Kumru Tanıtım ve Haber Portalı
Anasayfa Haber Ara Foto Galeri Videolar Anketler Müzik Dinle Sitene Ekle Tollbar İletişim RSS

MENÜ

KUMRU

HABER 7 SON DAKİKA

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZİ BEĞENİN

EN ÇOK OKUNANLAR

Kumru İmam Hatip Lisesi’nin İlk Müdürlerinden Rahmi YARAN

Ahmet ÇAPKU

23 Ekim 2019, 00:54

Ahmet ÇAPKU



Bir yerde ilk olmak önemlidir. Özellikle bir kurumun kurucu müdürü olmak ayrı bir zorluk ve sorumluluğu beraberinde getirir. Rahmi Yaran, Kumru İmam Hatip Lisesi’nin ilk müdürlerinden olması itibarıyla Kumru insanı açısından mühim bir isimdir. Sıkıntılı bir dönemde talebe yetiştirmek, icabında bir takım yoklukla mücadele etmek, kaygıları ve umutları omuzlamak… Bu açıdan Rahmi Hoca’nın hayat hikayesine yer vermek faydalı olacaktır.

Fatsa Kavraz Köyü’nden olan Rahmi Hoca’nın ailesi, büyüklerinin anlatısına göre, Orta Asya’dan gelmiştir. Ataları Malazgirt’e (1071) iştirak etmiş, Erzurum Horasan üzerinden Trabzon Vakfıkebir’e gelmiş ve bugünkü adıyla Çayırbağı/(Sidiksa) denilen Düzköy ilçesine bağlı yerde mekan tutmuşlar. Oradan Fatsa Bolaman nahiyesine yerleşmişler. Bir anlatıya göre ise Şam tarafından geldikleri yönündedir. Baba tarafından dedesinin babası müderris (veya hoca) olan Ali Efendi’nin kitaplarından üç tanesi kendisine intikal etmiştir. ilgili kitapların bir kısmında sahibinin adı olarak es-Seyyid sıfatının geçmesi, soyunda böyle bir duruma işaret eder. Ancak Rahmi Hoca bunu zayıf bir ihtimal olarak görür. Ali Efendi, önce Çanakkale cephesine, ardından Kafkas cephesine gitmiş. Oradan gönderdiği bir mektup hâlen mevcut imiş.

Sülale adı Yârânoğulları (Yârânzâde) şeklindedir. Bir keresinde babası Şükrü Efendi şunları anlatmış: “Yârânoğullarından iki kardeş varmış. Bunlar, Giresun’dan biriyle bir problem yaşamışlar. Sözü edilen kardeşler, adeta güç yoluyla meseleyi halletmeye koyulmuşlar. Ancak dedelerinden biri ehl-i sohbet biriymiş. Onun için kendisine yârân denilmiş.” Demek ki, sülale, ‘Yârânoğulları’ adını mezkûr dedesine verilen lakaptan almış olsa gerek. Buna göre Rahmi Hoca, ailesinin geçmişini şu şekilde silsile sırasına koyar: Babası Şükrü Efendi, dedesi Mahmut Efendi, bir ileri dedesi Fatsa Medresesi mezunu Ali Efendi (hoca), Hacı Ali Efendi, Hacı Mustafa Efendi.[1]
Rahmi Efendi, Şükrü-Hayriye çiftinin ilk çocuğu olarak dünyaya gelmiş (2 Ağustos 1951). Anne tarafından dedesi Fılıkoğulları’ndan Mustafa Efendi, epey dindar biri olup her sabah evde namaz sonrası Yasin Suresi okurmuş. Rahmi Efendi yaz mevsiminde mahalle mektebine gitmiş annesinin sırtında henüz çok küçük yaşlarında iken. Kur’an dersleri, surelerin ezberlenmesi, akşam dersleri vb. ile ilk defa orada tanışmış. Babasının görevi icabı aile bir ara Koyulhisar’a gidince yanında küçük Rahmi’yi de götürür. Ardından Suluova’ya ve Artova’ya. Rahmi Efendi böylece ilkokulu babasının yanında orada başlar. İkinci sınıfı okumak için Fatsa’ya köyüne gelecektir. Beş sınıfın iki derslikte eğitim gördüğü ilkokulunu köyünde bitirdikten sonra Kur’an kursuna gitmek isteyecektir komşu köy Bozdoğan taraflarına. Babası ise onu İmam Hatip Orta Okulu’na vermek düşüncesindedir. Bu karar sonrası Adapazarı, Tokat, Trabzon İmam Hatip Okulları’na birer mektup yazar Şükrü Efendi. Nihayet Tokat İmam Hatip’e yol görünür. Orada yurt imkanı da vardır.

