Kumru Tanıtım ve Haber Portalı
Anasayfa Haber Ara Foto Galeri Videolar Anketler Müzik Dinle Sitene Ekle Tollbar İletişim RSS

MENÜ

KUMRU

HABER 7 SON DAKİKA

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZİ BEĞENİN

EN ÇOK OKUNANLAR

Abdulfettah Ebû Gudde

Saliha BURAN

28 Mayıs 2020, 23:06

Saliha BURAN

Son Dönem İslam Düşünürlerinden
Abdulfettah Ebû Gudde

     9 Mayıs 1917’de Halep’te doğdu. Sahâbî Hâlid b. Velîd’in soyundan geldiği kaydedilir. Babası dokuma ticareti yapıyordu. İlk öğrenimini tamamladıktan sonra çalışma hayatına atıldı. On dokuz yaşında iken ticareti bırakıp Halep’in ünlü Hüsreviyye Medresesi’ne kaydoldu.[1] Bu medresede kısa sürede arkadaşları arasında öne çıkan Ebû Gudde, hocalarının olmadığı zamanlarda onların yerine derslere girmeye başladı. Bir gün hocası Muhammed es-Selkînî birkaç günlüğüne Ebû Gudde'yi yerine bırakır. Döndüğünde talebelerinin "Ebû Gudde sizin talebeniz midir" diye takdirle ondan söz etmeleri üzerine mizah yollu olarak, "Evet, benim talebemdi ama şimdi ben onun talebesiyim" cevabını verir.

     Ebû Gudde, Hüsreviyye Medresesi'ndeki tahsilini tamamladıktan sonra 1944 yılında Ezher Üniversitesi'nin Külliyetü'ş-Şerî'a bölümüne kaydoldu. 1948 yılında mezun olunca aynı üniversitenin Külliyetü'l-Âdâb bölümünde iki yıl eğitim bilimi ihtisası gördü. Mısır' da geçirdiği ilk aylarda aradığı ortamı bulamayınca geri dönmeyi düşündü. Ancak bir arkadaşının tavsiyesiyle Fatih müderrislerinden Şeyhülislâm Vekili Muhammed Zâhidü'l Kevserî (v. 1952) ile tanışarak Mısır'da kalıp ondan istifade etmeye karar verdi. Bu olayı hayatının dönüm noktası sayan Ebu Gudde: "Kevserî'yi tanıyınca 'derya gibi' deyiminin ne demek olduğunu anladım" demiştir. Mısır'da diğer bir Osmanlı âlimi Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi'den (ö. v. 1954) de feyz aldı. Suriye, Mısır, Irak, Fas, Hindistan, Pakistan, Yemen ve Suudi Arabistan gibi ülkelerde yüzü aşkın hocadan muhtelif alanlarda ilim tahsil etti. Onlardan ayrıldıktan sonra daha çok mektuplaşmak suretiyle ilmi tekâmülünü sürdürdü. Ayrıca Halep ulemasından Îsâ el-Beyânûnî, Muhammed Râgıb et-Tabbâh ve Mustafa ez-Zerkā; Mısır'dan Yusuf ed-Dicvî, Ahmed Muhammed eş-Şâkir, Muhammed el-Hıdır Hüseyn ve Hint alt kıtası âlimlerinden Zafer Ahmed Tânevi'den de dersler aldı. İlerlemiş yaşlarına rağmen çalışma azminden hiçbir şey kaybetmeyen hocalarını kendine örnek aldı. Onların araştırma ve inceleme azimlerini görerek her yönüyle onlar gibi olmayı hedefledi. Ebu Gudde "Karşılaştığım bütün hocalarıma ulaşabileceğimi, onlar gibi olabileceğimi düşündüm, ancak Zâhidü'l Kevserî'yi gördüğümde 'Hayır bunun gibi olamam' dedim" ifadesiyle hayatta varmak istediği yeri açıklamıştır.[2]

     Yetişmesinde hocası Zâhid Kevserî’nin ayrı bir yeri vardır. İlk oğluna Zâhid adını vermesi, bazı eserlerini ona ithaf etmesi ve kendini Kevserî diye yine ona nisbet etmesi bunu göstermektedir. Kendilerinden ilim tahsil ettiği hocalarından yüz on dokuz (119) icâzet alarak devrinin en çok icâzet sahibi âlimlerinden biri oldu. Birçok ilim adamının kendisinden “allâme” diye söz ettiği Ebû Gudde bilhassa Arap dili, fıkıh ve hadis alanlarında İslam dünyasının önde gelen bir âlimi idi.

