Kumru Tanıtım ve Haber Portalı
Anasayfa Haber Ara Foto Galeri Videolar Anketler Müzik Dinle Sitene Ekle Tollbar İletişim RSS

MENÜ

KUMRU

HABER 7 SON DAKİKA

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZİ BEĞENİN

EN ÇOK OKUNANLAR

Pazar ve İnsan

Büşra Nur ÇAPKU

29 Haziran 2019, 02:20

Büşra Nur ÇAPKU

         İnsan, kendine ruh üflendiği andan itibaren insanla, hayatla iletişim hâlinde olan bir varlıktır. Bu iletişime muhtaçtır. Hayatla tanışması ve onu anlamlandırması, kendini tanıması ve bulması, varlık âlemine kendi olarak dâhil olması için, insan ve tabiatla irtibat hâlinde olması gerekir ki; yürüdüğü yol, ulaşması gereken menzile varsın.

     Hikâye, asli ihtiyaçlarımız olan beslenme ihtiyacı ile başlar. Karnını doyurmak isteyen insan, tohumu toprağın bağrına saklayarak tabiatla ilk irtibatını kurar. Bu iletişim insanı geliştiren ve olgunlaştıran bir bağdır. Emeği, çabayı, sabrı, sadakati bizzat hayatın içinde yaşayarak temaşa eder insan. Uzun bekleyişin ardından, Allah’ın izni ve inayetiyle toprak ona cevap verir: Allah hangi toprakta, hangi ikramı sunduysa…  Bu ikrama –diyelim buğday- muhatap olan insan yeni bir sürece dâhil olur. Burada üretmek zorundadır. Ham olanı pişirmek, taşı yontmak, saf olanı işlemek gerekir.

     Toprakla kurduğu bu iletişim, insana hayret duygusunun kapılarını açar. Hayretin kapısından giren ise gayrete memurdur. Şimdi yeni şeyler keşfetmek, bunun için uğraşmak, belki dağlar tepeler aşmak gerekir. Yola düşen insan sahip olduğu ürünü, sahip olmadığı ile değiştirerek insanlar arasındaki alış-verişin ilk adımını atar. Bunun adı takastır.

     Vakit ilerleyip de takas edilen maddeler epeyce çeşitlenince bu sistem adalet terazisine uymamaya başlar. Takas edilen maddeler arasındaki nitelik ve nicelik farkı yeni bir buluşu ortaya çıkarır: Para.      Çeşitli ürün ve ihtiyaçların yanı sıra paranın da bulunmuş olması yeni bir mekâna kapı açar: Pazar.

 Pazar Nedir?
        Biliyoruz ki iletişim iki taraflı olarak gerçekleşen bir eylemdir. Pazardaki taraflar alıcı ve satıcılardır. Bu iki grubun hem ihtiyaçlarını karşılamak hem de ticaret yapmak için belirli günlerde buluştukları alana “pazar” diyoruz.

     Geçmişten günümüze pazarın gelişimini izlediğimizde hoş ve ilginç olaylara şahit oluyoruz. Bir şehir planlanmak istenildiğinde evvela caminin ve pazarın yeri belirlendikten sonra parsellenerek yapılaşmaya başlarmış. Cami ve pazarın şehrin merkezinde ve iç içe olmasına özen gösterilirmiş. Bu durum İslam’da dünya ile ahretin uyum içinde yürüdüğünün de bir simgesiymiş.

     Haram ayların ortaya çıkmasındaki en büyük sebeplerden biri pazar ve alış-verişmiş. Çünkü bu aylarda düşmanlıklar askıya alınır, herkes birbiriyle alış-veriş edermiş. Eski pazarlarda sarraflar, kuyumcular, köle tâcirleri; halı ve dokuma tezgâhlarına da yer ayrılırmış. Kümelenmeler daha çok meslek, din, ırk ve hemşehrilik bağları göz önünde bulundurularak yapılırmış. Dini kümelenmenin sebebi ise tatil günlerinin farklılığından kaynaklanırmış.