Rahmi Hoca’nın kuşağında orada Fatsa ve çevresinden Mehmet Özgen, İzzet Er, Hamit Taşçı, Bekir Bilgin (Batırlık), Mustafa Sade, Celal Eriş, Ahmet Ali Eriş, Mehmet Ali Kurt, Mehmet Büyükdağ, Şerif Dindar gibi isimler vardır. Yıl 1962’dir. Aynı sene okulların açılışından epey süre sonra Samsun’a da İmam Hatip açılmış ancak talebe Rahmi orada kalmıştır. Köyüne ancak dört ayda bir ara tatillerde gelebilmektedir. Annesi oğlunun ardından ağlasa da küçük Rahmi hiç de oralı değildir!... O geri dönüp bakmaz bile okuyacağım diye. Orta kısım dört senedir. Dönem sonunda bütün derslerden imtihan vardır. İlk yıllarında bazı derslerinden sıkıntısı olsa da ilerleyen süreçte hem okula hem derslere alışmanın etkisiyle daha yüksek puanlar almaya başlayacaktır. Toplamda yedi yıl olan orta ve lise sürecinde mühim hocalarla tanışmış olması onun ilim adamı olma yolundaki önemli duraklardan birini teşkil eder. Mustafa Uzunpostalcı, Osman Akgül,[2] Ahmet Akçael, Halil Hayıt, Abidin Aydın, Seyfi Demirel, Mücteba Uğur vd.

Rahmi Efendi ve kuşağının İmam Hatiplere gitmesinde asıl amaçları dinlerini, tarihlerini sahih kaynaklardan öğrenme gayretidir. Zaten Yüksek İslam Enstitüsü’nden başka bir fakülteye gitme imkanları da yoktur. Dışarıdan lise diploması alabilenler ancak ikinci bir fakülte okuyabilmektedir o dönemler. Rahmi Efendi de önce İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’ne başvurur. Önce mezun oldukları okulda bir yazılı sınava tabi olurlar. Onu geçen mülakat için Enstitü’ye davet edilir. Mülakata girer. Mülakât üç dersten yapılmaktadır ve bunlardan biri de hadistir. Hadis mülakât imtihanını yapan Bekir Sadak Hoca mülakata beş talebeyi birden alır. İsimlerini bir kağıda kaydeder. Her birine hadis dersinden sorular sorar. Rahmi Efendi sorulan sorulara doğru yanıtlar verdiğini düşündüğü halde hadisten kalmıştır. Rahmi Hoca’nın kanaati, Sadak Hoca’nın isimleri karıştırarak kendi adının altına yazması gereken puanı başka bir talebenin adının altına yazmış olduğu şeklindedir. Dolayısıyla hiçbir talebenin hakkını yememek konusunda titizlik ve dikkat hususunda hocalığın fevkalâde önemli bir iş olduğunun altını çiziyor bu noktada. Yedek olarak da kazanamadığı için aynı sene sonradan açılan Erzurum Yüksek İslam Enstitüsü’ne de kaydını yaptıramaz. Bunun üzerine Diyanet’te görev almak için başvurur ve ilk görev yeri Fatsa Kurtuluş Mahallesi Camii’ne imam hatip olarak atanır. Cami hocalığının zor bir iş olduğunu, insan zihninin hep saatte ve camide kaldığını ifade ile kişi, camide cemaat olmasa bile ‘Melekler ile direkler görür, şahit olur’ fehvasınca hocanın mutlaka camide görevi başında olması gerektiğine dikkat çekiyor. Aynı husus öğretmenlik/hocalık için de geçerlidir. Bu arada hizmet içi eğitim statüsünde Diyanet İşleri Başkanlığı ve Fatsa Müftülüğü koordinesi ile düzenlenen kurslarda, hizmet içi eğitimde (tekâmül kursları) Türkçe dersleri verdiği de olmuştur.  Ayrıca Samsun 19 Mayıs Lisesi’ni bitirmeye karar verir ve fark dersleri imtihanlarına girerek lise diploması alır. Ertesi sene Konya Yüksek İslam Enstitüsü’ne başvurur, kazanır. Yirmi üç yaşlarında iken 1974’te oradan mezun olur.

