Kumru Tanıtım ve Haber Portalı
Anasayfa Haber Ara Foto Galeri Videolar Anketler Müzik Dinle Sitene Ekle Tollbar İletişim RSS

MENÜ

KUMRU

HABER 7 SON DAKİKA

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZİ BEĞENİN

EN ÇOK OKUNANLAR

Köydeki Ahşap Evimiz

Ahmet ÇAPKU

09 Haziran 2017, 02:03

Ahmet ÇAPKU

Köydeki Ahşap Evimiz

[Orda Bir Köy Var, Uzakta]

 

İnsanın çocukluğunun geçtiği yerleri hafızasından silmesi pek mümkün değildir. Son zamanlarda mimarimizin beton yapı ağırlıklı olmasından önceki dönemde bir kısım insanın hayatı köyde ve ahşap evde geçmiştir. Ahşap köy evlerinin bölgeden bölgeye biçim olarak farklılık arzetmesi tabiidir. İbn Haldun’un dile getirdiği üzere, insan karakterinin (ve hatta kaderinin) coğrafya ile doğrudan ilgili olduğu bir vakıadır.

Köydeki ahşap evimiz, içinde bulunduğu coğrafyanın şartlarını yansıtır bir mimari ile inşa edilmişti. Taş işçiliğinin ahşap ile iç içe geçtiği bir Orta Karadeniz evi. Evin önce temeli atılmış, iskeleti ahşaptan yapılmış, ara boşluklar ise ak çamur denilen ve bir tür sıva işlevi gören toprakla taş ile örülmüş. Evin iç aksamı ise ahşap tahtalarla dokunmuş. Böylece evin alt kısmı hayvanlar için ahır (ağıl), orta kısmı ev sakinleri için tahsis edilmişti. Çatı katı ise bir tür kiler görevini yapacak şekilde tasarlanmıştı. Böylece her bir katının kendine mahsus işlevi söz konusu olmuştu.

Alt kata ağıl anlamında ahır denilirdi. Orada köydeki işlerde kullanılan hayvanlarımız olurdu. Öküzler, inekler, merkep, danalar, horoz ve tavuklar. Buna evin dış kısmında yaşayan ve o mıntıkayı tehlikelerden koruyan köpek ile evin içini haşerattan temizlemekle yükümlü kediyi de ilave edebiliriz. Bunların her birinin ev içinde kendine özgü mekanı vardı. 

Orta kat insanlara ayrılmıştır. Dededen toruna uzanan çizgide geniş bir aileden söz ediyoruz. Dede yılların sorumluluk ve tecrübesini taşıyan, evin adeta bilge yöneticisi konumundaydı. Mühim konularda icabında son söz ondan çıkardı. Daha sonra baba, anne ve yaşlarına göre diğer aile fertleri. Baba evin dış işleri ile ilgilenirdi. Ziraat, ticaret, çocukların eğitimi, geçim işleri vb. Anne ise daha çok iç işlerine bakardı. Mutfak işleri, temizlik, çeşmeden getirilen su, süt yoğurt işleri vb. Evlat kanattır hesabı, diğer fertler ise evin geçimine ve işlerine katkı sağlardı.

Evin çatı katı daha çok kiler vazifesini görürdü. Kış mevsimlerinde kiremit altlarından çatıya giren kuşları da hesaba katmak gerek.

Demek ki, ahşap evin içinde farklı familyalara özgü canlılar vardı. Bunların her birinin, diğerleriyle bir şekilde irtibatı söz konusu idi. Onun için hayvanlar, hatırlayabildiğim kadarıyla evin adeta birer üyesi gibi kabul edilirdi. Onlar evin sahiplerini tanırdı. Zaman içinde bunlar arasında belli bir tanışıklık ve ünsiyet hali gelişirdi.