      Pazarın varlığı sadece alış-verişe değil, günümüzde yerini makinelerin aldığı birçok küçük iş imkânına da vesile olurmuş. Bunlar kantarcı, saka, nakliyeci, hamal gibi insana ihtiyaç duyulan alanlarmış. Pazarın çıkışında kiralık merkepler bulunurmuş. Pazarların siyasi otorite üzerindeki etkisi de büyükmüş. Siyasi irade pazar toplulukları üzerinden gösterilirmiş. Pazar tatil edilerek hükümete karşı sert eylemler gerçekleştirilebilirmiş.

       Cami ve medreseler pazarın mali desteğine bağlı olarak ayakta kalabildiklerinden dolayı, ulemanın pazarcılar tarafından sevilip sayılması da önem arz edermiş. Bu durum aynı zamanda pazarcıların dini hassasiyetlerinin gelişmesine de katkı sağlarmış. Ulema ve pazarcılar arasındaki bu ilişki, yıllar yılı süregelen cami ve pazarın mekân bakımından ittifakını besleyen etkenlerden olmuş.

Pazar ve Tefekkür

              Tohumları aynı toprağa konan her bir meyve ve sebzenin farklı renk, şekil, koku ve tatta olması, Allah’ın kudretinin, sanatının yeryüzündeki tefekküre şayan alanlarından sadece biridir. Pazar daha birçok meyve ve sebzenin bir arada bulunduğu sanat sergisidir: Allah’ın sanatı. Toprağın altında ve üzerinde yetişeni ayrı, ağacın dalında yetişeni ayrıdır. Memleket bakımından farklı yerlerde yetişen ürünlerin bir araya toplanıp kaynaştıkları ve insanların da çeşitli memleketlerin ürünlerine kolayca ulaşım sağlayabildikleri yerdir pazar.

       Bu muazzam ve muhteşem görüntünün yanında bir de insan sağlığına olumlu yöndeki katkıları ve hastalıklara şifa olma kerametleriyle yaratılmışlardır. Kur’an-ı Kerim’de zeytin ve incire yemin edilmiş, birçok ayette hurma, üzüm, muz ve narın adı geçmiştir. Hz. Meryem’in, çocuğunu dünyaya getirme esnasında hurma dalına tutunması ve ona kış mevsiminde taze hurmanın ikram edilmesinden işaretle, hurmanın doğum yapacak olan hanım üzerindeki faydaları bugün dile getirilmektedir.

         Allah Teala ayeti kerimede bu mucizelere şöyle işaret eder: “O gökten su indirendir. İşte biz onunla her türlü bitkiyi çıkarıp onlardan yeşillik meydana getirir ve o yeşil bitkilerden, üst üste binmiş taneler, -hurma ağacının tomurcuğunda da aşağıya sarkmış salkımlar- üzüm bahçeleri, zeytin ve nar çıkarırız: (Her biri) birbirine benzer ve (her biri) birbirinden farklı. Bunların meyvesine, bir meyve verdiği zaman, bir de olgunlaştığı zaman bakın. Şüphesiz bunda inanan bir topluluk için (Allah’ın varlığını gösteren) ibretler vardır.” (En’am, 99) İnanan bir topluluk için ibretler sergisidir pazar.

            (Endonezya’da bir meyve sebze pazarı)


Hayalimdeki Pazar
    

       İstanbul Eminönü’nde Mısır çarşısı vardır. Bu çarşıda baharatlar, çeşit çeşit lokumlar ve hediyelik eşyalar satılır. Bu çarşıya ilk gittiğimde, bir adımla âlem değişikliği nasıl olur onu görmüştüm. Mısır çarşısı denildiğinde burnumda canlanan bir koku var artık: Hoş ve güzel. İsterdim ki günümüzdeki pazarlar da insanın dünyasında hoş rayihalara ve güzel dakikalara sahne olsun.



(Mısır çarşısından bir görüntü)

       Satıcıları “el emeğim, alın terim, göz nurum” diyerek ürününe muhabbet duyan, emek verenlerin bizzat kendisi olsun. Çocukluğumdaki tatsız bir hatıradır bana bunları söyleten. Bir yakınımla semt pazarında salatalık almak istemiştik. Satıcı ön kısmı göz boyamak için hazırlamış, güzelim nimeti hilesine alet etmişti. Biz salatalık istediğimizde arka tarafta ne kadar çürük salatalık varsa poşete koydu. Duruma bizzat gözlerimizle şahit olunca, almak istemedik. Bunun üzerine satıcı bir poşet salatalığı aldı ve duvara çaldı. Düşünüyorum da eğer emek veren, o tohumların filizlenmesi için adeta toprağın gözüne bakan, değer ve kıymet bilen kendisi olsaydı ne o hileyi yapabilirdi ne de bu acımasızlığı.

