Kumru Tanıtım ve Haber Portalı
Anasayfa Haber Ara Foto Galeri Videolar Anketler Müzik Dinle Sitene Ekle Tollbar İletişim RSS

MENÜ

KUMRU

HABER 7 SON DAKİKA

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZİ BEĞENİN

EN ÇOK OKUNANLAR

Çiçek Çiçek Pencereler…

Ahmet ÇAPKU

24 Şubat 2019, 15:51

Ahmet ÇAPKU

Âlem bir mucizedir, ancak biz alışkanlık kesbetmişiz. (…) Danimarkalı bir elçilik heyeti, hava taşımacılığı sayesinde Grönland’a taze bir gül buketi götürmüştü. Bu onlar için büyük bir sürpriz oldu. İnsanlar adeta bir mucizeymiş gibi güllerin etrafında toplanıp onlara bakıyorlardı, etraflarında dansedip heyecanla bağırıyorlardı. Tüm âlem bir mucizedir ama biz buna dikkat etmeyiz. Hissisleştik.” -Aliya İzzetbegoviç-

Çocuk-luk hafızası bir çok hususu ömür boyu muhafaza eder. Şekiller, renkler, tatlar, sesler, akıp giden mevsimler vesaire. Köy şartlarında mevsimler ve çiçekler çocuk muhayyilesinde yer eden mühim unsurlardan biridir. Her mevsimin kendine özgü çiçekleri, renkleri, kokuları, meyveleri vardır. Onlarla en çok hemhal olanların başında ise çocuklar gelir.

Köy kadınlarının eski ahşap evlerinin pencerelerinde her mevsimin kendine özgü saksıları/çiçekleri olurdu. Bunlar o yörede yetişen çiçeklerdi. Mahalle içinde kapı komşusu olan kadınlar, birbirinden çiçek alıp yetiştirir, onları icabında dantelalarına yansıtır ve o ahşap kokulu evler çiçeklerle desen desen şekil alırdı. Pencerelerdeki çiçeklere evlerin avlularında yer alan çiçek ve gül bahçesi eşlik eder. Gül bahçesinde pek çok gül ve çiçek kendini gösterir. Her biri mevsimlerin belli zamanında çiçek açan, tohuma duran, yaprak açan ve döken çiçekler.

Çiçekler etrafımızda her yönüyle bizleri adeta büyüleyen ve bambaşka âlemlere taşıyan canlılardır. Onları özü-gönülden severseniz size daha canlı, neşeli, gümrah çiçekler ve kokular sunarlar. İnsanın içindeki sanat (estetik) duygusunu kuvveden fiile çıkarmada çiçekler ne çok şey barındırır bünyelerinde. Evimizin pencerelerinde, bahçelerimizde, işyerimizde olan çiçekler aynı zamanda bizim iç dünyamızın dışarıya belli ölçüde yansıması halidir. Yaşantımıza güzellik katmanın, güzel görüp güzel düşünebilmenin ve Güzel’e ulaşabilmenin de ipuçlarını verirler.

            …

Çocukluğumda köydeki ahşap evimizin odalarının pencerelerinde küpe gülü, kaynana dili, yılbaşı, kedi (pisi) tırnağı, cam güzeli, açelya misali ablamın türlü çeşit saksıları vardı. Bunlar pencere çiçekleriydi. Evimizden dışarıyı onlarla birlikte görürdük. Onlar içinde bulundukları mevsime göre çiçekler açarlardı. Bizim de onlarla birlikte gönlümüz açar, sürûrla dolardı. Muhtelif geometrik desenli şekilleri/tasarımları, renkleri, kokuları ile evimize, bizlere neş’e katarlardı. Aynı şekilde evimizin avlusunda ve mahalle içindeki muhtelif ağaçların bahardaki çiçeklerini de buna dahil edebiliriz. Elma, armut, erik, ayva, kiraz, vişne, akasya, töngel (muşmula/beşbıyık), uvaz (üvez/hurma) gibi çeşitli ağaçların hepsi de her açıdan kendine özgü yapısı ile arz u endam ederdi. Dolayısıyla onlara dair idrak yetilerimizde duygu ve düşünce açısından her birinin bir karşılığı oluşurdu. 

Bazı köy evlerinin özel çiçek bahçeleri vardı. Bunlardan biri de bizim evde idi. Büyük ağabeyim yatılı olarak kalıp ilim tahsil ettiği uzak yerlerden türlü çeşit çiçekler getirir, evimizin hemen pencere altındaki bahçeye onları dikerdi. Çiçekler yağmur yeyip güneş görünce muhteşem bir neşve halinde çiçekler açar, kokularıyla adeta biz buradayız derlerdi. Çocuk halimle onları penceremizden seyre dalmak benim için ayrı bir huzur hali idi.