Konya’da talebe iken ilk sınıftan itibaren öğrenci cemiyeti yönetim kuruluna seçilen ve dernek işleri ile de ilgilenen Yaran’ın, hocaları arasında Mustafa Uzunpostalcı, Ali Osman Koçkuzu, Hüseyin Küçükkalay, Ahmet Gürtaş, Kamil Yaylalı gibi isimler vardır. Mezuniyet sonrası Kastamonu’ya öğretmen olarak atanan Yaran, orada on beş ay kadar görev yapar. Bu arada (dayısı kızı) Zennûre Hanımefendi ile sade bir düğünle evlenirler. 1975 Kasım’ında vatanî vazifesini yapmak için askere gider. Etimesgut Zırhlı Birlik tümeninde yedek subay okulunda dört ay kadar eğitim görürler. Dört yüz sekiz kişi içinde altıncı olarak eğitimi tamamlar. İlk ona girenlere kurada istedikleri yere gidebilme imkanı tanındığı için o da Amasya’yı tercih eder. Toplamda on altı ay süren askerliğini orada tamamlar.

Rahmi Hoca, askerlik sonrası öğretmenlik ataması için Ankara’ya gider. MEB Din Eğitimi Genel Müdürü olan Dr. Tayyar Altıkulaç Hoca onu yanına çağırır ve kendisinin aynı zamanda müdür olarak tayın edileceğinin bilgisini verir. Böylece Rahmi Hoca, Konya Yüksek İslam Enstitüsü asistanlığını kazanmış ve Kumru İmam Hatip Lisesi müdürü konumunda bulunan Abdullah Özbek’in yerine atanır. Kumru İmam Hatip Lisesi o vakitler Kumru’da Aşağı Köprü denilen yerdeki bir lokantanın üst katıdır. İki dersliği vardır. Okul binasının temini konusunda Rahmi Hoca, müftü Hüseyin Kılıç’ı, Mehmet Yetişek’i ve Avni Özdener’i minnetle yâdediyor. Avni Özdener, nâtamam konumdaki bir yeri İmam Hatip Lisesi sınıfı olarak meccanen tahsis etmiş. Böylece ikinci sene, öğrencilerin derslik ihtiyacının temini sağlanmıştır. Ancak üçüncü sene Fizme yolundaki Celal Yiğitçe’nin nâtamam evi kiralanır ve tedrise orada devam edilir. Hocası bulunmayan derslerin boş geçmemesi için Rahmi Hoca’nın olağanüstü bir gayret gösterdiği anlaşılıyor. Özellikle matematik dersinin hocası yoktur. Lise müdürü Ali Temiz Hoca, İmam Hatip’e matematik dersine gelirken Rahmi Hoca da Lise’ye din derslerine ve psikoloji derslerine gider.

Bütün bunlar olurken siyasi ortam gergindir. Sokak nümayişleri, lisede ders boykotları vb. söz konusudur. Asayiş sorunu İmam Hatip’e de taşınır mı sorusu/endişesi Rahmi Hoca’yı tedirgin eder. Çünkü bu yönde bazı emâreler vardır. Böylesi bir hengâmede İmam Hatip’in dernek başkanı, teröre kurban gider. Rahmi Hoca, “Onun hedef olmasında İmam Hatip Okulu Yaptırma ve Yaşatma Derneği başkanlığı dışında bir hususun olacağını sanmıyorum” diyor. İlginç olan bir başka husus ise 12 Eylül (1980) İhtilali sonrası Rahmi Hoca, mahkemeye ifade vermeye çağırılır. Gerekçe ise İmam Hatip binasının kiralık bina oluşudur. İsnat edilen suç ise, ortada İmam Hatip Okulu yok iken okul için dernek yoluyla harcama yapılmış olmasıdır. “Gayeleri ne idi bilmiyorum. Devletin açtığı, öğretmenini, yöneticisini tayin ettiği, maaşını verdiği, ödenek gönderdiği okulu binadan ibaret mi sanıyorlardı. Devletin kirada faaliyet gösteren başka kurumları yok muydu ?” Demek ki, ihtilal sonrası dernek yöneticilerine kamu davası açıldığı o dönemde, Rahmi Hoca bunca uğraşısı arasında böyle bir sıkıntı ile de yüzyüze gelmiştir. Her şeye rağmen Rahmi Hoca, öğretmenliğinin ilk heyecanlı yıllarında, üç sene dokuz ay kadar görev yaptığı Kumru’da görev yapmıştır. Kumru’ya çok şey kattığı şüphesizdir. Çünkü Kumru İmam Hatip Lisesi’nin ilk talebelerinin ilk hocalarından ve müdürlerindendir. Okulu parçalı halden yekpare hale getirebilmek için gecesini gündüzüne katmıştır. Hem halk ile hem bürokrasi ile hep temas halinde olmuştur. Onun için, “Ben Kumru’yu ve Kumruluları çok sevdim. Halen de bu sevgim devam ediyor. Onların da beni sevdiklerini düşünüyorum” diyor. Kumrulu öğrencileri ile irtibatları hep devam etmiştir.

