Kumru Tanıtım ve Haber Portalı
Anasayfa Haber Ara Foto Galeri Videolar Anketler Müzik Dinle Sitene Ekle Tollbar İletişim RSS

MENÜ

KUMRU

HABER 7 SON DAKİKA

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZİ BEĞENİN

EN ÇOK OKUNANLAR

Gönül Coğrafyamız

Ahmet ÇAPKU

06 Haziran 2018, 00:18

Ahmet ÇAPKU

   İnsan aklı ve gönlü olan varlıktır. Bu yönüyle insan, aklı ile fizikten metafiziğe uzanacak şekilde kavramsal boyutu, gönlü ile hissiyât dediğimiz duygusal boyutu kavrar. Bunların her birinin gündelik hayatımızda belli bir yeri vardır. Fiziksel hayatta tabiat yasaları, mekanik aletler, nesnel dünyanın işleyişinin kavranışı, icatlar, tikellerin birbiri ile irtibatı ve bunların tümellikle ilişkilendirilmesi gibi hususlar aklımızın konusu iken psikolojik haller, insanî ilişkiler yumağı daha çok gönül dünyamızla ilgilidir. Dini yaşantı akıl yanında hissiyâtı daha çok konu edinen bir alandır.

   Eğer ki, şairleri bir toplumun gidişatına dair önsezi ile donatılmış şahsiyetler olarak kabul edersek bu durumda onların terennümlerinde şiire bürünen bilinç/şuur hallerini dikkate almamız gerekir. Benzeri durumu bir sanatçının sanatında, bir ermişin hallerinde, bir bilgenin duruş ve tavrında da gözlemleyebiliriz. Gündelik hayatta kültürü oluşturan yapılar, öyle anlaşılıyor ki, daha çok dini temellidir. Bu açıdan din, bir ‘hayat’ olarak karşımıza çıkar. Başka bir bakışla din, İbn Haldun’in deyimiyle ‘en yüce hayrın kendisiyle gerçekleştiği kurallar bütünü’dür. ‘İki artı iki eşittir dört eder.’ ‘Üçgen, üç açısı olan geometrik şekildir.’ Hiçbir akıl, bu gibi gerçekleri başka bir şekle dönüştüremez. Bunlar her yerde her vakit ve herkes için aynıdır, değişmez. Bu yönüyle akıl, acımasızdır. Fakat duygulanım halleri böyle değildir. Sözü edilen alan, tıpkı mevsimler gibi halden hale dönüşebilir.
…
   Hayat felsefemizin köklerine su taşımış o kadar çok ve değerli şairlerimiz, sanatçılarımız ve erenlerimiz olmuş ki… Sanırım günümüzde bu kadar yıkıcı etkilere karşı bu denli sarsılmadan duruyor oluşumuzu biraz da onların geriye bıraktıkları mirasa borçluyuz. Kökleri sağlam olan ağaçlar nice fırtınalara meydan okur çünkü! Bu cümleden olarak şiir, sanat ve ahlakî köklerimize, başka bir ifade ile gönül coğrafyamızı mayalayanlardan birkaç cümle ile bahsedebiliriz.

   Her şeyden evvel şiir, bir dilin zirvesi olarak kabul edilir. Nice hikmetli ve önemli kabul edilen sözler, şiir dili ile zihinlerde daha bir kalıcılık kazanır. Kur’an’ın bu kadar kolay ve zihinlere nakış nakış işlenmesinde muhtemelen onun şiir dili özelliğinin de etkisi olabilir. Nice destanlar nesilden nesile şiir dili ile aktarılmış, bir hadiseyi konu edinen nice türküler, şarkılar, maniler hep şiir dilini tercih etmiştir. Şiir her ne kadar hayal dünyasının bir yansıması imiş gibi algılansa ve nihai açıdan retorik/hitabet (ikna) bazında ele alınsa da gerçekte o, hemen her toplumda, hayata dair belli düzeyde bir idrak seviyesini yansıtır. “Duyuş” diyebileceğimiz bu seviye, elbette ki, aklın rasyonel işleyişindeki objektif kesinliği sunmaz ancak oluş âlemindeki akışı anlamamıza katkı sağlar ve bize belli bir kavrayış, seziş seviyesi kazandırır.