Yıllar sonra ben de büyük ağabeyim gibi yatılı talebe olarak okuduğum yıllarda evimizin bahçesindeki bir köşeyi çiçek bahçesine dönüştürmeyi tasarlamıştım. Âtıl halde duran bir yeri gözüme kestirmiş, orayı ıslah ederek çiçekliğe dönüştürmeyi aklıma koymuştum. Ayda iki günlüğüne izine/tatile geldiğimde bu iki günü değerlendirir, el arabası ile uzaklardan verimli toprak taşırdım. Nihayet orası etrafı çitle (fıraktı) çevrili, toprağı bakımlı, içinde yaklaşık yirmibeş otuz çeşit çiçeğin bulunduğu bir gülistana dönüşmüştü. Aslında bu durum benim iç dünyamdaki güzellik düşüncesinin dışarıya yansıması hali idi. Öyle ya, birçok şey önce insanın iç dünyasında varlığa gelir. Orada tasarı olarak var olan şey bir şekilde kendini dış dünyada da var edebilir.

Belki bir yıl boyunca etraf mahalleleri (köy) dolaştım çiçek merakı olanlardan çiçek derleyebilmek için. İlginç olan şey ise, bu konuda meraklı olanlar, çiçekler daha çok etrafa yayılsın ve çiçeklerle örülü bir dünyamız olsun diye sanırım, bana çiçeklerinden bir çıtan, bir kök, bir dal vermekte oldukça cömert idiler. Kendileri gibi çiçek meraklısı birine rastgelmenin huzur halini onların yüzlerinde rahatlıkla okuyabilirdiniz. Böylece sanki kendiliğinden çiçek-severler grubu oluşmuş gibi bir manzara ortaya çıkardı.

Neler vardı çiçek olarak ? Hafızamda kaldığı kadarıyla şunları zikredebilirim: Kabalak gülü (Hatmi/Gül hatmi, Ebu’l-Misk). Bu çiçek, servi gibi kazık kök halinde yetişen bitki familyasına mensuptur. Bir insan boyunda büyüyebilir. Gövdesinin üzerinde beyaz, pembe renklerde çiçekler açar. Biz bu çiçekleri alır, çiçeklerin yapışkan olan köklerini çocuk halimizde burnumuza yapıştırır adeta palyaço gibi görünmeye çalışırdık. Susam (süsen, iris) çiçeğinin yaprakları ve çiçek sapı farklı olur. Onların yaprakları ile çocuklar, karşılıklı kılıç kalkan oyunu oynarlar. Çiçekleri ise orkide benzeri şekilde lacivert renkte olur. Hafif ekşimtrak bir kokusu vardır. Bu çiçek daha çok mezar üstlerine dikilirdi. ‘Müjdeye delalet etmesi’ itibarıyla mezardakilere ferahlık, serinlik olsun niyetiyle… Ayran gülü denilen çiçek çıtı pıtılı görünümüyle daha çok yer bitkisidir. Küçük, fazla miktarda beyaz çiçekler açar. Mayhoş bir kokusu olur. Kapladığı alan fazla ise görünüm olarak o ölçüde hayranlık uyandırır. Beyaz, lacivert, pembe renkleriyle sarmaşıklar her yerde kendini gösterir. Akşam Sefası çiçeği ise sadece ikindi sonrası çiçeklerini günyüzüne çıkarırdı. Beyaz zambak ise en dikkate değer olanlarındandı.

Et gülü (ayn-ı safa, portakal nergisi) çiçeği yaklaşık onbeş santim büyüklüğe uzanan haliyle hemen her mevsim çiçek verir. Turuncu renkli çiçekleri tek tek haldedir. Top kadife çiçeklerine fındık gülü derdik. Çam gülü dediğimiz ise gövdesi adeta çam ağaçlarına benzer. Çiçekleri beyaz, pembe, turuncu gibi pek çok renkte olup narin bir görünüşü vardır. Patates (yıldız, dalya) çiçeği denilen çiçeğin toprak altına dikilen patates yumruları vardır. Çiçek bu kökten yetişir ve muhtelif renklerde olabilir. Görünüşü insanın içini açar. Yemşen (Kasım-patı) gülü daha çok sonbaharda çiçer açar. Sarı, turuncu, beyaz gibi renklerde açar. Hafif ekşimsi bayıltıcı bir güzel kokusu vardır. Ay çiçeği (Gündöndü) ise hemen hepimizin bildiği ancak bizim orada sadece çiçek olarak görülen, ara sıra mısır tarlalarında birkaç tane numûne olarak ekilen bir çiçekti. Biz onu süs bitkisi olarak görürdük.