Rahmi Hoca anlayabildiğim kadarıyla bulunduğu yerde hocalık ve idarecilik görevleri yanında ilim adına hep ‘daha’yı aramış bir kişiliğe sahiptir. İçtikçe susatan deniz suyu misali, ilim de onun yolunda olanları sürekli kendine çeken bir özellik taşır. Bir arkadaşı vasıtasıyla Diyanet İşleri Başkanlığı’na ait Haseki Eğitim Merkezi’nin proğramları hakkında haberdar olur. Oradaki derslerin, hocaların ve ortamın onu bu konuda daha ileriye taşıyacağını düşünür. 1980 yılının Ağustos’unda mülakata girer ve kazanır. Aynı yılın Aralık ayında Kumru’dan ayrılır ve MEB’den Diyanet’e geçiş yapar. Yirmi altı ay kadar kurs/ders görür. Buradaki sınav sonucunda Rahmi Hoca, Haseki’de hoca olarak yetiştirilecek beş kişinin içinde yer alır. Böylece o, artık hocalarıyla birlikte ders verecek (hocalık yapacak) hem de Türkiye’ye vaiz ve müftü yetiştiren bu güzide kurumda ülke sathına yayılan dostlar edinecektir. Mülakat sonrası bir ara iki yıllığına Mısır Kahire Ezher Üniversitesi’ne serbest araştırmacı sıfatıyla Diyanet tarafından gönderilecek, böylece Arapçasını, bilgi ve görgüsünü artıracaktır. (1985-87). Rahmi Hoca’nın Ezher’deki bir arkadaşından edindiğim bilgiye göre, oradaki kimi hocaları, Rahmi Hoca’nın ilmî birikimini takdir etmek adına derslerine başlamadan önce, ‘Rahmi Bey, müsadenizle derse başlıyorum’ şeklinde taltif ve nezaket cümlesini kurarak dersine başlarmış! İsa Saim, Nihat Hatipoğlu, İhsan Özkes, Galip Kolcu, Recep Akkemik, Osman Düzcan, İrfan Önal gibi nice isim, Ezher’de Rahmi Hoca ile birlikte ilim yolcusu olan arkadaşları, dostlarıdır.