         Eski pazarlarda kadılar tarafından tayin edilen, ölçü ve tartıların doğruluğunu, ürünlerin de kalitesini kontrol eden memurlar bulunurmuş (muhtesip). Pazarın asayişini denetleyen zabıta memurları günümüzde de mevcut lakin geçmişteki memurların adaleti dahi denetleyici olmaları da ayrı güzel. Kur’an-ı Kerim bize “Ölçüyü adaletle tutun ve eksik tartmayın.” (Rahman, 9) der; Efendimiz (sav) “Aldatan bizden değildir.” buyurur. İslam’da satılan ürünün varsa kusurları gösterilir. İşte bu üç kuralı pazarın temel ilkeleri ilan ederdim.

        İmam-ı Azam hazretleri kumaş tüccarlığı yaptığı sırada, bir gün yerine birini vekil bırakması gerekiyor. Giderken bazı kumaştaki kusurları vekil tayin ettiği zata gösteriyor ve satarken bunları söylemesini istiyor. Geri döndüğünde kusurlu kumaşlardan birinin satıldığını görünce kusurunun söylenip söylenmediğini araştırıyor. Aksilik bu ya, vekil alıcıya kusuru söylemeyi unutmuş. İmam-ı Azam bu alıcıyı arıyor ve uzun uğraşlar sonunda buluyor. Parasının bir kısmını iade ediyor, kumaştaki kusuru gösteriyor. Meğer alıcı zat gayri müslim imiş. Bu halden hoşlanan ve İmam-ı Azam’a bunu yaptıran sebeplerin peşine düşen zat İslam’la müşerref oluyor. Böyledir, iyi yapılan iş iyi söylenen sözden evladır daima.

     İşi aynasıdır kişinin lafa bakılmaz der büyüklerimiz. Pazar ve ticaret hayatı paranın da işin içine dâhil olmasıyla ahlakımızın an be an denetlemelerden geçtiği, imtihana tabi tutulduğumuz en mühim alanlardır. Ahlak dediğimiz mefhum burada şekil alır. Kimi zaman da İmam-ı Azam misali hayatlara şekil verilmesine vesile eder bizleri.

    Yazımıza “pazar”ın bir başka açıdan değerlendirildiği mısralarla son verelim:

“Aşkın pazarında canlar satılır
 Satarım canımı alan bulunmaz.
 Yûnus öldü deyu selâ verirler
 Ölen beden imiş, âşıklar ölmez.”

Bu makale 247 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZARLAR

Kadın ve Erkek Eşitliği Tartışmaları Üzerine22 Eylül 2019

TERÖRÜ LANETLİYOURUZ

  
 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HAYDİ SOHBET EDELİM

SOHBET İÇİN TIKLAYINIZ
İSTATİSTİKLER

İSTATİSTİK

 Sitemizde 13 kategori, 2223  haber bulunmaktadır.

 Bu haberler toplam 12911548  defa okunmuş ve 2754 yorum yazılmıştır.

 

REKLAM ALANI

Kumruluyuz.biz Kumrukent.com © 2005 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Kumruluyuz.biz & Kumruluyuz.com ve Kumrukent.com un© 2005 Her Hakkı Saklıdır. www.Kumruluyuz.biz , www.Kumruluyuz.com ve www.Kumrukent.com  un hiç bir kişi, kurum ve kuruluşla bağlantısı yoktur. Tamamen kişisel bir sitedir. Web sitemizin dışında farklı siteler kaynak gösterilerek yayınlanan haber ve içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz. Web sitemizde yayınlanan Köşe Yazıları, Makaleler ve Yorumlardan Yazarların kendileri sorumlu olup; içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz.  Sitemizde yayınlanan içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Destek & Bilgi: admin@kumruluyuz.biz | Yazılım: Mydesign| Bu Site En İyi (Tüm Tarayıcılarla) 1024*768 Çözünürlükte Görüntülenir.

Altyapı: MyDesign