   Sıradan bir çobandan koca bir ülkeyi yöneten sultanlara kadar şiir dili hemen her insana hitap edegelmiştir. Şiir, şair, şuur kavramlarının aynı kökten geldiğini dikkate alırsak bunun can taşıyan her bir kişinin, hayata dair algısı ile irtibatının olduğunu da anlarız sanırım. Ancak bu algının konusu, genel itibarıyla hissiyât diyebileceğimiz belli bir akış (oluş) halindeki varlık katmanıdır. Umut, hüzün, sevinç, öfke, kırgınlık, yeis vb. psikolojik duygulanım halleri en güzel yansımasını şiirde bulur muhtemelen. Divanlar, mesneviler, ilahiler, demeler, nefesler ana hatları itibarıyla sözü edilen dünyadan birer yansımadır.

   Bu konuda İmam Busûrî’nin Kaside-i Bürde’sinden (el-Kevâkibü’d-Dürriyye fî Medhi Hayri’l-Beriyye/ Hırka Kasidesi) Gelibolulu Yazıcızâde Mehmet’in Muhammediye isimli eserine, Sinan Paşa’nın Tazarrunâme’sinden Süleyman Çelebi’nin Mevlid’ine (Vesîletü’n-Necât) kadar uzanan çizgide asırlarca elden ele dilden dile dolaşan nice güzel, faydalı eserleri bu cümleden olarak dile getirebiliriz.
…
   Gönül coğrafyamızı harmanlayan ve ruh hamurumuzu yoğuranların başında sufiler, ermişler gelir. Teoman Duralı’nın bakışıyla bir millet, ‘benliğ’ini, ermişlerine emanet eder. Zira onlar, fırtınalı havalarda güvenli limanlardır. Nice insanın acısına merhem olmuş kişilerdir sözünü ettiklerimiz. Bu açıdan Yunus Emre’nin ülkemiz sathında onyedi farklı yerde makam kabrinin olmasına şaşmamak gerek. Benzer durumu Sarı Saltuk için de söyleyebiliriz. Horasan Erenleri olarak bilinen ekol, gerçekte Anadolu’yu, Rumeli’yi Müslümanlaştıran ya da bu coğrafyaya ruh üfleyen ermişlerdir. Başta Ahmet Yesevî olmak üzere onun müritleri/yetiştirdiği ruh insanları geçtikleri yerlere insanlık, ilim, ahlak, sanat… taşımışlar, gönül iklimini meydana getirmişler. Yesevî’nin Divân-ı Hikmet’i, Mevlânâ’nın Mesnevî’si ve  Fîhi Mâ Fîh’i, Yunus Emre’nin Divân’ı ve Risâletü’n-Nushiye’si gibi nice kişi ve eseri bu cümleden olarak dile getirebiliriz. Yine Hacı Bayram Veli ve Akşemseddin çizgisi, Niyazi Mısrî’den günümüz kadar gelen gönül ehli insanların tasavvuf adı altındaki etkinliklerine bu gözle görebiliriz. Farklı isimler altındaki tarikat-tasavvuf yapılanması biraz da bu mesele ile ilgilidir. Her ne kadar ilim-ahlak çizgisinde sevginin ileri boyutu olan ‘aşk’ kavramı/konusu kimi açılardan ciddi tartışmalara konu olsa da ben şahsen ‘gönül insanı inşa etmek’ açısından bunu önemsiyorum. ‘Akıl insanı olmak’ elbetteki olmazsa olmazımızdır. Hele de günümüz şartlarında. Şu kadar var ki, aklın rasyonel çizgideki keskinliğine mukabil insanın gönül açısından yumuşaklığını, esnekliğini, merhameti kuşanmasını, duygu terbiyesine konu olmasını da hesaba katıyorum. Başka bir ifade ile bunu dikkate almamız gerektiğine inanıyorum. Aksi halde sadece akıl veya sadece duygu, ‘beşer’in ‘insan’ olması için yeterli değildir. Sadece akıl, acımasızlığa; sadece duygu ise pespâyeliğe sevkedebilir insanı. Günümüz şartlarında İslam dünyasının hâl-i pürmelâline biraz da bu gözle bakabiliriz.
…
   Sanat dünyamızı ve sanatkârlarımızı da ‘gönül coğrafyamızı’ inşa edenler sınıfına dahil etmemiz yerinde olur. Gündelik hayatımızda etrafımız sanat ile kuşatılmış haldedir de bizler bunun ne kadar farkında oluruz bilinmez. Bir çiçekten bir böceğe, akıp giden bulutlardan yağmurun yağışına kadar aslında çepeçevre sanatla iç içeyizdir. Yeter ki, sanatçı gözüyle bunları görebilelim. İşte bu ‘görü’yü ortaya çıkarabilmenin en önemli vesilelerinden biri de toplumdaki sanatkârlar, sanatçılardır.
Gönül terbiyesi, ruh eğitiminde sanatçıların hatırı sayılır bir yeri olduğuna şüphe yoktur. Süleymaniye Camii’ni, Sultan Ahmet Camii’ni gördüğünde insanın gönlü nasıl da coşar! Her şeyden evvel mezkûr mimari yapıların ortaya çıkmasını (öncelikle hayalde var olmasını) sağlayan bir ortam vardır. Mimar Sinan’ı ve Sedefkâr Mehmet Ağa’yı ortaya çıkaran bir kültür, akıl ve gönül ortamından söz ediyoruz. Süleymaniye’deki Karahisarî’nin hat yazılarını da hatırlamamız gerekir. Levnî’nin renk cümbüşüne bürünmüş minyatürlerini, Itrî’nin nazlı nazlı dalgalanan deniz misali muhteşem nağmelerini, Nasreddin Hocamızın (ki, kendisi müderris ve kadı imiş) karanlığa/karamsarlığa (Haçlılar ve Moğollar’ın saldırısını kastediyorum) karşılık aydınlığı/iyimserliği ve ümidi-imanı (Müslümanlığı kastediyorum) temsil eden hoş nükteleri, latifeleri, fıkralarını bir kenara bırakamayız. Hayata tutunmamızda sözü edilen birikimdir ki, yüzyıllara yayılan biçimiyle bizim gönül coğrafyamızı oluşturmuştur.