1993’te Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Arap Dili ve Belagatı öğretim görevliliği imtihanı açılır ve Rahmi Hoca bunun sınavını kazanarak ilgili kuruma geçiş yapar. Böylece artık yeni görev yeri YÖK kurumu olacaktır. Mısır’da iken yüksek lisans tez konusu Mahluf el-Minyavî’nin, Tatbîku’l-kanuni’l-medenî alâ mezheb-i Mâlik b. Enes adını taşımaktadır. Yazması Mısır’da Dâru’l-kütübi’l-Mısriyye’de olan bu çalışma, Fransa medeni kanununun Malikî Mezhebi açısından değerlendirilmesini muhtevîdir. Doktorasını 1994’te veren Rahmi Hoca’nın tezi, Borçlunun ve Alacaklının Temerrüdü adını taşır. Bu çalışma İslam Hukukunda Borcun Gecikmesi adıyla İFAV Yayınları tarafından yayımlanır (1997). Yüksek lisans ve doktora danışmanı Fahrettin Atar Hoca’dır. İslam Fıkhında İhtiyaç Kavramı ve Kurumsallaşması adlı çalışması doçentlik tezidir. (2007’de yayımlandı). 2008’de doçent olan Rahmi Hoca’nın profesörlük için takdim ettiği çalışmaları, İslam Fıkhında İnsan ve Eşya, Müslümanların Liderliği Meselesi İmamet/Hilafet adını taşır. (Profesör-2013). Yirmi beş (1993-2018) görev yaptığı Marmara İlahiyat Fakültesi’nde Arap Dili ve Belagâtı dersleri yanında İslam Hukuku derslerine de girmiştir. Bir ara Temel İslam Bilimleri bölüm başkan yardımcılığı, Raşit Küçük Hoca’nın dekan olduğu dönemde dekan yardımcılığı görevlerini de üstlenmiştir. İlahiyat Fakültesi’nde görevli iken 2011 ilâ 2017 yılları arasında İstanbul Müftülüğü vazifesini ifa etmiştir. (15 Aralık 2011-12.01.2017).[3]
Buna göre Rahmi Hoca, Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Yüksek Öğretim Kurumu gibi devletin özellikle eğitimle ile ilgili önemli kurumlarında hocalık-idarecilik gibi sıfatları üstlenerek görev yapmıştır. Bu arada ilim adına kendini daha ileri seviyeye taşımanın yollarını aramış ve bunu da başarmıştır. Şu halde onun bu engin birikimi ve tecrübesi ülkemiz ve âlem-i İslam adına bence önem arzeder. Rahmi Hoca’nın İstanbul Müftülüğü görevine tayini biraz da bu doğrultuda gerçekleşmiştir denilebilir. 2010 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı Kanunu çıkınca kurum yeni yapılanma içine girmiştir. Buna göre Rahmi Hoca, dönemin Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan sorumlu bakanı ile görüşme yapmak için Ankara’ya davet edilir. Kendisiyle konu ile ilgili bilgi alış verişinde bulunulur. Ankara’ya görev için gelemeyeceğini belirtir. Hatta o, ilim alanında çalışmalar yapmayı düşünür. Ancak dönemin Diyanet İşleri Başkanı ve Raşit Küçük Hoca’nın ısrarı üzerine İstanbul Müftülüğü görevini üstlenir. Böylece “Çok onurlu ama o kadar da sorumluluk gerektiren bir görev” dediği bu vazifeyi üstlenir. Kadrosu ise İlahiyat Fakültesi’ndedir. Altmış beş yaşını doldurduğu 2016 senesinde Üniversiteye dönmek için dilekçe verir ve bu talebi Ocak 2017’de gerçekleşir. Ağustos 2018 itibarıyla altmış yedi yaşını tamamlayıp emekliye ayrılır. Bazı vakıf üniversitelerinden hocalık yapması yönünde davetiyeler alsa da kendisi, ‘serbest olmayı ve böyle çalışmayı’ tercih eder. Zira zihninde Kur’an-ı Kerim ve onun mesajı üzerine çalışmalara yoğunlaşmak vardır. Bir takım eser tercümelerine de devam etmektedir. Fakat onun için asıl olan şey, “Allah’ın rızasına uygun faydalı işler yapmak”tır.

Bu noktada mesela Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, Müslüman halkın “âdeta” temsilcisi olduğu düşüncesindedir. “Diyanet, iki değirmen taşı arasındaki buğday tanesi gibidir” sözü bunu dile getirir. Şöyle ki, Devlet idarecileri ile halkın talebi arasında uyum olur, imkan ve fırsatlar da buna uygun düşerse Diyanet görevlilerin daha rahat ve kaliteli işler üretebileceğini ifade eder. Çünkü buğday tanesi iyi ise ve şartlar da elverişli ise kaliteli un meydana gelir. Şu kadar var ki, “Diyanet personelinin bu iki kesimin istekleri yanında en fazla dikkat etmesi gereken şey, Allah’ın ve Rasûlünün istekleridir” cümlesi önem arzeder. Tabi, “Mevcuda şükretmek, daha iyisi için çalışmak ise şiar olmalıdır.”

