Kumru Tanıtım ve Haber Portalı
Anasayfa Haber Ara Foto Galeri Videolar Anketler Müzik Dinle Sitene Ekle Tollbar İletişim RSS

MENÜ

KUMRU

EN SON HABER

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZİ BEĞENİN

Bir Hilâl Uğruna

Ahmet ÇAPKU

18 Eylül 2017, 01:10

Ahmet ÇAPKU


“Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor;
Bir ‘Hilâl’ uğruna Ya Rab, ne güneşler batıyor!”
-Mehmet Akif Ersoy-


 
Bir Hilâl Uğruna
-Şehit Zekeriya Çalışıcı’nın Hikayesi-

       Üzerinde yaşadığımız coğrafyasının ne zor şartlarda vatan haline getirildiğini tarih kitaplarından ve belgelerden öğreniyoruz. Günümüzde olup bitenler ise fiilen yaşadığımız, tecrübe ettiğimiz gerçekler olarak önümüzde duruyor. Tarihi bir tecrübe olarak üç kıtaya (eski dünya) hükmeden büyük devlet (Devlet-i Aliye) yapımız düşünüldüğünde günümüz açısından ‘üç tarafımız deniz, dört tarafımız düşman’ söylemi her ne kadar tartışmaya açık olsa da bu toprakların çocukları olarak her daim dikkatli olmamız gerektiği izahtan vârestedir.

        Bu vatan coğrafyasında yaşıyor olmanın bize ne çok şeyler kattığının farkındayız. Dört mevsimin, çeşitli ırkların, kültürlerin, tarihsel birikimlerin içinde olmanın getirdiği zenginlik hangi cümlelerle ifade edilebilir!... Sofralarımızdaki yemek çeşitlerine, nağmelerimizdeki makamlara, müzelerimizdeki sergilere bakılacak olursa ne demek istediğim biraz daha iyi anlaşılabilir. Bu milletin sahip olduğu mezkûr zenginliğin kıymetini bilmek, onu koruyup sonraki nesillere daha gelişmiş şekilde devretmek ise hepimizin vazifesi. Bu uğurda emeği olan herkese, özellikle can feda edenlere minnet borçluyuz. Aşağıdaki yazıda bu topraklara can verenler cümlesinden olarak şehit Zekeriya Çalışıcı’nın hikayesine yer vereceğiz.
…
 
         [Mezar taşındaki bilgiye göre] 02.02.1971 tarihinde, ailesinin ikinci çocuğu olarak dünyaya gelmiş Zekeriya. Ağabeyi Zihni Bey ile arasında yedi yıl yaş farkı varmış. Annesi, uzun süre ikinci çocuk hasreti çekmiş onun için. Adı, annesinin isteği üzerine okunmaya gelsin temennisiyle bir peygamber adı olarak Zekeriya şeklinde konulmuş. Bu ismin, ağabeyinin ismi olan Zihni ile kâfiye uyumu içinde olduğu da söylenebilir. Ailesi onu, o dönemin zaruretleri içinde büyütmüş. İlkokulu Karaağaç Köyü’nde okumuş. Mahalle mektebine gidip dini bilgilerini, namaz dualarını, Kur’an okumayı öğrenmiş. İlkokul sonrası ise bir meslek öğrenmesi için gurbete açılmış. İstanbul’a, kendi köyünden bir işverenin yanına gidip çantacılık mesleği öğrenmeye başlamış. Zamanla ilgili meslekte modelist olmuş. Yaptığı tasarımlar, ailesinin anlatmasına göre, tutulmuş ve çalıştığı yerde önemli bir çalışan konumuna yükselmiş.

