Kumru Tanıtım ve Haber Portalı
Anasayfa Haber Ara Foto Galeri Videolar Anketler Müzik Dinle Sitene Ekle Tollbar İletişim RSS

MENÜ

KUMRU

HABER 7 SON DAKİKA

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZİ BEĞENİN

EN ÇOK OKUNANLAR

Anadolu'mun Kadınları

Ahmet ÇAPKU

06 Aralık 2018, 21:39

Ahmet ÇAPKU


Anadolu’mun Kadınları

(Anam’a Dair)

 

İnsanlık tarihi boyunca kadın ve erkek, hayatın yükünü birlikte omuzladı. Aile, geçim, hayata tutunma, neslin bekası, çocukların terbiyesi, din ve kültürün yaşatılması, devlet idaresi gibi nice konuda hep beraber yürüdüler. Bu hayat yürüyüşünde görev taksimatı yaptılar, icabında biri diğerinin yükünü de üstlendi. Bazen acıyı bal eylediler, türküler ve ağıtları birlikte söylediler. İlahileri ve marşları birlikte terennüm ettiler. Dili, ahlakı, damak tatlarını, yerel gelenekleri birlikte daha ileriye taşıdılar.

Medeniyet tarihçileri işin evveliyâtında insanları toplayıcı (göçebe), ilerleyen süreçte ziraatçi (yerleşik) bir duruma tabi tutarlar. Erkek, evin geçimi adına uzaklara gidip avcılık, toplayıcılık yaparken çocuklarının başında bulunan kadın (ana/anne, ümm, mother) icabında bulunduğu çadırın etrafında mevsimlik ürünler yetiştirmiş. Böylece bağçe, tarla işleri ortaya çıkmış. Yerleşik hayatın bu şekilde ortaya çıktığını söyler konu ile ilgilenen tarihçiler. Bu konuda kesin bilgi için elbette pek çok bilim dalının verilerine ihtiyaç vardır. Ancak bu betimlemede dikkat çeken şey, hayatın yükünü omuzlama konusunda, kadının ev işlerinde yoğunlaşması ve kültürün taşınmasında başat rol alması hususudur. Bütün bunların ortaya çıkışında, (İbn Haldun’un işareti üzere) insan aklının ve ellerinin fevkalâde önem arzettiği ise açıktır.

Her birimizin anne ve babası, onun sebeb-i vücudu (varlık sebebi) olarak bulunur. Hayata onlar sebebiyle geldik ve tutunduk. Bizi sevgiyle sarmaladılar, soğuktan sıcaktan korudular, bilmediklerimizi öğrettiler. Tarih boyunca süregelen bilgi ve tecrübeyi bizimle paylaştılar. Bu konuda hasbî oldular. Her birimizin anne babası, biriciktir ve bizler için güvenilir limandır. ‘Ağlarsa anam ağlar…’ sözü bile ebeveynin yegane oluşuna işaret değil midir ? 

                Yol, insanı terbiye edermiş. Çalışmak, üretmek, faydalı olmak, yetiştirmek ve sıraya katmak. Gah ağlamak, gah gülmek… Ve hep yolda olmak. Hayatın akışında geceli gündüzlü, tabiatın kucağında, sosyal ortamda her daim bir koşturmaca içinde geçen ömür. Çocukların büyümeleri, ev bark kurmaları, kızların gelin edilmesi, gelinlerin ev ocak işlerine alıştırılması (eğitim-öğretim), dünyaya gelen torunların sevinci vb. ile sürüp giden tecrübe dolu bir ömür.

                Köyde yaşayıp da özlem, hasret, umut, hayal ve hayal kırıklıkları, ara sıra tartışmalar, dargınlıklar olmaz mı ?... Köylü kadınlar için bu kavramlar yaşanarak, tecrübe ile öğrenilen durumlardır denilse yanlış olmaz. Fakat her halükarda onlar sevinç ve hüznü aralarında paylaşmayı bilebilen basirete sahiptirler. Okuma yazması olmasa bile hayat okulunun başarılı birer talebesi ve hatta yerine göre hocası konumundadırlar. Dostu düşmanı, haramı helali, büyüğü küçüğü, faydalıyı zararlıyı, iyiyi kötüyü geleneksel irfan ve anlayışları ile pekala bilirler. Belki doğru olan şeyin tarifini yapamazlar ancak onun ne olduğunu bilirler. Ahlak kavramını tanımlayamazlar, lakin yaşarlar.   

Sabır ve şükür makamında olmak onların en temel ilkeleridir. Bulamadıklarında sabreder, bulduklarında şükrederler. Mümkün mertebe bunu da aşmayı hedeflerler. Tarlalarda kendi elleri ile ektiklerini biçerler, doğal haliyle onları sofraya leziz yemekler olarak sunarlar. Havanın akışında gelecek günlerin nasıl olacağını rahatlıkla tahmin ederler. Otlardan (kocakarı) ilaçlar(ı) yaparlar. Gözyaşlarına eşlik eden duaları samimi ve makbûldür. Köy çocukları-gençleri gurbete açılırken özellikle onların hayır dualarına müracaat ederler.