Rahmi Hoca eğitim (terbiye) konusunu önemsiyor. “Hiçbir varlık kendi haline bırakılamaz. Allah’ın istediği istikamette her şeyi terbiye etmek, eğitmek esastır” diyor. Çünkü Kur’an’ın ilk emrinin ‘Yaratan Rabbinin adıyla oku’ şeklinde olması bile bu açıdan bize bir şey söyler. Demek ki, eğitimde ‘Allah’ı hiçbir şekilde unutmamak’ asıl olmalıdır. Ağaç yaş iken eğilir fehvasınca eğitimin gençlikteki önemi ortadadır. Bu noktada Rahmi Hoca’nın düşüncelerini, kendi ifadeleriyle vermemiz uygun düşer:

“Gençlik, ömrün en kıymetli dönemi. Onun için Peygamber Efendimiz mahşer günü Allah’ın gölgesinden istifade edecek yedi sınıf insan arasında “Rabbine kulluk/ibadet içinde yetişen genc”i de sayıyor. Ömrün her saniyesi gibi gençlik de akıp gidiyor. Genç iken onun kıymetini bilmek, fırsatı iyi değerlendirmek lazım. Burada da eğitime, aileye, topluma büyük görev düşüyor. Ama akıllı ve basiretli genç şartlar ne olursa olsun istikametini bozmaz, haktan, hakikatten, doğrudan ayrılmaz. O, şehevi duygular ve ortamlarda Hz. Yusuf olur. Tevhit davasında Hz. İbrahim olur. Ne zindandan korkar ne de ateşten. Rabbine sığınır ve sabreder. Gençlik hayatın baharı. Duyguların coştuğu bir mevsim. Bunlar basiretli ve ileri görüşlü bir kontrole muhtaç. Müslüman genç, onları İslamî duyarlılığı ile kontrol altında tutabilen insandır. Bunu başarabildiği takdirde o coşku ve sağanak, dünyası için de âhireti için de bir rahmet vesilesi olacaktır. Ama “kontrolsüz güç, güç değil”, zaaf ve felaket olur. Rabbim aklını, imanını, irfanını duygularının, öfkelerinin önünde tutanlardan eylesinEğitim noktasında bir yabancı dili bilmenin önemine vurgu yapıyor Rahmi Hoca. Ancak dikkat çektiği bir başka husus, madem ki yabancı dilden maksat mesajınızı bir başkasına aktarmaktır, şu halde Allah’ın mesajını alabilmek için iyi bir Arapça bilmek gerekir diyor. Hakeza sanat da, Allah’ı unutmadan ve O’nu hatırlatacak, halkın yararını gözetecek şekilde olmalıdır.

1974’te evlenen Rahmi Hoca’nın, Fatih, Müberra, Abdurrahman ismini verdikleri çocukları da öyle anlaşılıyor ki, babası gibi ilim yolunda yürümüşler/yetişmişler. (İki oğlu mühendis, kızı ise Kur’an kursu öğretmeni). Onun bakışıyla, “Aile, bir dayanışma, sevgi ve saygı müessesesi. Mutlu toplumların varlığı, içindeki mutlu ailelerin çokluğuna bağlı. Sevgi, saygı, sorumluluk, sabır, şükür/teşekkür ise bu müessesenin temelidir.” Hayatı boyunca ilim yolcusu olarak yürüyüşüne devam eden Rahmi Hoca, âsâr-ı bâkiye (ki, ben buna sadaka-i câriye diyorum) kabilinden araştırma ve düşünme mahsûlü epey ürün ortaya koymuş. Biz bunları teberrüken aşağıda veriyoruz.[4] “Ben her halim için Allah’a şükrediyorum. Benim Rabbim O. O ne yaparsa iyi yapar. Halimden memnunum” diyen Rahmi Hocamıza, bundan sonraki hayatında sağlık, afiyet ve ilim dolu bir ömür diliyorum.

 

…

 

Kitaplar:

-          Fıkhî Bakışla İnsan ve Eşya, Litera Yay., İstanbul.

-          Müslümanların Liderliği Meselesi-İmamet/Hilafet, Litera Yay., İstanbul.

-          İslam Fıkhında İhtiyaç Kavramı ve Kurumsallaşması, İFAV Yay., İstanbul.

-          İslam Hukukunda Borcun Gecikmesi-Borcun Temerrüdü Alacaklının Temerrüdü, İFAV Yay., İstanbul.

-          Arapça’da i’râb, Rağbet Yay., İstanbul.

-          İslam İlmihali, İFAV Yay., İstanbul.

-          İslam İbadet Esasları, Anadolu Üniversitesi  Yay.

Tercümeler:

-          İslam Hukukunda Hukuki İşlemler ve Hükümleri, (Arapça’dan tercüme, yazan: Ali el-Hafif), TDV Yay.

-          İçtihat Risalesi, (Arapça’dan tercüme, yazan: Şah Veliyyüllah Dihlevî).