          Ankara’da inşaat işlerinde çalışan ağabeyi Zihni Bey, kardeşi Zekeriya’nın da talebi ile göçünü İstanbul’a taşımış. Ağabeyi İstanbul’da istikrarlı şekilde iş bulana kadar yaklaşık bir yıl boyunca birlikte kaldıkları evin geçim işlerinde Zekeriya’nın önemli katkıları olmuş. Ne de olsa gelecekle ilgili birlikte yaşama, birlikte iş kurma hayalleri ve umutları varmış. Mesleğini seven ve bu alanda uzman olan Zekeriya, askere gidene kadar bu işle meşgul olmuş. Şu kadar süre ailenin genç bir ferdi olarak İstanbul’da yalnız kalmasına rağmen sigara içmek dahil herhangi olumsuz bir alışkanlık edinmemiş. ‘Babam bize güvenirdi ve sigara içmeyin yeter’ derdi diyor Zihni Bey. ‘Çünkü kendisi astım hastalığından mustaripti ve bu açıdan sigaranın ne anlama geldiğini bilirdi’ diyor. Aynı zamanda Zekeriya’nın, aileyi bir araya toparlayıp onlara yön verebilecek kapasitede biri olduğundan söz ediyor ağabeyi.

        Acemi birliğini jandarma eri olarak Diyarbakır Silvan’da yapmış Zekeriya. Usta birliği için Hakkari Şemdinli’ye gitmiş. O dönem on altı ay olan askerliğinin on üçüncü ayında iken şehadet haberi gelmiş. Zihni Bey’in anlatmasına göre görev yaptığı Şemdinli Alan Karakolu’na, ki kendisi de Karaağaç Köyü Alan Mahallesi’ndendir [bugün için Karaağaç Cad. Alan Sk.], baskın yapılacağına dair işaretler oluşmuş. Hatta Zekeriya’nın asker arkadaşlarından biri baskın olabileceği ihtimaline karşı farklı bir öneri dile getirdiğinde o, ‘Sen öyle düşünürsen, ben şöyle düşünürsem bu vatanı kim korur?!’ diyerek tepkisini ortaya koymuş. Baskın olabileceği ihtimaliyle karakol üç kademeli şekilde nöbetçi askerlerle korunuyor imiş. Ancak yaklaşık dört yüz teröristin aynı anda gecenin üçünde başlattığı baskın sınır tarafından değil karakolun ardından gelmiş. Oradaki taburdan Zekeriya dahil on altı asker ve üç korucu şehit düşmüş! Zekeriya orta mevzide beş arkadaşı ile birlikte görevi başında imiş. Buna göre geri ve orta mevzidekiler pusuya düşürülmüş. Zekeriya orada omzundan ve sırtından vurulmuş. Annesi Fatma Hanım’ın ifadesine göre Zekeriya muhtemelen kan kaybından şehit düşmüş. Çünkü gecenin üçünde başlayan çatışma saat beşe kadar sürmüş ve yaralı askerlere ancak o günün saat onunda ulaşılabilmiş. Şu halde Zekeriya, tezkeresine üç ay kala şehit düşmüş.

          Şehadetinden bir hafta önce annesi ile telefonda görüşmüş Zekeriya. Telefon için sırada bekleyen arkadaşlarını hesaba katarak annesine, ‘Anne, seninle bir hafta sonra görüşürüz. Sırada arkadaşlarım var’ demiş. Ancak buna ömrü vefa etmemiş. Gerek geliş gidişin zorluğu ve gerekse bir an evvel askerlik görevini yerine getirip hayata atılma düşüncesinin etkisi ile izine gelmemiş.

         30 Ağustos gecesi olan çatışmada şehit düşen Zekeriya’nın şehadet haberi köyüne ulaşmış. Annesi Fatma Hanım ve babası Ahmet Bey karakola bir saldırı olduğu haberini o günün akşamı almışlar ve sabaha kadar uyuyamamışlar. Meğer mahalleli insanlar sabaha kadar ayakta ve fakat bu haberi onlara vermeye çekinmişler. Sabah namazı ile birlikte köyün insanların, kapının önünde toplandığını görünce bunu anlamışlar!... Zekeriya 30 Ağustos 1992’de şehit düşmüş, 2 Eylül’de ise cenazesi olmuş.