     Mısır’dan Halep’e döndükten sonra burada Hannânu, Me’mûn ve Sanâi‘ gibi liselerde muallimlik, Şa‘bâniyye ve Hüsreviyye medreselerinde müderrislik yaptı (1951-1962). Ardından siyasete atıldı, Suriye Meclisi’ne milletvekili seçildi (1962). Meclisin feshedilmesi üzerine Dımaşk Üniversitesi İslâm Hukuku Fakültesi’ne tayin edildi. 1965’te Suudi Arabistan’a gitti, daha sonraları Câmiatü’l-İmâm Muhammed b. Suûd el-İslâmiyye’ye dönüşen İslâm Hukuku ve Arap Dili fakültelerinde ders vermeye başladı. Yaz tatili için geldiği Halep’te dinin saygınlığını zedeleyeceğini düşündüğü bazı girişimlere karşı çıkması yüzünden tutuklanarak hapse atıldı (1966). Yaklaşık bir yıl sonra hapisten çıkınca Riyad’a gidip yerleşti. Câmiatü’l-İmâm Muhammed b. Suûd el-İslâmiyye’de yirmi üç yıl hocalık yaptıktan sonra Kral Suûd Üniversitesi’ne geçti (1988), buradaki iki yıllık hocalığının ardından emekliye ayrıldı (1990). Sudan, Yemen, Katar, Hindistan ve Pakistan gibi ülkelerin üniversitelerinde misafir hoca olarak bulundu, aralarında Türkiye’nin de yer aldığı pek çok ülkede yapılan ilmî toplantılara katıldı. Otuzdan fazla ülkede yüzlerce şehre gitti, bu sebeple daha hayatta iken “ilim seyyahı” diye nitelendi.[3]

     Türkiye'ye karşı özel bir sevgisi bulunan Ebû Gudde, bir ara Türkiye'de ikamet etmek için teşebbüste bulundu. İstanbul'a, özellikle Fatih Sultan Mehmet Han'a olağanüstü bir hayranlığı vardı. Fatih Camii'nde yetişmiş iki ulemadan ders almış olmayı büyük bir mutluluk vesilesi sayan Ebû Gudde, "Ben buradan yetişmiş iki büyük âlimden okumakla Fatih'in talebesi sayılırım" sözleriyle bu mutluluğunu dile getirmiştir. Türkiye'nin değişik yerlerini de çeşitli vesilelerle gezen Ebû Gudde, özellikle manevi ikliminden dolayı Konya'ya ayrı bir muhabbet besliyordu. Ebû Gudde görev aldığı üniversitelerin eğitim kalitesini yükseltme çalışmalarına katkıda bulundu. Çok sayıda yüksek lisans ve doktora çalışmasına danışmanlık yaptı, binlerce talebe onun ilmi görüşlerinden faydalandı. Üniversitedeki görevinden ayrılıp telif ve tahkik çalışmalarına hız veren Ebû Gudde, 16 Şubat 1997'de vefat etti.[4]

     Halim selim mizaçlı, gönül kırmamaya çalışan, nüktedan, vefakâr bir kişiliğe sahip olan Ebû Gudde'nin tekellüfsüz[5] bir hali vardı. Kendisine yapılan her iyiliğe karşılık vermeye çalışırdı. "Fazilet sahibi insanları ancak fazilet sahibi insanlar takdir edebilir" sözünün de işaret ettiği gibi her yönüyle faziletli bir insan olmaya çalışırdı. Kendisine iftira edenlere karşı bile ölçülü davranır, kırıcı olmamaya özen gösterirdi. Her sözünün hesabını Allah'a vereceğinin bilincinde olarak konuşur, konuşmaktan ziyade dinlemeyi tercih ederdi.

