Kumru Tanıtım ve Haber Portalı
Anasayfa Haber Ara Foto Galeri Videolar Anketler Müzik Dinle Sitene Ekle Tollbar İletişim RSS

MENÜ

KUMRU

HABER 7 SON DAKİKA

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZİ BEĞENİN

Hâfız Hüseyin Hoca

Ahmet ÇAPKU

13 Eylül 2019, 22:45

Ahmet ÇAPKU



“İlmin başı zehir gibi acı,

sonu bal gibi tatlıdır!”

 

Hâfız Hüseyin Hoca

[Hüseyin AL]

 

Aslen Fizmeli (Aşağı Damlalı), Kısa Alioğulları sülalesinden olan Hüseyin Hoca, 1955’in Mart’ının ilk günü dünyaya gelmiş. Dedesinin adını vermişler ona. Dördü kız, üçü erkek olmak üzere yedi çocuklu bir aile ortamında büyümüş. Dedesi ve babasının hafızlık geleneği kendisi ile devam etmiş. Dedesi Hüseyin Hafız, yaylada talebe okuturken vefat etmiş. Babası Mehmet Ali Hoca, yanında beş yaşlarındaki küçük oğlu Hüseyin ile Ünye’ye gitmiş hocalık yapmak için. Annesi Saliha Hanımefendi köydeki işleri deruhte etmiş. Hoca babasının yanında beş yaşlarında Kur’an harfleri ile tanışan Hüseyin, dokuz yaşlarında iken hafızlığını bitirmiş. İlkokula dördüncü sınıftan başlamış ve Fizme’de beşinci sınıfı okumuş.

                Ardından Çatak’a (İslamdağ) Halil [Tatlıgül] Hoca’da okumaya gitmiş. Klasik usûlde bir miktar Arapça okumuş (Avâmil’e kadar). Hocasının tavsiyesi üzerine Ordu İmam Hatip Lisesi’ne kaydolmuş. Okulun lise kısmını burslu okuduğu için mezun olunca hemen ataması yapılmış. 1976’nın Temmuz’unda Ankara gitmiş kura için. Giresun Espiye  Kozbükü (Üç Tepeler) Kur’an Kursu’na hoca olarak ataması yapılmış. Giresun Espiye’ye varınca karşısına ilk çıkan kişi, İmam Hatip’ten hocası [Prof. Dr] Celal Kırca’dır. Kendisi Espiye’li olan Kırca, talebesi Hüseyin Hoca’ya epey yardımcı olmuş anlaşılan. Göreve başlaması 29 Temmuz 1976 tarihini gösterir. İki yıla kadar görev yaptığı mezkûr Kur’an kursunda ilk yıl yirmibeş kadar, ikinci yıl daha fazla sayıda talebesi olmuş. Bir ara Yüksek İslam Enstitüsü sınavını kazanmış olsa bile imkansızlıklar sebebiyle gitmeye muvaffak olamamış. Sanırım bu durum, onun içinde bir ukde olarak kalmış olsa gerek.

1977 Ekim’inde kendi isteği ile memleketi Kumru’ya gelir ve Merkez Kur’an Kursu’na tayini yapılır. Burada görev yaparken Cuma, Cumartesi, Pazar günleri Amasya’ya gider uzaktan eğitim dersleri için. Böylece 1980 yılında iki yıllık muhasebe meslek okulunu bitirmiştir. Kumru’da görev yaptığı sürece hemen her yıl, Kumru Lisesi veya İmam Hatip Lisesi’nde ücretli öğretmen olarak Kur’an-ı Kerim, Siyer, Ahlak gibi derslere girmiştir. Bu durum, onun hem kendini ilmî açıdan yenilemesi ve yetiştirmesi hem de talebe okutması adına tecrübeyle donanmasını sağlamıştır. Nitekim ilerleyen yıllarda derslerine girdiği talebelerle sokakta, işyerinde ve farklı ortamlarda karşılaştıklarında vaktiyle onlara hocalık yapmış olmanın haklı kıvancını yaşamıştır.

Giresun’da iken tanıştığı kayınpederi bir imam hatip imiş. İlk görev yerinde tanışıp evlendiği hanımı, aslen Trabzon’lu olsa da Giresun’lu imiş. Bu evlilikten Ömer Faruk, Hatice, Esra, Onur, Muhammet adını verdikleri çocukları dünyaya gelmiş. Hüseyin Hoca, çocuklarının hemen tamamını okutmaya çalışmış ve üçü yüksek tahsil yapmış. Gel gör ki, ‘İçlerinden birini hafız yapamadık’ diye hayıflanıyor. Öyle ya, dededen toruna uzanan hafızlık geleneğinin devam etmesi kendisi için hoş olurdu sanırım. 1982 Kasım’ında gittiği askerliğini kısa dönem (dört ay) topçu eri olarak Erzincan’da îfâ eylemiş.