          Zekeriya’nın ana babası yaklaşık on yıl boyunca sabah akşam onun kabri başına giderek dua okumuşlar, onun yanında bulunmakla kendilerini teselli etmeye çalışmışlar. Ancak babası Ahmet Bey, nefes darlığı çekmeye başlayınca gidememiş. Aradan yirmi beş yıl geçmesine rağmen ‘acı hep aynı’ diyor Zihni Bey. Babası yaklaşık beş yıl önce vefat etmiş olmasına rağmen babasını ara sıra, kardeşini ise her daim hatırladığından söz ediyor. ‘Çünkü, diyor, babam epey yaşadı, sırasınca vefat ederek öte âleme gitti. Ama kardeşim gençliğinin baharında idi. Onun için unutamıyorum!’ Annesi Fatma Teyze de Allah’a, kadere olan teslimiyetiyle oğlunun acısını bağrına bastığını ifade ile devlet yetkililerinin onu her daim saygı ile karşıladıklarını dile getiriyor: ‘Çocuğumun hatırına, nereye gitsem devlet yetkilileri bana öncelik tanıyorlar. Çocuğum şanı, haysiyeti ile dinimiz, vatanımız için şehit gitti.’ diyerek konuyla ilgili duygu ve düşüncelerini beyan ediyor. Öldükten sonra ahiret âleminde oğluna kavuşmak ise onu bu dünyada teselli eden önemli bir inancı şüphesiz.

           Zekeriya’nın şehadeti sonrası akrabalarının ve konu komşunun onlara olan tavırlarında bir değişiklik olmamış. Zihni Bey bunun sebebini, ‘Zekeriya aslında sadece bizim değil bütün akraba, komşu ve köyümüzün, herkesin şehidi idi. Çünkü herkes ona üzüldü, ağladı. Bugün mahalle kabristanında onu tanıyan tanımayan herkes, onun kabrinin başındaki bayrağımızı görünce önce onun mezarı başına gidip dua okuyor. Onun için o, sadece bizim değil hepimizin şehidi oldu. Ancak tabi ateş düştüğü yeri yakıyor! Bir de sen yanmaz ben yanmazsam bu ülke nasıl aydınlığa çıkar diye bir söz var. Zekeriya da zaten sen öyle düşünür ben şöyle düşünürsem bu vatanı kim bekler demiş arkadaşına. Onun için biz konu komşu ile zaten hep iyi idik. Yine öyleyiz.’ şeklinde ortaya koyuyor.

 
Zekeriya’nın şehadeti öncesi Zihni Bey’in gelecek ile ilgili bir takım hayalleri ve umutları varmış. ‘Şimdi ise günübirlik yaşıyorum. Onun hatırasına gölge düşürecek herhangi bir şeyi yapmamaya özen gösteriyorum. Dolayısıyla manevi açıdan böyle bir etkisi oldu’ diyor Zihni Bey kendisi ile ilgili olarak. Ordu’da şehitler derneğinde şehit aileleriyle kimi durumlarda buluşurlar imiş. Kumru’lu şehitlerin ailelerinden kimileri ile de irtibatları varmış. Onların duygu ve düşüncelerinin aşağı yukarı kendileri gibi olduğunu belirtiyor. Özellikle bazı medya organlarında bu vatan için can feda eden şehitlerimizle ilgili olarak herhangi bir ayırımcılığı çağrıştırıcı üslûbun kullanılmasının kendileri üzdüğünü ve bunun kendileri tarafından uygun görülmediğini dile getiriyor.

    Hayatının baharında Zekeriya’yı şehit veren aile, her halükârda ‘Vatan sağolsun!’ düşüncesinde hemfikirler. Şu kadar ki, devlet yetkililerinin terörle mücadeleyi tavizsiz şekilde sürdürmelerini önemsiyorlar. Evdeki küçük çocuklarından birinin adı, şehidin adını taşıyor bugün. ‘Çocuklarımıza haram yedirmedik. Namazımızla, abdestimizle büyüttük onları. Oğlumuz alnımızı ak edecek bir durumla gitti öte âleme’ diyor annesi Fatma Teyze. Gerek devlet yetkilileri tarafından gerek okul etkinlikleri açısından aileye bayrak, berat, madalya gibi pek çok hediyeler takdim edilmiş. Onları birer aziz hatıra olarak koruyorlar. Zihni Bey’in geçirmiş olduğu birkaç ciddi trafik kazasında şehit Zekeriya’nın hemen her seferinde ağabeyine görünmesi ise meselenin kişisel farklı bir boyutu olsa gerek. 
…
 

