Kumru Tanıtım ve Haber Portalı
Anasayfa Haber Ara Foto Galeri Videolar Anketler Müzik Dinle Sitene Ekle Tollbar İletişim RSS

MENÜ

KUMRU

EN SON HABER

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

SİTEMİZİ BEĞENİN

Çanakkale Ruhu

Ahmet ÇAPKU

03 Temmuz 2017, 22:53

Ahmet ÇAPKU

İçinde yaşadığımız vatan coğrafyamızda gezilip görülmeye, incelenmeye değer ne çok yer var. Tarih, coğrafya, sanat, ziraat, ticaret, din vb. konularda görülmesi gereken önemli unsurları bünyesinde barındıran mekanlardan söz ediyorum. ‘Ol mâhîler ki, derya içredir kıymetin bilmez’ hesabı etrafımızda, yanıbaşımızda hâzır ve nâzır duran yapıları kimi zaman görmeyebiliyoruz. Onları kitaplardan, televizyonlardan, internet ortamından seyretmeyi tercih ediyoruz. Halbuki benim kanaatim, bir şeyi mahallinde görüp incelemenin yerini, diğer unsurların tutmayacağı yönündedir. Çanakkale (özellikle Gelibolu yarımadası) yakın dönem tarihimizi daha iyi anlamamız için bu açıdan yerinde gidip görülmeye değer bir mekandır.

Çanakkale Savaşı tarihe kısa bir göz atalım:

II. Abdülhamit döneminde Osmanlı hızlı şekilde modernleşmeye başlamış, eğitim, ulaşım, teknik, sanayi vb. alanlarda yenileşme hareketleri başlamıştı. Güçlü devletlerin Osmanlı ülkesi toprakları üzerinde bir takım emellerinin olduğu günden güne ortaya çıkıyordu. Osmanlı’nın kendisine Batı’dan bir müttefik arayışı içine girmesi, Hicaz Demiryolu projesi, bilimsel çalışmalara ağırlık verilmesi gibi hususları bu bütünlük içinde değerlendirmekte fayda vardır. Sultan Abdülhamit sonrası 1911’de patlak veren savaş 1923’e kadar aralıksız devam edecek, Osmanlı açısından pek çok yıkımı da beraberinde getirecektir. İşte bu fasılasız devam eden savaşların bir bölümü Çanakkale’de kendini göstermiştir. 18 Mart 1915 – 9 Ocak 1916 tarihleri arasında gerçekleşen bu savaş, denilebilir ki, tarihin dönüm noktalarından birini teşkil eder. Çünkü Osmanlı’nın kazandığı önemli bir savaş olması yanında Rus çarlığına yardım ulaştırılamamış ve Rusya’da Ekim Devrimi (1917) gerçekleşmiş, böylece İtilaf Devletleri (İngiltere, Fransa, İtalya, ABD vd.) emellerine ulaşamamıştır.

Çanakkale Savaşı öyle anlaşılıyor ki, Mehmet Akif’in, “Bedr’in arslanları ancak bu kadar şanlı idi!” şeklindeki benzetmesi ile Osmanlı açısından adeta ölüm kalım mücadelesi olmuştur. Dolayısıyla orada dövüşen askerin mücadelesi de o ölçüde takdirle karşılanmıştır. “Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? / Gömelim gel seni tarihe desem, sığmazsın!” mısraları sözü edilen dövüşün azametine işaret eder.