Bölüm tercümesi:

-          Câmiu‘l-fusûleyn, (Arapça’dan tercüme, yazan: Şeyh Bedreddin), Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay.

Kitap/Sadeleştirme/Bölüm:

-          Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Siyaset ve Değer Tartışmaları, Rağbet Yay., İstanbul.

Kitap/ Editör:

-          İslam Düşüncesinde Yeni Arayışlar-III, Rağbet Yay., İstanbul.

 

 Makaleler

-          “Cüveynî’den İbn Abdüsselam’a Makâsıd/Maslahat Söylemi”, Ekev Akademi Dergisi, Erzurum 2006, sayı: 28, s. 191-214.

-          “Cüveynî Öncesi Makâsıd/Maslahat Söylemi”, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, İstanbul 2006, sayı: 28 (2005/1), s. 93-123.

-          “İslam Hukukunu Çağına Taşıyan Bir Fakih: Ali el-Hafif (1890-1978) ve Eserleri”, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, Konya 2005, sy. 6, s. 515-536

-          “İslam, Cihad ve Savaş”, Bakı Dövlet Universiteti İlahiyyat Fakültesinin ELMİ MECMUESİ, Bakı,. II, 165-182 (2004).

-          Hidaye Tercümeleri, MÜ. İlahiyat Fakültesi Dergisi, S.16-17, 1998-1999, sf. 173-193.

-           

-          İstanbul Müftülüğü DİN ve HAYAT Dergisi’nde yayımlanan makaleler:

-          İmkan-İhtiyaç Dengesi, S. 4, sf. 20-23.

-          Ahirete İmanın Dünya Hayatına Yansımaları, S. 16, sf. 4-7.

-          İslam Kültüründe Adalet Anlayışı, S. 18, sf. 4-6.

-          İffet: Arzu ve İsteklere Karşı Nefis Kontrolü, S. 19, sf. 10-12.

-          Mescidden Camiye, S. 20, sf. 4-5.

-          Amentü: İman Ettim, S. 21, sf. 4-8.

-          Prof. Dr. Rahmi Yaran ile Söyleşi, S. 22, sf. 42-45.

-          Sevgili Peygamberim, S. 23, sf. 4-5.

-          Dünden Bugüne Müftülük ve İstanbul Müftülüğü, S. 24, sf. 4-5.

-          Ömrün Bereketi ve Tehlikeli Dönemi, S.25, sf. 4-5.

-          Namaz: Allah ile İrtibatın Zirve Yaptığı İbadet, S. 26, sf. 4-5.

-          Kitabım Kur’an, S. 27, sf. 4-5.

-          Akraba İlişkileri ve Sıla-i Rahim, S. 28, sf. 4-5.

-          Toplumsal Huzurun Anahtarı: İnfak, Sadaka, Zekat, S. 29, sf. 4-7.

-           

 

Makale Tercüme:

-          “Arapça Öğretiminde Kaidelerle Edebî Metinler Arasında İrtibatın Önemi”, (Yazan: Abdulmun’im Hafacî), MÜ.İlahiyat Fakültesi Dergisi, İstanbul 2001, S. 20, sf. 161-173.

-          “Dinî Günlerin Tesbitinde hesaba Güvenilebilir mi?” (Yazan: Ahmet Muhammet Şakir), Diyanet Dergisi, c. 28, S. 2, sf. 3-13.

Bildirler/Tebliğler

-           “Vergi-Zekât İlişkisi ve Gıda Bankacılığı Kapsamında Yapılan Bağışların Zekat Mükellefi Açısından Fıkhî Değerlendirmesi”, II. Uluslararası İslam Ticaret Hukuku Kongresi ‑Günümüzdeki Meseleler‑, Konya 15-18 Eylül 2016, Yayın: Konya Aralık 2016, s. 423-427.

-           “Türk Hukukundaki Temerrüt Faizinin İslam Hukuku Açısından Değerlendirilmesi”. I. Uluslararası İslam Ticaret Hukukunun Günümüzdeki Meseleleri Kongresi, Konya 1996. Yayın yeri ve tarihi: Konya 1997, s. 703-718, 744-745.

-           “Gayrimenkul Kiralarındaki Hava Parasının İslam Hukuku Açısından Değerlendirilmesi”. I. Uluslararası İslam Ticaret Hukukunun Günümüzdeki Meseleleri Kongresi, Konya 1996. Yayın yeri ve tarihi: Konya 1997, s. 721-744.

