuf, maddi duygulanım halinin kendisini sürükleyeceği hali aklı ile görmüş ve kendini korumuştur. Başka bir ifade ile Yusuf’un aklının güzelliğidir kendini gösteren şey. Demek ki, bilgi ve hikmetle donanan akıl, sahibini her türlü kötülükten koruyabilir bir özellik arzeder. Tabiatçı filozof Ebu Bekir er-Râzî’nin (ö. 925) akıl ile heva (nefs-i hevâ) arasındaki çatışmaya dair dile getirdiği mukayese ilgi çekicidir: Akıl, insanı doğruya sevkeder, heva ise zıttına. Akıl yaptığı işte mantıkî tutarlılık arar, heva aramaz. Akıl bir konuda ileriyi de düşünür, heva ise acelecidir. Akıl bir işin artı eksisini düşünerek karar verir, heva ise sadece kendince doğru kabul ettiğini göstermek ister. Akıl insana ölüm ötesini de hatırlatır, heva ise kişiyi bu dünyaya bağlar.[1] Nitekim âyette geçen “Kocanız benim velinimetimdir. Bana güzel davrandı” ifadesi Yusuf’un, aklını kullanarak iyiliğe kötülükle karşılık vermekten Allah’a sığındığını (maâzallah) (Ayet, 23) gösterir. Kadının arsızca kötü isteğinin devamı karşılığında Yusuf’un akıl güzelliği yine kendini gösterir: “Rabbim! Zından, bana, bunların benden istediğinden daha sevimlidir!” (Ayet, 33). Onun aklının güzelliği, daha sonra meyvesini verecek, iade-i itibar ile zındandan çıktıktan sonra Mısır’da, bugünkü ifade ile, maliye bakanı olacaktır. (Ayet, 51-55). Böylece Yusuf, Mısır azizi nezdinde itibarlı ve güvenilir bir mevki edinince oranın yönetiminde de epey söz sahibi olmuşa benziyor. (Ayet, 54, 56). Bu noktada Gazzâlî’nin, Mişkâtü’l-envâr’da, aklı, Allah’tan bir nur olarak gördüğünü hatırlayabiliriz. 

Bir sonraki aşamada biz, Yusuf’un ahlak güzelliğini görüyoruz. İlim ve hikmetle (aklî birikim) donanmış olgunluk aşamasındaki bir Peygamber’in, kendisini ölüme terk edecek boyutta kötülük yapmış olan kardeşlerine bile iyilik yapmaktan geri durmadığı seviyede bir güzel ahlak hali. Asıl olan şey, iyiliği gündem kılmaktır. İslam’ın, ölüp gitmiş kişilerin sadece iyilik yönlerini dile getirmeyi tavsiye etmesi sanırım bununla ilgilidir. Konfüçyüs’ün, insanların ceza korkusuyla değil de bilgelik ve erdemle yönetilmeleri durumunda hem haysiyet duygusuna hem de iyilik yapmaya eğilim göstereceklerine işaret etmesi de bu noktada hatırlanabilir. Hz. Yusuf’un, kardeşleri onu kıra gezintiye götürürlerken nasıl ki, bir hile ile onu babalarından almışlar ise, bu hadiseyi andırırcasına, Mısır’a zahire almak için gelen (üvey) kardeşlerini tanıyıp onların bir sonraki gelişte (öz) kardeşi Bünyamin’i de yanlarında getirmelerini sağlaması ve dönüş yolunda kendince bir taktik ile Bünyamin’i yanında alıkoymuş olması ilgi çekicidir. (Ayet, 70-77).

Kardeşleri, Yusuf’un yanında alıkonulan Bünyamin için de kimi hallerde iyi şeyler söylememişler. Nihayet Mısır’a ikinci gidişlerinde Yusuf, onlara kendini tanıtmış ve onlar da hatalarını kabul edip Yusuf’un değerini takdir etmişler. Bu noktada Yusuf’un, “Bugün sizi kınamak yok, Allah sizleri affetsin! O, merhametlilerin en merhametlisidir” (Ayet, 92) ifadesi onun ahlak güzelliğinin zirveye çıktığı noktadır. Ayetlerin devamı ailevî mutluluk hallerinin tasviri niteliğindedir. Kendisi orada önemli mevkide bir devlet görevlisi iken ana babasına hürmetinin bir nişanesi olarak onları yüksekçe bir yere oturtması ise onun alçak gönüllüğüne, tevazusuna işarettir. (Ayet, 100). Demek ki, ahlak güzelliği ancak aklî güzellik ile birlikte olunca adalet ortaya çıkıyor. Eflatun’dan beri gelen ve ahlakta ‘altın orta’ olarak kabul edilen öfke (gazap) ve istek (şehvet) yetilerinin akıl ile denetim altına alınması neticesinde ortaya çıkan hikmet-şecaat-iffet hallerinin dengeli halidir adalet. Nasıl ki, cesaret askerde, cömertlik zenginde olunca daha güzel ise adalet de hakimde olunca daha güzeldir demişlerdir. Bu anlamda Yusuf (as)’da bu halin ‘adalet’ seviyesinde tecelli ettiği rahatlıkla görülebilir. 