1985’e kadar idareci ve Kur’an kursu hocası olarak Kumru’da çalışmış. Sonraki zaman diliminde kendisini bir ara dört ay kadar Ünye Erenyurt taraflarında görürüz. Dönemin Ordu müftüsünün (İ. Selim) tavassutu ile tekrar Kumru’ya dönmüş ve bu sefer Kumru Müftülüğü’nde dairede görev almıştır. Lakin düşüncesinde tekrar Kur’an kursuna dönerim umudu olsa bile bu durum pek de gerçekleşmemiş. Çünkü ona göre ilim ehli için yapılacak en güzel şeylerden biri talebe yetiştirmektir. Kendisinde hafızlığa başladığım Hüseyin Hoca’mın hafta sonlarında sabahın erken saatlerinde evine giderdim ezberimi dinletmeye. Kışta kıyamette hiç yüksünmez, abdestini alır, başına takkesini koyar, ezberimi dinlerdi. Bu işi içinden gelerek, severek yapardı. Onun için kendisi her ne kadar dairede bir memur olarak görev yapmış olsa da ilim etkinliğinden uzak durmamış, her fırsatta farklı okullarda derslere girmeyi kendisi için bir nimet olarak telakki etmiştir. 

                Yirmi yıl kadar (1985-2005) görev yaptığı Kumru Müftülüğü’nde nice amirle çalışmış, daireye hep ilk gelen ve Bismillah diyerek kapıyı açan olmaya özen göstermiş. Bazı durumda Müftülüğe vekalet etmiş. Üzerine düşen görevleri, iş disiplini anlayışı gereği mümkün mertebe daha kendisinden istenilmeden hazırlamaya çalışmış. 2006 yılında görevde yükselme sınavlarına girmeye teşebbüs etmiş. Ancak kendisi daha önce idarecilik yaptığı için ataması doğrudan şef olarak yapılmış çalıştığı yere. Ve bu durumu 2013 Nisan’ına kadar devam etmiştir. Sonrasında rotasyon sebebiyle Ordu İl Müftülüğü’ne din hizmetleri şefi olarak geçmiş. Bir buçuk yıl kadar orada kalmış. Görev yeri her ne kadar Ordu olsa da geçici görevle Kumru’da çalışırken bir ara, öyle anlaşılıyor ki, bir yanlış anlaşılma neticesinde talihsiz bir durum geçmiş başından. Ankara’dan gelen Diyanet İşleri Başkanlığı müfettişi, Hüseyin Hoca’nın Ordu’da görev yapması gerekirken niçin Kumru’da görev yaptığını soruşturmaya gelmiş. Bu durum karşısında Hüseyin Hoca, ‘donup kaldığını!’ belirtir. Çünkü kendisine Ordu’da görev yapması gerektiğine dair tebligat gelmemiştir. Bu durum, yıllardır disiplin ve heyecan içinde görevini yapmaya çalışan Hüseyin Hoca’da bir gönül kırgınlığına sebebiyet vermiş gibi görünüyor… Bunun akabinde kendisi Ordu’da görev başı yapmıştır.

                 1989’da iki ay müddetle kara yolu ile hac görevlisi olarak ilk defa kutsal yolculuğa çıkmıştır. 2005’te görevli olarak gittiği Ramazan umresinin tadı hâlâ damağında imiş. 2007 ve 2014’te tekrar görevli olarak kutsal beldelerde bulunmuş. ‘Belki biraz erken oldu ama böylesi daha iyi oldu’ dediği emeklilik kararı son hac dönüşünde gerçekleşmiş. (27 Ekim 2014). 1979-80’li yıllarda yüksek okul mezunu hemen hiç kimsenin bulunmadığı Kumru Müftülüğü’nde iken onu Ankara’ya almak istemişler ise de kendisi bunu uygun görmemiş. ‘Kabul etmiş olsaydım belki şimdi daha farklı yerlerde olabilirdim’ ifadesi sanırım Kumru’nun imkanlarıyla da ilgilidir. 