…

Mezkûr savaşın özellikle Gelibolu yarımadasında geçtiğini dikkate alırsak Eceabat istikametinden yol aldığınızda sizi ilk karşılayacak şehitliklerden biri Akbaş Şehitliği olacaktır. Burası daha çok hastane hizmetlerinin yapıldığı yer olmuştur. Hafif ve ağır yaralı askerlerin tedavi edildiği bir alan olmakla birlikte 1213 şehidimizin medfûn olduğu yerdir. Akbaş Şehitliği’nin rölyefinde Mustafa Kemal’in şu sözlerine yer verilmiştir: “Türk kumandanları kumanda etmesini, Türk askeri ölmesini bildi. Harbi kazanışımızın sırrı bundan ibarettir.” Mezar taşlarında isimleri kayıtlı vatan evlatlarının Osmanlı coğrafyasının hemen her yanından gelmiş olduklarını söylemeye sanırım gerek yoktur. Anıt yazıtı ise şöyle: “Beşinci Ordu. Hâbgâh-ı Şühedâ. el-Fatiha. 1331-1332.” Sağlıklı bir Mehmetçiğin yaralı bir Mehmetçiği omzuna alıp taşıdığı heykel ise o mıntıkanın ruhunu yansıtması açısından görülmeye değer. 

 

Şavaş alanlarını/(ve şehitlikleri) ziyaret ederken Conkbayırı ve 57. Alay Şehitliği’ne doğru giden yol üzerinde Mehmetçiğe Saygı Anıtı ile karşılaşırsınız. Orada bir Mehmetçiğin, yaralı bir düşman Anzak askerini kucağına alıp hastaneye taşıma heykeli Müslüman Türk’ün ruh asaletini göstermesi açısından önemli. Mehmetçiği takdir bağlamında Avustralya Genel Valisi Lord Casey şunları dile getirmiş orada:

“Biz Çanakkale Yarımadasından, Türklerle savaşarak ve binlerce insanımızı kaybederek, kahraman Türk milletine ve onun eşsiz vatan sevgisine duyduğumuz büyük takdir ve hayranlıkla ayrıldık. Bütün Avustralyalılar, Mehmetçiği kendi evlatları gibi sever. Onun mertliği, vatan ve insan sevgisi, siperlerdeki dayanılmaz heybet ve cesareti bütün Anzakları hayran bırakan yurt sevgisi, insanlığın örnek alacağı büyük hasletlerdir. Mehmetçiğe minnet ve saygılarımla.”

Vaktiyle okuduğum bir savaş hatırasını buraya kaydetmek yerinde olur. Savaşın en şiddetli şekilde devam ettiği bir hengâmede yaralanan bir düşman deniz askeri, zor bela kendini kıyıya atar. Ancak bu sefer onu, Mehmetçiği kurşunu ve süngüsü beklemektedir. Yaralı düşman askeri, elinde tüfeği ile koşarak kendisine gelen bir Mehmetçiği görünce kurtuluş ümidini bütünüyle kaybeder ve cebinden ailesinin resmini çıkarıp Mehmetçiğe göstermek isteyen bir tavır takınıp gözlerini yumarak ölümü bekler! Bir de ne görsün! Mehmetçik kurşun yağmurları arasında canını hiçe sayarak onu hastaneye yetiştirmek için koşturmaktadır. Buna benzer pek çok hikaye/hatıra Çanakkale’nin ruhunu anlamamıza katkı sağlar.


         Devamında yolunuz 57. Alay Şehitliği’ne çıkar. 57. Alay’ın hikayesi hüzünlü ve azametlidir. Çanakkale Savaşı’nın tarihine bakılınca bu alaydaki 628 askerin tamamının şehit düştüğü belirtilir. 25 bin (25.000) kişilik İngiliz, Anzak ve Fransız gücünü geri püskürten bu alayın başında komutan olarak bulunan Mustafa Kemal’in, onlara, “Ben size taarruzu değil ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimizi başka birlik ve komutanlar alacak!” şeklindeki emri, 19. Tümen’in geriden gelip yetişmesi ve düşmanı denize dökmesi ile bir hakikate dönüşmüştür. Bu şehitlikte 25 subay olmak üzere 1817 şehit askerin ismi yer alır. 57. Alay Şehitliği’nin hemen yanıbaşında isimlerine bakılınca daha çok Çanakkale’nin evlatları olduğu anlaşılan 1115 kadar şehidin medfûn bulunduğu Kesikdere Şehitliği yer alır.