Hz. Yusuf örneğinde olduğu gibi, bir yöneticinin maddî anlamda estetik beklentileri karşılayabilecek nitelikler taşıması, özellikle aklî ve ahlakî güzellikle donanmış olması, ahlakta ve yönetimde adalete ulaşabilmek adına İslam siyaset kitaplarında önemsenmiş ve ayrıntılarıyla anlatılmıştır. İbn Miskeveyh (ö. 1030), siyaset düşüncesinde adaletten ziyade sevgiyi ön plana çıkarmış, adaletin paylaştırıcı, sevginin ise bütünleştirici olduğuna işaret etmiştir. Ahlakî güzellik olarak Yusuf (as) örneğinde ön plana çıkarılan hasletlere bakılınca; yöneticinin Allah’a dayanması, sabırlı olması, kesin kanıtla hareket eden bir akılla donanması, duygu hallerine ve maddi hazlara tevessül etmemesi, af ve merhameti kuşanması, hakkaniyete özen göstermesi, koruyup kollayıcı ve vefalı olması, mümkün mertebe izzet-i nefsini koruyup hakkı olanı istemeyi bilmesi, hemen bütün işlerinde Cenab-ı Hak rızasını gözetmesi, işlerinde ölüm ötesini dikkate alması, kibir yerine tevazuyu elden bırakmaması gibi hasletleri bu cümleden olarak dile getirmek mümkündür. Yönetinin bu özelliklere sahip olmasının hem kendisine hem de yönetilenlere mutluluk getireceği aşikardır.

Yine Yusuf (as) örneğinde olduğu gibi maddi (somut) anlamdaki güzellik arayışı aslında insanın kendi iç güzelliğine dönük bir arayışın adıdır. Fuzûlî’nin Leyla’dan Mevlâ’ya uzanan aşk terennümü misali insanın maddi boyutta aradığı güzellik, yaş kemale erdikçe somuttan soyuta geçiş yapar, daha doğrusu böyle yapması beklenir. Ancak bu da aklî (teorik) ve amelî (pratik) açıdan kişinin iradî gayreti ile mümkündür. Güzellikte asıl olan şey, Allah vergisi olarak sahip olunan değil kişinin kendi iradesi ile elde ettiği güzelliktir. Bu açıdan İslam, fani olana değil baki olana işaret eder. Şu kadar var ki, “Sûret-i hoş ve sadâ-yı şehî ile telezzüz etmeyen, çehre-i hûb ve cemâl-i behiyyeye taaşşuk etmeyen, fâsidü’l-mizâc ve muhtâcu’l-ilâctır” sözü İbn Sînâ’ya (ö. 1037) atfedilir. Böyle de olsa nihai planda aranan güzellik, maddîlikten ziyade maneviliğe yükseliş şeklini alacak olandır. Yusuf Sûresi’nde güzellikle ilgili işleyen süreç de buna işaret eder kanaatindeyim.

Sanatın, estetik kaygının kişisel ahlakın güzelleştirilmesiyle ilgisi öteden beri bilinen bir husustur. Bununla birlikte eğer ki, kişi, kendisinde var olan maddî güzelliği, ahlaken olgunluğa erişmemiş ise pekala dünyevî menfaat temini için de kullanabilir. Bu durumda güzellik, maymuncuk gibi sahibine her kapıyı açabilen bir özellik arzedebilir. Nitekim tüketim kültürü ile ilgili olarak modern yaşam biçiminin, üzerinde hassasiyetle durduğu güzellik hallerinden biri de budur. ‘Güzellik on, dokuzu don [elbise/dış görünüş]’ şeklindeki söyleyiş her ne kadar bir doğruya işaret ediyor olsa da günümüz Müslüman gençliğinin yuva kurma konusunda maddî güzelliği aşırı derecede önemser hale geliyor olması bu noktada dikkat çekicidir. Halbuki asıl güzel/lik, onları verene özgüdür. Dolayısıyla insana özgü sözü edilen güzellikler Yunus Emre’nin, ‘Bana Seni gerek Seni!’ mısralarında olduğu üzere Hakiki Güzel’e ulaşabilmek için gerekli olan güzellikler olarak görülebilir. Bu açıdan Yusuf Sûresi’nden alınabilecek pek çok ibret söz konusudur. Yusuf’un Üç Gömleği[2] çalışması örneğinde olduğu gibi mezkûr sûre, düşünce sahipleri için gerçekte çalışılabilecek daha pek çok konuyu barındırmaktadır.  

 



[1] Hüseyin Karaman, Ebû Bekir Râzî’nin Ahlak Felsefesi, İst. 2004, İz Yay., sf. 67-70.

[2] Abdullah Yıldız, Yusuf’un Üç Gömleği, İst., Pınar Yay.

Bu makale 476 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZARLAR

Bir Hilâl Uğruna18 Eylül 2017

TERÖRÜ LANETLİYOURUZ

  
 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HAYDİ SOHBET EDELİM

SOHBET İÇİN TIKLAYINIZ
İSTATİSTİKLER

İSTATİSTİK

 Sitemizde 13 kategori, 2169  haber bulunmaktadır.

 Bu haberler toplam 10408162  defa okunmuş ve 2742 yorum yazılmıştır.

 

REKLAM ALANI

Kumruluyuz.biz Kumrukent.com © 2005 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Kumruluyuz.biz & Kumruluyuz.com ve Kumrukent.com un© 2005 Her Hakkı Saklıdır. www.Kumruluyuz.biz , www.Kumruluyuz.com ve www.Kumrukent.com  un hiç bir kişi, kurum ve kuruluşla bağlantısı yoktur. Tamamen kişisel bir sitedir. Web sitemizin dışında farklı siteler kaynak gösterilerek yayınlanan haber ve içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz. Web sitemizde yayınlanan Köşe Yazıları, Makaleler ve Yorumlardan Yazarların kendileri sorumlu olup; içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz.  Sitemizde yayınlanan içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Destek & Bilgi: admin@kumruluyuz.biz | Yazılım: Mydesign| Bu Site En İyi (Tüm Tarayıcılarla) 1024*768 Çözünürlükte Görüntülenir.

Altyapı: MyDesign