…

Evin iç dizaynı insan ihtiyacı dikkate alınarak yapılmıştı. Yazda ve kışta hane halkının buluştuğu yer, daha çok ‘içeri’ tabiri ile anılan geniş mutfak kısmı idi. Yemekler orada yenilir, hane halkı orada bir araya gelir, günlük işler ve vazife taksimatı orada yapılır, özellikle kış mevsimi orada karşılanırdı. Mutfağın ortasında yer alan ve ‘kuzine’ denilen ocak, mutfağın içini ısıtır, yemekler ve ekmek onda pişer, patates onda korlanır, evin kedisi onun sıcak alt kısmına taht kurardı. Evde temizliğine ve düzenli oluşuna her daim titizlikle dikkat edilen bir ‘misafir odası’ vardı. Sobası, gazlı camlı lambası, temiz kanepeleri, orta yerde kilim veya halısı, duvarda çamaşır askılığı, pencerelerinde saksıları bulunan ve çocuklara kapısı mümkün mertebe kapalı tutulan bir oda. Misafir geldiğinde orada ağırlanır ve oradan uğurlanırdı. Dolayısıyla mezkûr oda, çocuklar için gizemli bir yer halini alırdı. Çünkü yaramazlık yapar endişesi ile çocukların girmelerine kolay izin verilmeyen bir mekan idi orası.

Orta katta bir oda genellikle gündelik işlerde kullanılan eşyaların konulduğu yer idi. Çamaşırlar, turşu küpleri, icabında bazı alet edevat, dürülmüş yataklar, tüplü aygaz müştemilatı vesairenin yer aldığı oda. Bir başka oda ise evin yaşlıları ve torun/lar için icabında oturma ve yatak odası olarak tefriş edilmişti. Tuvaleti, banyosu, dışarıya açılan ve adına ‘iskele’ denilen balkonu ile köydeki ahşap evin orta katı böylece ortaya çıkmış olurdu. Çatı katta daha çok ‘eskiler’ olarak kabul edilen eşyalar, kimi durumlarda mevsimlik meyveler, kurutulmak için bırakılmış mısır, fındık vb. bulunurdu. Kış mevsiminde orası aynı zamanda kuşların da mekanı idi. Böylece zemininden tavanına kadar üç kat halinde köydeki ahşap ev, pek çok canlıyı içinde barındıran bir yapıya dönüşürdü. Aynı yapıyı paylaşan bu canlılar arasında belli seviyede bir ünsiyetin olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Evin hayvanlarının her birinin kendine göre ayrı bir yeri vardı. Öküzler ile çift sürülür, onların gücünden istifade edilirdi. Eski zamanda icabında ev reisi, onlarla başkalarının tarlalarını da sürer ve para kazanırdı. İnekler süt verir, yavru yapar ve böylece evin geçiminde yer alırdı. Merkep ise evin yüklerini çeker, binit olarak kullanılırdı. Büyük baş hayvanların her birinin ismi olur, onlar kendilerine verilen isimleri öğrenir ve ona göre davranış sergilerdi. Küçükbaş hayvanlardan horoz ve tavukların, civcivlerin kümesi olur, onlar da kendi ölçeğinde evin geçiminde yerlerini alırdı. Horoz özellikle seher vakitleri ve sabah namazlarına hane halkının uyanmasında önemli bir fonksiyon icra ederdi. Bu arada kedi ve köpeğin de birer adının olduğunu, eve gelebilecek iç ve dış tehlikelerden bunların sorumlu olduklarını da hatırlayabiliriz. Kimi evlerin arı petekleri olurdu. Üç beş taneden yirmi otuz peteğe kadar çıkan sayıda arı petekleri. Onlarla ilgilenmek, onların dilini anlamak ayrı bir bahisti. 

Evin hali mevsimlere göre farklı olurdu. Yaz olunca evin ahşap unsurları biraz kurur ve dışarıdan gelen temiz havayı içeride hissetmek mümkün hale gelirdi. Kışın ise yağmurlarla birlikte ıslanan ve şişen ahşap unsurlar dışarıdan gelen havayı minimize ederdi. Fakat her halükarda dışarıdan gelen sesler, içeriden rahatlıkla duyulurdu. Onun için dışarıdaki rüzgar, yağmur, gök gürültüsü, ezan ve salâ, insan, hayvan, araba sesleri rahatlıkla duyulurdu. Her birinin insan muhayyilesinde bıraktığı intiba da farklılık arzederdi. Evin etrafında ağaçlar, bitkiler, çiçekler vb. mevsimlere göre farklı renklere bürünürdü. Dolayısıyla onların etkileri de duruma göre farklı olurdu.