-          “Dünya Görüşü ve Kur’anî Bakışla Birlikte Yaşama” (Arapça), Uluslararası Dünya Görüşü ve Birlikte Yaşama Sempozyumu, Maskat/Umman, 2013.

-          “İhtiyaç Eksenli Paylaşım Kültüründen Ben Merkezli Hayata”, Tüketim ve Değerler Sempozyumu, İstanbul Ticaret Odası, Utesay, İstanbul, 2010.

Diyanet İslam Ansiklopedisi’ne [Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi] Yazdığı Maddeler:

“Abdurrahman Tâc” (I, 175); “Ağaç” (Fıkıh) (I, 459); “Bevl” (VI, 11); “Bıyık” (VI, 115-116); “Bid'at” (VI, 129-131); “Bihârî” (VI, 139); “Bilmen, Ömer Nasuhi” (VI, 162-163); “Birmâvî” (VI, 203-204); “Dem” (IX, 147-148); “Doğum Kontrolü” (IX, 494-495); “Dövme” (IX, 521-522); “Düğün” (X, 15-16); “Hac” (Literatür) (XIV, 410-413); “Hades” (XV, 1); “Hadım” (Fıkıh) (XV, 3); “Halef” (XV, 233-234); “İhtiyaç” (XXI, 573-574); “Kefâret” (XXV, 179-182);“Siğnâkî”, (XXXVII, 164-166).

 

Azerbaycan Dilinde

-          İslam Dininin Esasları II, Saffet Köse ile Birlikte, tercüme: Mübariz Camalov, Bakı 2010.

-          İslam Hüququ (Bölüm Yazarlığı, s. 68-92, 93-144, 145-178, 233-273), Bakı 2013.

…

Not: Yazıyı gözden geçiren Prof. Dr. Rahmi Yaran Hocama teşekkür ediyorum.



[1] Geniş bilgi için bkz. www.yaranoglu.com [Erişim: 18.09.2019]

[2] Arapça’da İ’rab isimli eserini mezkûr hocasından esinlenerek kaleme aldığını belirten Rahmi Hoca, yabancı dilde asıl olan şey, detayda (gramer kuralları arasında) boğulmak değildir. Temel kuralları özet halinde öğrettikten sonra detaylara geçmektir. Ben bunu Osman Akgül Hoca’nın yazdırdığı özette görmüştüm, demektedir.

[3] Resmi Gazete’de tayin kararnamesi 27 Kasım 2011 şeklindedir.  http://istanbul.diyanet.gov.tr/sayfalar/contentdetail.aspx?ContentId=101&MenuCategory=Kurumsal [Erişim: 21.10.2019]

[4] Ayrıca bkz. http://istanbul.diyanet.gov.tr/sayfalar/contentdetail.aspx?ContentId=101&MenuCategory=Kurumsal

 

Bu makale 298 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZARLAR

Pervazlar ve Güvercinler07 Kasım 2019

TERÖRÜ LANETLİYOURUZ

  
 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HAYDİ SOHBET EDELİM

SOHBET İÇİN TIKLAYINIZ
İSTATİSTİKLER

İSTATİSTİK

 Sitemizde 13 kategori, 2225  haber bulunmaktadır.

 Bu haberler toplam 12964181  defa okunmuş ve 2754 yorum yazılmıştır.

 

REKLAM ALANI

Kumruluyuz.biz Kumrukent.com © 2005 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Kumruluyuz.biz & Kumruluyuz.com ve Kumrukent.com un© 2005 Her Hakkı Saklıdır. www.Kumruluyuz.biz , www.Kumruluyuz.com ve www.Kumrukent.com  un hiç bir kişi, kurum ve kuruluşla bağlantısı yoktur. Tamamen kişisel bir sitedir. Web sitemizin dışında farklı siteler kaynak gösterilerek yayınlanan haber ve içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz. Web sitemizde yayınlanan Köşe Yazıları, Makaleler ve Yorumlardan Yazarların kendileri sorumlu olup; içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz.  Sitemizde yayınlanan içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Destek & Bilgi: admin@kumruluyuz.biz | Yazılım: Mydesign| Bu Site En İyi (Tüm Tarayıcılarla) 1024*768 Çözünürlükte Görüntülenir.

Altyapı: MyDesign