Gönüllerinde hep çocuklarının mürüvvetini görmek vardır. Bunun için yürekleri heyecan duyar ve gece gündüz çırpınırlar. Onların hastalıkları uykularını kaçırır, gurbete gidişleri gözlerini nemlendirir. Hayata hep umutla bakmayı bilirler. Siyaset dünyasını sağduyuları ile uzaktan takip ederler. Kocalarından, yakınlarından dünyanın gidişatıyla ilgili haberleri dinlerler. Seçim geldiğinde vatandaşlık görevlerini yaparlar kocalarının da yardımıyla. Mazbut, mütedeyyin, mütevekkil halleriyle evlerinde bir dağ gibi oturur, yuvalarını beklerler. Kocaları için sadık bir yar, çocukları için güvenli bir liman olarak.

Samimiyet onların yol azığıdır. Bazen bilmem hangi köye yolu düşmüş, orada bir bacı ile tanışmış ve ‘ahiret kardeşi’ olmuştur. Oraya gidip gelenlerle ona hep selam gönderir. Evinin pencerelerindeki saksılar onun mütebessim yüzünün simgesi konumundadır. Allah’ın ‘Kerîm’ sıfatının bir tecellisi olarak ‘ekmekli’dir. Yoldan geçenlere bir tas-bardak ayran, bir dilim ekmek vermeyi sevap olarak görür. Bazen içinden geçtiği gibi Yunus’tan ilahiler mırıldanır: “Canım kurban olsun senin yoluna…”, “Aman Kâbem varsam sana…”. Onun için hiç olmazsa ahir ömründe bir kerecik olsun kara donlu Kabe’yi görmeyi çok ister.

  …

 Bir evin bir kızı olarak büyümüş, fakirlik yılları içinde. Babası (35) ve annesi (39) henüz genç denilebilecek yaşlarda vefat edince, üvey annesi ile birlikte evin işleriyle ilgilenmiş ve genç yaşta gelin olmuş annem. Bir evin bir çocuğu olan kocası, hem köy hocalığı yapmış hem ticaretle ilgilenmiş. İlk çocukları (Abdullah) iki üç yaşlarında iken hastalık sebebiyle vefat etmiş… Ardından kızları ve oğulları dünyaya gelmiş. Geniş bir aile ortamı oluşmuş.

Fakirliğin hüküm sürdüğü devirler, dur durağı olmayan bir koşturmaca içinde geçen yıllar. Ev işlerine ilaveten tarla işleri. Büyüyen her bir çocuğun ihtiyacı ile özel olarak ilgilenme telaşı. Konu komşu ile yardımlaşma halinde geçimin yükünü omuzlamak. Bütün bunlar arasında ‘kendini’ olgunlaştırma ameliyesini hep hatırda tutma bilinci.

Eskiden evlerin içinde su yoktu. Mahallede çeşme de yokmuş. Sabah akşam köy kadınları, sırtlarında yayık denilen su kabı ve ellerinde ibriklerle deredeki su kaynağından her gün su çekmişler yazında kışında. Evde bitip tükenmek bilmeyen bulaşık, çamaşır vb. temizlik işleri. Bayram arefelerinde ahşap evin tahta duvarlarının sil baştan temizlenmesi. Buna çevre temizliğini de ilave edebiliriz.

Evde şu kadar nüfus vardır. Biteviye ocakta yemekler pişer. Köy yemekleri olarak lahana (pancar), patates, mısır, un çorbası, turşular, pekmezler, süt yoğurt vb. sayılabilir. Bunların her birinin hazırlanması, sofraya sunulması ayrı bir uğraştır elbette. Arada bir eksik olmayan misafirler. Onlar için ayrıca yemek hazırlanması gerektiği ise izahtan varestedir. Annesinin kendilerine özel olarak hazırladığı yemekleri hangi çocuk zihninden silebilir ki… Bu meyanda ceviz yaprağı ile pişirilmiş üzerine tereyağı bandırılmış küçük mısır ekmeklerini (yerel dilde ‘gılik’), patates korlamasını, üzerine bal dökülmüş taze yoğurtlarını, un bulamacını (gavut) nasıl unutabiliriz ki…

Sabahın seherinde kalkıp ocağı harlatmak. Ardından kahvaltıyı hazırlamak. Akşamdan süt mayalanmış ve sabaha kadar yoğurt olmuştur. Yarım saat kadar sallama yayık ile yoğurdun ayrana çevrilmesi ve yağının alınması işlemi. Sonra hane halkı sabah namazına kalkar. Ardından sofra kurulur. Nevale sonrası ahırda (ağıl) inekler sağılacak bekler. Devamında evin düzene konulması vardır. Çocuklar okula gönderilir. Hane halkının her biri işinin başına yollanmıştır. Kendisi ise kuşluk ve öğle yemeklerini hazırlayıp yemek sepetini eline alarak tarlaya gidecektir. İkindi sularına kadar tarlada çalışacak ve eve dönecektir. Evde tekrar işler onu bekler. Hayat bu minval üzere sürüp gider.