Evin etrafında çeşitli meyve ağaçları, daha çok mevsimlik çiçekler, ‘havlu’ diye tabir edilen avlu ve mahalle evleri bulunurdu. Ağaçlar mevsimlerin akışına göre çiçeklenir, meyveye durur, sonbaharda sararıp solar ve kışın Şair Bâkî’nin deyişle ‘hırka-i tecrîde’ girerlerdi. Bunların her birinin aldığı şekil, insan muhayyilesinde ayrı bir yer tutar. Çiçeklerin renkleri, desenleri, kokuları, onların arılar ve böceklerle irtibatı orada yaşayan her bir insanın duygu dünyasına farklı imkanlar sunar. Aynı hal meyveler için de söylenebilir. Erik, dut, fındık, ceviz, muşmula (töngel), üzüm, armut, elma, kiraz, şeftali vesaire.

Evin pencerelerinde özellikle ev kadınları tarafından yetiştirilen saksılar olurdu. Kimi evlerin avlularında ise mini bir çiçek bahçesi. Susam (süsen), kabalak (hatmi), zambak, patates (yıldız) gülü, çam gülü, fındık gülü, sarmaşık,  çeşitleriyle birlikte dikenli güller. Bunların her biri ile ilgilenmek, onları büyütmek ve devamını sağlamak ayrı güzel bir uğraştı.

Evin avlusu da mevsimlere göre farklı görünümler kazanırdı. Bahar gelince çiçekler açar, çimenler yeşillenirdi. Yaz gelince avlu, fındık harmanına dönüşürdü. Sonbaharda mısır ve ot höbeklerine (öbek) mekan teşkil eder, kışta ise odunların yığıldığı yer olurdu. Evin kümes hayvanlarının güvenle otladıkları yer orası idi. Avluda icabında ambar ve samanlık da yer alırdı. Orası aynı zamanda evdeki çocukların da mahalleli çocuklarla birlikte top koşturdukları, türlü çeşit oyun oynadıkları bir yerdi.

[Bir köy evinin yirmibeş yıl evvel, yıkılmadan önceki son hali]

 …

Yukarıda dile getirilenler göz önüne alınınca görülür ki, köyde doğup büyüyen bir çocuk, tabiatın kucağında, envai çeşit bitki, hayvan ve insan ile iç içe bir hayatın içinde yaşar, doğanın dilini öğrenir, rüzgarın sesini dinler, çiçeklerle konuşur, hayvanlarla anlaşır, insanlarla ünsiyet peyda ederek hayata atılırdı. Dolayısıyla bütün bu canlılar âleminde var olanların her birinin doğması, büyümesi, hayatını idame ettirmesi ile ilgili hemen bütün hallere ayan beyan vâkıf olur, onların hali ile hallenmeyi öğrenirdi. Öyle anlaşılıyor ki, bütün bu unsurlar içinde her bir varlık diğeri ile iç içe bir bütünü teşkil ederdi.