 

Biraz ilerideki Cesaret Tepe’de Mehmet Çavuş Anıtı’nın da dillere destan hikayesi/hikayeleri vardır. İsimleri anılan bu yerler birbirinden çok uzak diye düşünülmesin. Denilebilir ki, yüz, iki yüz, beş yüz metre mesafeden söz ediyoruz. Bu açıdan Çanakkale Savaşı adım adım, metre metre vatan topraklarının savunulduğu, yer yer süngü savaşlarının yapıldığı muharebedir denilse yeridir. Conkbayırı ise büyük savaşların olduğu başka bir muharebe meydanıdır. 10 Ağustos 1915, sabah 04:50’de başlayan büyük savaşa İngilizler 20 bin (20.000) kişilik bir kuvvetle saldırıya geçmiş, ancak Mehmetçiğin azim ve kararlılığı karşısında pes etmek zorunda kalmıştır. Onun için Mehmet Akif’in, “Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer!” mısraını bu noktada hatırlamak yerinde olur. Conkbayırı’nda Mareşal Fevzi Çakmak’ın kardeşi üsteğmen Nazif Çakmak’ın da süngü hücumu esnasında bölüğünün önünde iken şehit düştüğünü belirten bir anıt da mevcuttur. (8 Ağustos 1915).


   Çanakkale Savaşı/savaşları’nın olduğu alanlar aslında aynı zamanda şühedâ gövdesinin vatan topraklarını kanları ile suladıkları yerlerdir. Onun için orman içlerinde belki hâlâ daha onlardan geriye kalan unsurlar görülebilir. Bu açıdan öyle tahmin ediyorum ki, yarımadanın hemen her yanı aynı zamanda birer makberdir.


     Çanakkale Savaşları’nın dehşetini daha iyi anlayabilmek için Çanakkale Destanı Tanıtım Müzesi’ni de görmenizi öneririm. Balmumu heykelleri, savaş kalıntıları, resimler, armalar, sancaklar, tanıtım yazıları vb. ile donatılmış müze, bizi bundan yüz yıl öncesine tanık olmaya götürür. Müzede pek çok savaş bakiyesi malzeme vardır. Savaşın dehşetini en iyi anlatan örneklerden biri de sanırım havada çarpışan mermiler görseli olsa gerektir. Merhum Akif’in, “Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer; Kahraman orduyu seyret ki, bu tehdide güler!” mısraları ile dile getirdiği manzaraları orada ayan beyan görebilmek adeta mümkün hale gelir.

 


       Çanakkale Savaşları’nın en dramatik yönlerinden biri de İstanbul’daki pek çok üniversite talebesinin de savaşlara katılması ve bu yüzden üniversitenin belli bir süre mezun verememiş olmasıdır. Demek ki, Devlet-i Aliye, bu ölüm kalım mücadelesinde bir kısım topraklarını, orada kalan yer altı ve yer üstü kaynaklarını, askerini, iktisadi gelirlerini değil aynı zamanda düşünce, ilim, sanat üreten insanını da kaybetmek durumunda kalmıştır. Geçmişin ilim ve kültür mirasının sonraki nesillere sağlıklı bir şekilde aktarılamamasında sanırım bunun da etkisi olsa gerektir.

 

          Sargı Yeri Şehitliği, diğer adıyla Zığındere savaşın en acımasız yüzünün görüldüğü yerlerden biridir. Şehitliğin girişindeki şu kitabe, öyle anlaşılıyor ki, her şeyi anlatmaya yetiyor:

“Sargı Yeri Şehitliği: Çanakkale Savaşlarında Alçıtepe Köyü yakınlarında Zığındere mevkiinde (burası) savaşın en acımasız olaylarından birisi yaşanmıştır. Türk ve düşman kuvvetlerinden savaşın her cephesinde ve siperlerinde yaralanan, uzuvları kopan ve hastalanan askerler Zığındere’de (bu vadide) kurulan sahra çadırlarında toplanmıştır. Bölgedeki muharebeler boyunca dost ve düşman 40-50 bin [40.000-50.000] yaralı, hasta askerin toplandığı dere vadisi adeta bir dostluk köprüsü olmuş, her iki taraf da birbirine ilaç ve doktor yardımına başlamıştır. Bu bölgenin koruması Albay Halil Sami Bey komutasında 7. Tümene verilmiştir.