     Emekli olduktan sonra kendini telif ve tahkik çalışmalarına verdi. Sağ gözündeki retina yırtılması üzerine hastalandı ve 17 Şubat 1997’de Riyad’da vefat etti. Vasiyeti üzere Medîne’ye nakledilerek Cennetü’l-bakī‘a defnedildi. Ṣafaḥât min ṣabri’l-ʿulemâʾ ʿalâ şedâʾidi’l-ʿilm ve’t-taḥṣîl  isimli eserinde kitap edinebilmek için yaşadıklarından şu şekilde bahsetmiştir:

     “Bu kitabın müellifi fakir, her ilim tahsil eden talebe gibi geçim sıkıntısı yaşadım. Azıcık harçlığımdan keserek, uzun vadeli borçlar alarak kitaplar satın alıyordum. Bir gün çok önem verdiğim, nadir bulunan kitaplara rastladım. Satın almam mümkün değildi. Bu durumdan aşırı derecede canım sıkıldı ve rahmetlik babamdan miras kalan değerli, İran işi atkımı sattım. O kitaplan satın aldım ve huzura kavuştum. O kadar sevindim ki bu sevinç bana atkıyı unutturdu. Elhamdulillâh.”

     Aradığı kitaplara ulaşabilmek için şu kadar rekat namaz kılacağım şeklinde adak adadığı olmuştur! Kahire'de, Şeriat Fakültesinde okurken, hocası Kevserî, Aliyyü'l-Kâri'nin, Fethu Bâbi'l-İnaye bi Şerhi Kitâbi'n-Nukâye adlı eserini alması için onu çok teşviki üzerine kitabı elde etmek için okulunu bitirene kadar altı sene boyunca aramış bir türlü izine rastlayamamış. Memleketi Halep’te ve diğer memleketlerde aramaya devam etmiş. Allah Teâla kendisine haccetmeyi nasip ettiğinde Mekke’ye gitmiş. Orada da kitapçılara sormasına rağmen bulamamış. Artık kitabı bulması hayal gibi geliyormuş.  Allah’ın sevk etmesiyle orada münzevi sokaklar arasında kalmış bir kitapçı dükkanlarından birinde kitabın Taşkentli bir âlime satılığını öğrenmiş. Mekke sokaklarında kitabı alan kişi hakkında insanlara sorular sormuş, önemli bilgiler bulamamış. Yaptığı tavaflarda bu kitaba ulaşmak için Rabbine tekrar tekrar dualar etmiş. Bir hafta sonunda zihnini meşgul eden kitabı ve sahibini bir vesileyle bulmuş. Kitabı ondan satın aldığında ömründe hiç duymadığı bir feraha kavuştuğunu dile getirmiş.[6]

 

 



[1] Muhammet Beyler,”Ebû Gudde, Abdülfettâh”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA) (İstanbul, Türkiye Diyanet Vakfı, 2016),EK-1, 364.

[2] Ahmet Hamdi Yıldırım, Abdülfettah Ebû Gudde, İlam Araştırma Dergisi c. ll, sy.1 (Ocak-Haziran 1997): 199-202

[3] Beyler,”Ebû Gudde, Abdülfettâh”,364.

[4] Yıldırım, Abdülfettah Ebu Gudde, 201.

[5] Zahmetsiz

[6] Abdülfettah Ebû Gudde, Ṣafaḥât min ṣabri’l-ʿulemâʾ ʿalâ şedâʾidi’l-ʿilm ve’t-taḥṣîl,çev.Recep Orhan Özel, Semih Yolaçan (,Ankara:Takdim Yayınları,2019),82-86

Bu makale 16630 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZARLAR

Mehmet Akif Ersoy'un Yetişme Şartları20 Temmuz 2020

TERÖRÜ LANETLİYOURUZ

  
 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HAYDİ SOHBET EDELİM

SOHBET İÇİN TIKLAYINIZ
İSTATİSTİKLER

İSTATİSTİK

 Sitemizde 13 kategori, 2269  haber bulunmaktadır.

 Bu haberler toplam 15619633  defa okunmuş ve 2760 yorum yazılmıştır.

 

REKLAM ALANI

Kumruluyuz.biz © 2005 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

www.Kumruluyuz.biz 'in hiç bir kişi, kurum ve kuruluşla bağlantısı yoktur. Tamamen kişisel bir sitedir. Web sitemizin dışında farklı siteler kaynak gösterilerek yayınlanan haber ve içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz. Web sitemizde yayınlanan Köşe Yazıları, Makaleler ve Yorumlardan Yazarların kendileri sorumlu olup; içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz.  Sitemizde yayınlanan içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Destek & Bilgi: admin@kumruluyuz.biz | Yazılım: Mydesign| Bu Site En İyi (Tüm Tarayıcılarla) 1024*768 Çözünürlükte Görüntülenir.

Altyapı: MyDesign