   Evliya Çelebi’nin Seyahâtnâme’sini, tarihçi-nakkaş-hattat-matematikçi Matrakçı Nasuh’un Menâzilnâme’sini, Aşık Paşa’nın Garipnâme’sini konu ile ilgili olarak buraya kaydedebiliriz. Bunlara benzer yüzlerce, binlerce kişi ve eser yüzyıllardır kütüphanelerimizi süsledi, zihnimize şekil verdi, ahlakımızı tezyin eyledi diyebiliriz. Elmalılı merhumun, Hak Dini Kur’an Dili isimli eserinde Türklüğü (Türk Müslümanlığını ?) dünya tarihi ve dünyanın gidişatı açısından bir denge unsuru olarak görmesi boşuna değil sanırım. Aynı şekilde Ziya Gökalp’in Türkleşmek-İslamlaşmak-Muâsırlaşmak düşüncesinde eski Türk tarihine-düşüncesine (geçmişten günümüze uzanan çizgide) yelken açmayı önermesi bu açıdan incelenebilir. Şayet bizler, gönül coğrafyamızı inşa edenler ve bize muazzam bir miras bırakan ustaları, sanatkârları, ermişleri… bilmez, yetişen neslimize bildirmez isek onların bu konudaki ihtiyaçlarını sosyal medya çoktan doldurur bile. Biz madden neslimizi yetiştirirken birileri çocuklarımızı elimizden alıverir de haberimiz bile olmaz, Allah korusun !... Hz. İsa’nın deyimiyle, ‘İnsan sadece ekmekle yaşamaz!’ Bu açıdan ‘Gönül Coğrafyamızı’ yeniden yineleyenlere, bu konuda zihin ve kalem işçiliği ile uğraşanlara minnet borçluyuz. Sa‘yleri meşkûr olsun.  

Bu makale 882 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZARLAR

Kuşların Öyküsü20 Mart 2020

TERÖRÜ LANETLİYOURUZ

  
 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HAYDİ SOHBET EDELİM

SOHBET İÇİN TIKLAYINIZ
İSTATİSTİKLER

İSTATİSTİK

 Sitemizde 13 kategori, 2237  haber bulunmaktadır.

 Bu haberler toplam 13604501  defa okunmuş ve 2756 yorum yazılmıştır.

 

REKLAM ALANI

Kumruluyuz.biz Kumrukent.com © 2005 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Kumruluyuz.biz & Kumruluyuz.com ve Kumrukent.com un© 2005 Her Hakkı Saklıdır. www.Kumruluyuz.biz , www.Kumruluyuz.com ve www.Kumrukent.com  un hiç bir kişi, kurum ve kuruluşla bağlantısı yoktur. Tamamen kişisel bir sitedir. Web sitemizin dışında farklı siteler kaynak gösterilerek yayınlanan haber ve içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz. Web sitemizde yayınlanan Köşe Yazıları, Makaleler ve Yorumlardan Yazarların kendileri sorumlu olup; içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz.  Sitemizde yayınlanan içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Destek & Bilgi: admin@kumruluyuz.biz | Yazılım: Mydesign| Bu Site En İyi (Tüm Tarayıcılarla) 1024*768 Çözünürlükte Görüntülenir.

Altyapı: MyDesign