 

28 Haziran 1915 gecesi büyük bir düşman harp gemisi Zığındere’ye tonlarca bomba yağdırdı! Bu bombardıman sonucunda çok sayıda yaralı, hasta, müdafaasız Türk askeri şehit düşmüş, bir o kadar da düşman askeri hayatını kaybetmiştir. Olay dünyada yankılar uyandırmış, ancak olanlar olmuştur. Bu vahşet üzerine 9. Tümen ve 2. Tümene bağlı Türk birlikleri düşman kolordusuna saldırarak ağır kayıplar verdirmiş ve bozguna uğratmıştır. Binlerce Mehmetçiğin toplu olarak gömüldüğü bu vadiye (Sargı Yeri) adı verilmiştir.

 

Bu mukaddes vadide bacakları, kolları, parmakları kopmuş olarak yaralı ve hasta iken şehit olan aziz ve eşsiz kahramanlar! Sizler Türk milletinin kalbinde sonsuza kadar yaşayacak ve yüce ruhlarınız Türk vatanının ebedi bekçileri olacaktır!”

 



Bir tarafta, yaralı, savaş dışı kalmış kişi düşman askeri bile olsa onu hastaneye yetiştirmeye çalışan Mehmetçik; diğer tarafta yaralı, savaşa müdahil olmayan, savunmasız bütün insanlara ölüm kusan ve Büyük Akif’in; “… Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi” dediği düşman tarafı. Sanırım Türk askerinin [ve milletinin] Çanakkale’deki ruh halini en iyi anlatan manzaralardan biri de budur.

 



         

        Çanakkale Şehitleri Anıtı, savaşın en yoğun olarak gerçekleştiği alanlardan biri üzerine inşa edilmiş. Pek çok şehidin mezarlarının yapıldığı ve isimlerinin yazıldığı büyük bir alan orada yer alır.

 

 Çanakkale Şehitler Anıtı’nın devamında Ezineli Yahya Çavuş Şehitliği vardır. Yahya Çavuş, komutasındaki 67 asker ile 25 Nisan 1915’te Ertuğrul Koyu’na çıkarma yapan 3000 kişilik İngiliz kuvvetini on saat kadar durdurmuş bir Mehmetçiktir. Anıtında şu mısralar yer alır: “Bir kahraman takım ve de Yahya Çavuştular / Tüm alayla burada gönülden vuruştular // Düşman tümen sanırdı bu şaheser erleri / Allah’ı arzu ettiler, akşama kavuştular” (Vali Nail Memik). Yine anıtın ön yüzünde İstiklal Marşı’nın şu kıtası bulunmaktadır: “Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki, feda / Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda // Cânı, cânânı bütün varımı alsın da Hüda / Etmesin tek, vatanımdan beni dünyada cüdâ”

 

        Kilitbahir yolunda Seyit Çavuş anıtı da görülmesi gereken bir diğer yerdir. Çanakkale Savaşları’nın, tabir yerinde ise, kaderini değiştiren önemli bir kesit orada gerçekleşmiştir. Sezai Karakoç’un, ‘Kaderin üstünde bir kader vardır’[1] mısraında dile getirdiği üzere Türk askerinin yiğitliğinin, inancının, vatan sevgisinin harman olduğu yerlerden biridir Mecidiye Tabyası. 18 Mart 1915 savaşında bu tabyada şehit olan onaltı Mehmetçiğin kabirleri yer alır.