       Kumru’nun şehitleri, şehadet tarihlerine göre şu şekildedir: Yüksel Batır, SHH. Astb. Çavuş, 05.03.1985. Dargeçit-Mardin, Demircili Mahallesi; Abdurrahman Süre, İmam Hatip, 01.08.1992. Tatvan-Bitlis, Duman Köyü; Zekeriya Çalışıcı, 30.08.1992. Şemdinli-Hakkari, Karaağaç Köyü;  İsmet Hendekçi, Jan. Er, 1993, Silopi-Şırnak, Akçedere Köyü; Ali Uysal, Jan. Er, 25.05.1995. Şırnak, Çatılı Köyü; İrfan Ünceli, Jan. Er, 16.06.1995. Şemdinli-Hakkari, Divani Türk Köyü; Neşe Eryetim, Jan. Kom. Er, 04.07.1995. Silvan-Diyarbakır, Kadıncık Köyü; Adem Kamur, Jan. Er. 16.07.2005. Osmaneli-Bilecik, Ergen Türk Köyü; Adem Öğlü, Jan. Kom. Er. 04.04.2006. Küpeli Dağı Mevki-Şırnak. Yukarı Damlalı Köyü; Zekeriya Yatı, Piyade Er, 21.10.2007. Dağlıca-Hakkari, Fizme Köyü; Sabri Eryeler, Jan. Uzm. Çavuş, 07.06.2017, Başkale-Van, Ortaca Mahallesi.

    Her bir şehidin ve ailesinin konuyla ilgili hatıralarının kaydedilmesi ve tarihe mâl edilmesi gerektiği kanaatindeyim. Artık ülkemizin bir çok şehri, köyü bağrında şehit barındırıyor. Bu da ne kadar güzel, önemli ve zorlu bir coğrafyada ve vatan toprağında yaşadığımıza işaret eder. Bayrağımızı kastederek, “Ebediyen yurdumun üstünde benim inlemeli!” diyen Mehmet Akif’in duasına gönülden katılıyoruz.  Bir insanın bu dünyada yapabileceği en büyük cömertlik olan canlarını kutsal değerlerimiz uğruna feda eden cümle şühedâmıza Allah’tan rahmet diliyorum. Mekanları cennet olsun.
 

Bu makale 296 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZARLAR

Bir Hilâl Uğruna18 Eylül 2017

TERÖRÜ LANETLİYOURUZ

  
 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HAYDİ SOHBET EDELİM

SOHBET İÇİN TIKLAYINIZ
İSTATİSTİKLER

İSTATİSTİK

 Sitemizde 13 kategori, 2170  haber bulunmaktadır.

 Bu haberler toplam 10476267  defa okunmuş ve 2742 yorum yazılmıştır.

 

REKLAM ALANI

Kumruluyuz.biz Kumrukent.com © 2005 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Kumruluyuz.biz & Kumruluyuz.com ve Kumrukent.com un© 2005 Her Hakkı Saklıdır. www.Kumruluyuz.biz , www.Kumruluyuz.com ve www.Kumrukent.com  un hiç bir kişi, kurum ve kuruluşla bağlantısı yoktur. Tamamen kişisel bir sitedir. Web sitemizin dışında farklı siteler kaynak gösterilerek yayınlanan haber ve içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz. Web sitemizde yayınlanan Köşe Yazıları, Makaleler ve Yorumlardan Yazarların kendileri sorumlu olup; içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz.  Sitemizde yayınlanan içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Destek & Bilgi: admin@kumruluyuz.biz | Yazılım: Mydesign| Bu Site En İyi (Tüm Tarayıcılarla) 1024*768 Çözünürlükte Görüntülenir.

Altyapı: MyDesign