Bu arada tarlalarda endemik (sadece o yere-yöreye özgü) çiçekler de vardır. Halk arasında Keçi çiçeği (Buhuru-Meryem, Tavşan Kulağı, Cyclamen) çiçeği sadece kışın açan pembe renkle, toprak altında soğanı olan ve fındık bahçelerini, orman diplerini süsleyen bir çiçektir. Bunun bir de koyun çiçeği (?) denilen soluk beyaz renkte açan, sapları olan bir çiçek vardır. Kardelen misali bu da sadece kış mevsiminde kendini gösterir. Halk arasında Aygülefi (Ayı gülü) denilen bir çiçek vardır. Kırmızımsı renkte, muhteşem güzellikte ve kokuda olup sadece orman içlerinde gölgelik yerlerde yetişir. Yine orkide türlerinden sahlep çiçeği (ki, soğanından sahlep içeceği yapılır) de mühimdir. Hercai menekşe olarak bilinen ve pek çok renkte açan tarla çiçeklerinin taç yapraklarını (telek) yerdik. Onun için ona mahalli dilde Yeme Çiçeği derdik. Beyaz papatyalar ve (sarı) hindiba çiçekleri ise hemen bütün tarlalarda kendini gösterir.

Çiçekler insanlara o kadar etki etmiştir ki, icabında çocuklarımızın adlarını Çiçek vermişizdir.[2] Buna Nilüfer, Karanfil Sokak gibi mekan adlarını da dahil edebiliriz. Gül ve çiçek isimleri aynı zamanda kız çocuklarına isim olarak verilmiştir. Sanırım bunda, “Biz onu [Meryem’i] güzel (hasen-hüsn) bir bitki (Çiçek) gibi yetiştirdik” (Al-u İmran, 37) ayeti yanında Hz. Aişe’ye Humeyra [Pembecik/Pembegül (?)] lakabı gibi dini birikimin/kültürün etkisi vardır. Aynı zamanda kız çocuklarının adeta bir çiçek gibi yetiştirilmesi, onlara nazik davranılması (ki, bu husus, erkeğin hanımına davranışı için de geçerlidir) meselesini de muhtevidir. İsim-müsemmâ ilişkisinin insan psikolojisine etkisini de göz önünde tutabiliriz.
 
Anadolumuzun çiçek florası açısından ne kadar zengin olduğu bilinmektedir. Binlerce çeşit çiçek dünyasının olduğu yurdumuzun bu zenginliği önümüzde duruyor. Bunların tıb açısından incelenmesi, değerlendirilmesi siyasi, ilmî-akademik, ticari, sanat dünyasındaki insanların ortak aklını kullanmasını bekliyor.[3] Arılar madem ki, çiçeklerden bal yapıyor ve bu da türlü çeşit hastalıklara şifa oluyorsa (bkz. Nahl/Bal Arısı Suresi, 68-69) şu halde çiçekler hastalıklar için şifa içeren birer nimet konumundadır. Onların psiko-terapi açısından insan ruhunda hasıl ettiği muhteşem iyileştirici halleri ise ayrıca araştırılması gereken bir husustur. (Ve) bence evlerimizde, bahçelerimizde yetiştirdiğimiz çiçekler ile bizler arasında da aynı hâl geçerlidir. Bugün ‘attar’ olarak bilinen ve bitkisel tedavi olarak piyasada arz ü endam eden gelişme bu açıdan dikkate değerdir. Geçmiş tıbbî birikimimizin yeniden gün yüzüne çıkarılmasına da bir basamak teşkil edebilir. Benzer husus yemek/mutfak kültürümüz (gastronomi) için de söz konusudur

Çiçeklerin her birinin rengine, duruşuna, kokusuna ayrı bir anlam verilmiş ve bu durum, bir tür simge halini almıştır. Falan çiçek şu duygu halinin remzi, filan çiçek şu duyguyu temsil konumuna yükseltilmiştir anlam dünyamızda.[4] Bu durum icabında halı desenlerine, dantelalara işlenmiş, elbiselere motif olmuş, mermerlere (mezar taşlarına vb.) hakkedilmiş, türlü çeşit meseleleri temsil için kullanılmıştır. (Tıbbın motifi: Yılan ve zeytin dalı/zehir ve panzehir). Böylece muhteşem bir dil-anlam dünyası ortaya çıkmıştır.