Şimdi köyden şehre göç edildi. Çünkü köyde geçim yapmak zorlaştı. Bugün nüfusun %90’dan fazlası şehirlerde yaşıyor. Doğadan ve doğal hayattan kopuş, çarpık şehir mimarisi, atomize olmuş aile yapıları, köklerden uzaklaşma gibi pek çok husus söz konusu. Dolayısıyla yetişen nesil, eskiden olduğu biçimiyle, doğanın seslerini, renklerini, kokularını, desenlerini, işleyişini pek bilmiyor, hayvanları tanımıyor ve insanlarla ünsiyet kurmakta zorlanıyor. Hiç olmazsa dengeli bir şehirleşme imkanımız olsa idi. Dikey mimari yerine yatay mimariyi tercih etse idik. Keşke insanlar köylerine yakın yerlerde iş bulma imkanına sahip olsa idiler de köklerinden kopma durumu ile yüzyüze gelmese idiler. Bunların hepsi şimdilik birer ‘keşke’den ibaret. Özellikle hormonlu gıdaların hayatımıza dahil olması ile birlikte yediğimiz içtiğimiz ürünlerin kendilerine has kokuları, tatları, dokuları da devre dışı kalıyor artık. Domatesin kokusunu on beş metreden alırdık, elma ağacının çiçeklerinin kokusu sadece arıları değil o havayı teneffüs eden insanları da mest ederdi! Elimize aldığımız elma veya armudu kendine has kokusu, tadı ile birlikte yerdik ve o da bize şifa olurdu. Şimdi böyle bir dünyadan gittikçe uzaklaşıyoruz. Artık köylerde yaşayanlar bile ziraat tohumu mısırdan ekiyormuş!... Şehirlerde yaşayan çocuklar şimdi birer masalı andıran yukarıdaki yapıdan uzak olarak yetişiyor.

Dede ve ninenin masalları, anne babanın çalışma disiplini ve ahlakı, kardeşlerin birbiri ile aile içindeki rolleri yerlerini gittikçe başka biçimlere bırakıyor. Evin birer üyesi olan hayvanlar hayatımızdan çekiliyor. Bitkiler ve avlular ise yerini betona bırakıyor. Bunların yerini sanal âlemde keşfe çıkılan gezintiler, çetleşmeler (chat), n’aberler (whatsapp) alıyor. Şehir şartlarında bayram seyranlar, düğün dernekler elbette yine belli imkanlar ölçüsünde icra ediliyor. Ancak artık insanımız o eski köylerin çok uzağındalar. Ahmet Kutsi Tecer’in “Orda bir köy var, uzakta” diye başlayan şiirini an/la/manın yeridir. Orda bir köy, bir ev, bir ses, bir dağ, bir yol var. Oraları gezip görmesek de orası bizim diyoruz. Yazıda dile getirilen unsurların merkezinde yer alan eski köy evleri de yerlerini beton evlere bırakıyor. Dileğim o ki, yerel yöneticiler, hiç olmazsa gelecek nesiller adına, bunlardan birkaçını koruma altına alırlar. Şu an kıymetini bilmediğimiz nice şeyler, ileride arayıp da bulamadığımız her açıdan incelenmesi gereken birer kültür değeri haline gelebiliyor çünkü.

Bu makale 1497 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZARLAR

Kuşların Öyküsü20 Mart 2020

TERÖRÜ LANETLİYOURUZ

  
 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HAYDİ SOHBET EDELİM

SOHBET İÇİN TIKLAYINIZ
İSTATİSTİKLER

İSTATİSTİK

 Sitemizde 13 kategori, 2237  haber bulunmaktadır.

 Bu haberler toplam 13675188  defa okunmuş ve 2756 yorum yazılmıştır.

 

REKLAM ALANI

Kumruluyuz.biz Kumrukent.com © 2005 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Kumruluyuz.biz & Kumruluyuz.com ve Kumrukent.com un© 2005 Her Hakkı Saklıdır. www.Kumruluyuz.biz , www.Kumruluyuz.com ve www.Kumrukent.com  un hiç bir kişi, kurum ve kuruluşla bağlantısı yoktur. Tamamen kişisel bir sitedir. Web sitemizin dışında farklı siteler kaynak gösterilerek yayınlanan haber ve içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz. Web sitemizde yayınlanan Köşe Yazıları, Makaleler ve Yorumlardan Yazarların kendileri sorumlu olup; içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz.  Sitemizde yayınlanan içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Destek & Bilgi: admin@kumruluyuz.biz | Yazılım: Mydesign| Bu Site En İyi (Tüm Tarayıcılarla) 1024*768 Çözünürlükte Görüntülenir.

Altyapı: MyDesign