Arada misafirlikler olur. Hastalıklar olur. Düğün dernekler olur. Doğum ve ölümler olur. Onlara da imkan ölçüsünde katılacaktır. Bütün bunlar olup biterken kendisi ebeliği öğrenmiş, yaşadığı köyde ve etraf köylerde, sağlık hizmetlerinin henüz gelişmediği dönemde, nice çocuğa (altmış kadar) büyükanalık-ebelik etmiştir. Kocası geç yaşlarında askere gidince evin yükü, kayınpederi ile onun omuzlarına binmiştir. Köy ve yayla işleri, çocuklar, koşturmaca… Köylü insanların kimi hallerde kabalığı ve anlayışsızlık sorunu kendini gösterir. Bütün bunların da üstesinden gelmesi gerekmiştir. Kimi zaman öyle haller olmuş ki, hastalanmış ama hekime gidip de tedavi olamamış. Çocuğu hastalanmış lakin parasızlıktan gidilememiş. Düğün dernek olmuş, iş güç yüzünden vakit ayıramamış. Kimi hallerde canı çektiği şeyleri alamamış, gitmek istediği yerleri gezip görememiş. Lakin yüksünmemiş, sabrı ve şükrü terk etmemiş, çileye talip olmaktan vazgeçmemiş.

                Çocuklarının her biriyle ayrı ayrı ilgilenmesi ve bu esnada adeta kendini unutması, bu durumu ömür boyu devam ettirmesi, bir annenin cömertliği ile izah edilebilir. Ve çocuklarının sevinci ile huzur bulması, onların sıkıntılarında göğsü daralması onun bir anne oluşu icabıdır. Bu açıdan kendisi, çocukları ve torunları ile her daim ilgilenmiştir. Gurbete açıldıklarında onları kendince hep geriden takip etmiştir. Engin tecrübesi, irfan ve sağduyusu ile imkan ölçüsünde yol yordam göstermiştir.

                Beyi ile birkaç defa hacca-umreye gitmiş, farklı bir dinî tecrübe yaşamış, hacı-anne olmuştur. Oraları hatırladıkça gözlerinin yaşarması dinî duygusu ile ilgilidir. Beş vakit namazı, hayr u hasenatı, dilinden düşürmediği duaları onun yaşam biçimidir. Nice yıllar önce, köy kadınları ile bayram öncesi köyün Cuma Camisi’ni temizlemeleri hâlâ gözümün önündedir.

                Yılın mevsimleri misali çocukluk ve gençliğinde, orta yaş ve ihtiyarlığında belki pek gezip tozmuş değildir ancak ömrünün her bir aşamasının hakkını verdiğine inanırım. Ömür israfı adına ahiretteki hesabı kolay olur sanırım. Hayatın sıkıntıları karşısında ‘duruş’u ile biz yakınlarına ne çok şey verdiğinin/öğrettiğinin tanığıyım. Kendisine bir ömür şükran ve minnet borçluyum. Hikayesini anlattığım kişi-ler aslında Anadolu’muzun çileli, vefalı kadınları, analarımız. Bu yazıda bir nebze de olsa, icabında örnek alınası hikayesi-hikayeleri hakkıyla yazılmamış kadınlarımızın, analarımızın, ve dahi anamın hikayesini dile getirmiş oldum.

Bu makale 864 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZARLAR

Kuşların Öyküsü20 Mart 2020

TERÖRÜ LANETLİYOURUZ

  
 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HAYDİ SOHBET EDELİM

SOHBET İÇİN TIKLAYINIZ
İSTATİSTİKLER

İSTATİSTİK

 Sitemizde 13 kategori, 2237  haber bulunmaktadır.

 Bu haberler toplam 13675087  defa okunmuş ve 2756 yorum yazılmıştır.

 

REKLAM ALANI

Kumruluyuz.biz Kumrukent.com © 2005 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Kumruluyuz.biz & Kumruluyuz.com ve Kumrukent.com un© 2005 Her Hakkı Saklıdır. www.Kumruluyuz.biz , www.Kumruluyuz.com ve www.Kumrukent.com  un hiç bir kişi, kurum ve kuruluşla bağlantısı yoktur. Tamamen kişisel bir sitedir. Web sitemizin dışında farklı siteler kaynak gösterilerek yayınlanan haber ve içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz. Web sitemizde yayınlanan Köşe Yazıları, Makaleler ve Yorumlardan Yazarların kendileri sorumlu olup; içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz.  Sitemizde yayınlanan içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Destek & Bilgi: admin@kumruluyuz.biz | Yazılım: Mydesign| Bu Site En İyi (Tüm Tarayıcılarla) 1024*768 Çözünürlükte Görüntülenir.

Altyapı: MyDesign