Günümüzde insanlarımızın nerede ise yüzde doksanı şehirlerde yaşıyor hale geldi. Dikey olarak uzayıp giden beton bloklar arasında insanlar, yetişen nesiller bu muhteşem dil-anlam dünyasından belli ölçüde bîhaber yetişiyor. Tabiat ile iç içe olmadan, onun dilini anlamadan, kokusunu, dokusunu, rengini, ahengini tatmadan betonarme yapılar içinde ‘olan’ insanlardan söz ediyoruz. Sahiden böylesi bir dünyada insan nasıl ‘olur’ (olgunlaşır, kemâle erer) ?!... Bu konu ciddiyetle üzerinde durulması gereken bir meseledir. Şu kadar var ki, şahsen, böylesi bir dünyada yaşamaya mecbur olsak bile hiç olmazsa pencerelerimizden, evlerimizden, varsa eğer bahçelerimizden çiçekleri eksik etmemek gerekir. Lale Devri gibi bir döneme adını verdiğimiz çiçek kültürüne sahip bir millet olduğumuz gerçeği bir yana (ki, Gazzâlî’ye göre Türkler’in ‘Cemâl’e meftûniyet yönleri dikkate değerdir), Çiçekçi Mehmet Efendi, Sümbül Efendi gibi çiçek lakaplı nice abidevî şahsiyetlerimiz olmuştur. Çiçeklerden örülü bir sanat dünyamızı zevk-i selîm sahibi olan herkes takdir eder. Renklerle örülü bir dünya kuran Levnî (AbdulCelil) (ö. 1732) gibi bir dehalar yetiştiren, tezhîb, şukûfe gibi sanat dalları ihdas eden bir milletin yetişmekte olan nesillerinin bugün bu alanlarda fakr u zaruret içinde adeta donup kalması düşündürücüdür… Hasılı şehirlerin betonla kaplı manzarası karşısında ben hâlâ ablamın köydeki evimizin pencerelerine koyduğu saksıları ve bahçemizdeki güzelim ‘çiçeklik’imizi zevk-i tahatturla yâd ederim… 




[2] Bkz. İlhama Jafarova, “Çiçek ve Bitki Adlarından Yararlanarak Yapılan Kişi Adları”, hzl. Emine Gürsoy Naskali, Çiçek Kitabı içinde, İstanbul 2018, Dergah Yay., sf. 598-603.

[3] Bkz: https://www.youtube.com/watch?v=bS4Gg1KemhU [Erişim: 24.01.2019];

[4] Geniş bilgi için bkz. Fransızcadan çev. Avânzâde Mehmet Süleyman, Gizli Lisan (Lisân-ı Ezhâr)-Çiçeklerin Lisânı, hz. Yahya Hazini, İstanbul 2018, Büyüyen Ay Yay., sf. 95-98.

Bu makale 712 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZARLAR

Kuşların Öyküsü20 Mart 2020

TERÖRÜ LANETLİYOURUZ

  
 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HAYDİ SOHBET EDELİM

SOHBET İÇİN TIKLAYINIZ
İSTATİSTİKLER

İSTATİSTİK

 Sitemizde 13 kategori, 2237  haber bulunmaktadır.

 Bu haberler toplam 13604424  defa okunmuş ve 2756 yorum yazılmıştır.

 

REKLAM ALANI

Kumruluyuz.biz Kumrukent.com © 2005 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Kumruluyuz.biz & Kumruluyuz.com ve Kumrukent.com un© 2005 Her Hakkı Saklıdır. www.Kumruluyuz.biz , www.Kumruluyuz.com ve www.Kumrukent.com  un hiç bir kişi, kurum ve kuruluşla bağlantısı yoktur. Tamamen kişisel bir sitedir. Web sitemizin dışında farklı siteler kaynak gösterilerek yayınlanan haber ve içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz. Web sitemizde yayınlanan Köşe Yazıları, Makaleler ve Yorumlardan Yazarların kendileri sorumlu olup; içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz.  Sitemizde yayınlanan içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Destek & Bilgi: admin@kumruluyuz.biz | Yazılım: Mydesign| Bu Site En İyi (Tüm Tarayıcılarla) 1024*768 Çözünürlükte Görüntülenir.

Altyapı: MyDesign