 

               

 


    

 …

            Bu milletin vatan sevgisi ve sevdasını en iyi anlatabilen yerlerden biri bence Çanakkale’dir. Bir ‘Hilal’ uğruna nice güneşlerin battığı yerdir orası!... Yukarıda kaleme alınanlar, Çanakkale’yi anlatmada özetin özeti konumundadır. Değinemediğimiz nice şehitlikler, yerler söz konusudur. İmkanı olanın ömründe bir kez de olsa orayı ziyaret etmesini gönlüm ne çok arzu eder. Sadece geriye kalan şehitlikler, anıtlar, savaş unsurları değil bence orası hâlâ daha ‘vatan kalbinin attığı yer’lerden biridir. Bu açıdan orada şehitlerin ruh halleri, kim bilir, bazıları için yaşanılan bir hâlete bürünür olabilir. 

 

            Vaktiyle bir tanıdığım şöyle bir hikaye/hatıra anlatmıştı. “Bir yılbaşı gecesi kutlamasının ardından gecenin üç sularında İstanbul/Taksim’den Eminönü’de doğru yaya iniyordum. Orada bulunan bir kilise önünden geçerken, iyice sarhoş olmuş ve yoluna zor yürüyebilen birinin kulağına eğilerek ‘İsa seni korusun!’ dediğimde o sarhoş adam birden kendine geldi ve ‘Ne İsa’sı be kardeşim! Benim Allah’ım var!...’ dedi.” Bu hikaye bence temsil açısından bazı şeyleri anlatır niteliktedir. Tanzimat sonrası batılılaşma çabaları neticesinde nice kültürel yozlaşma olsa bile bu milletin ruh hamurunun hâlâ sağlam olduğuna inanırım. Bunu görebilmek için Çanakkale ruhunu iyi anlamak ve 15 Temmuz 2016’daki menhûs darbe girişimine karşı bu milletin, Mehmet Akif’in, “Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hüda / Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda” duasına gönülden ‘âmîn’ dediğini görmek lazım fikrindeyim. Bu vesile ile cümle şühedâmıza Allah’tan rahmet diliyorum. Ve yine Milli Şair Mehmet Akif’in, ‘Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırmasın!’ duasına bütün kalbimle katılıyorum.

 



[1] Bkz. “Kaderin Üstünde Bir Kader Vardır”, Diyanet Aylık Dergi, Mart 2015, sayı 291, sf. 16-19.


 

Bu makale 462 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZARLAR

Bir Hilâl Uğruna18 Eylül 2017

TERÖRÜ LANETLİYOURUZ

  
 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HAYDİ SOHBET EDELİM

SOHBET İÇİN TIKLAYINIZ
İSTATİSTİKLER

İSTATİSTİK

 Sitemizde 13 kategori, 2169  haber bulunmaktadır.

 Bu haberler toplam 10408096  defa okunmuş ve 2742 yorum yazılmıştır.

 

REKLAM ALANI

Kumruluyuz.biz Kumrukent.com © 2005 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Kumruluyuz.biz & Kumruluyuz.com ve Kumrukent.com un© 2005 Her Hakkı Saklıdır. www.Kumruluyuz.biz , www.Kumruluyuz.com ve www.Kumrukent.com  un hiç bir kişi, kurum ve kuruluşla bağlantısı yoktur. Tamamen kişisel bir sitedir. Web sitemizin dışında farklı siteler kaynak gösterilerek yayınlanan haber ve içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz. Web sitemizde yayınlanan Köşe Yazıları, Makaleler ve Yorumlardan Yazarların kendileri sorumlu olup; içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz.  Sitemizde yayınlanan içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Destek & Bilgi: admin@kumruluyuz.biz | Yazılım: Mydesign| Bu Site En İyi (Tüm Tarayıcılarla) 1024*768 Çözünürlükte Görüntülenir.

Altyapı: MyDesign