 

                Hüseyin Hoca’nın kırkbeş yıllık görevi, eğitim, öğretim ve bürokrasi içinde geçmiş. Bu açıdan tecrübesi bence dikkate değer. Eskiden hoca ve talebenin içinde bulunduğu durumların şimdi epey değiştiğini, disiplin ve ilim heyecanının belli ölçüde yitime uğradığına işaret ediyor. Bunda, çıkarılan mevzuatların etkisi olabileceğine değindikten sonra hoca ve talebe merkezli bakış açılarının ortasının bulunmasını önemsiyor. Eskiden kara lastikle köylerden şehirlere okumak için gelen talebelerin daha başarılı olduklarını, bugün hemen her türlü ihtiyacın karşılanıyor olmasına rağmen o ilim heyecanının talebelerde pek kalmadığını söylüyor. Bu açıdan kendisi, görevi boyunca muhtelif okullarda ve camilerde okul aile birliği başkanlığı, dernek üyelikleri gibi konularda hep aktif olarak bulunmuş. İlimde tatil olmaz fehvasında hocalık etkinliğine hep devam etmiştir. Kur’an kursunda iken bize ‘İlmin başı zehir gibi acı, sonu bal gibi tatlıdır!’ derdi. Emeklilik yıllarında her nereye gitse bir talebesi, onu güler yüzle istikbal eden bir yakın dostu ile karşılaşıyor olması galiba bu sözünün bir yansıması olsa gerek. Çiçek ve gezi (ziyaret) merakı olan Hüseyin Hoca, bu cümleden olarak yurt içinde Antalya’dan Urfa’ya, Erzincan’dan Trabzon’a ve büyük şehirlere, yurt dışında Almanya, İsviçre, Avusturya gibi yerlere seyahatlar yapmış, bilgi ve görgüsünü artırmaya çalışmıştır. Bu noktada Almanya’da kimi camilerin gerek mimari açıdan yapısı ve gerekse cami cemaatinin cami eksenli sosyal hayatı onun oldukça ilgisini çekmiştir. Çünkü oradaki kimi camiler ‘Her yaştan insana göre fonksiyonel yapılmış haldedir’.

                Hemen hiç dargınlıkları olmadığını beyan ettiği kırk bir yıllık hayat arkadaşı, iki buçuk yıllık bir tedavi sürecinin ardından menhûs bir hastalık neticesi öteki âleme göçmüş. Bu durum kendisinde oldukça derin bir hüzün ve teessür meydana getirmiş. Çünkü Hüseyin Hoca, her gün köyünün mezarlığına gidiyormuş bir Fatiha okumak ve kendisini teselli etmek için. Çocuklarının yetiştirilmesinde hanımının ona ne çok yardımları olduğundan özlemle söz ediyor. Mizacı gereği boş vakit geçirmeyi sevmeyen Hüseyin Hoca’nın zihninde çok yönlü fonksiyonel cami tasarımı var. Muhtelif okullarda derslere giren ve talebe yetiştirmeyi adeta bir sorumluluk olarak gören Hafız Hüseyin Hoca’ma bundan sonraki hayatında sağlık, esenlik ve muvaffakiyetler diliyorum.


Bu makale 172 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZARLAR

Pervazlar ve Güvercinler07 Kasım 2019

TERÖRÜ LANETLİYOURUZ

  
 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HAYDİ SOHBET EDELİM

SOHBET İÇİN TIKLAYINIZ
İSTATİSTİKLER

İSTATİSTİK

 Sitemizde 13 kategori, 2229  haber bulunmaktadır.

 Bu haberler toplam 13036289  defa okunmuş ve 2754 yorum yazılmıştır.

 

REKLAM ALANI

Kumruluyuz.biz Kumrukent.com © 2005 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Kumruluyuz.biz & Kumruluyuz.com ve Kumrukent.com un© 2005 Her Hakkı Saklıdır. www.Kumruluyuz.biz , www.Kumruluyuz.com ve www.Kumrukent.com  un hiç bir kişi, kurum ve kuruluşla bağlantısı yoktur. Tamamen kişisel bir sitedir. Web sitemizin dışında farklı siteler kaynak gösterilerek yayınlanan haber ve içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz. Web sitemizde yayınlanan Köşe Yazıları, Makaleler ve Yorumlardan Yazarların kendileri sorumlu olup; içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz.  Sitemizde yayınlanan içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Destek & Bilgi: admin@kumruluyuz.biz | Yazılım: Mydesign| Bu Site En İyi (Tüm Tarayıcılarla) 1024*768 Çözünürlükte Görüntülenir.

Altyapı: MyDesign