Kumru Tanıtım ve Haber Portalı
Anasayfa Haber Ara Foto Galeri Videolar Anketler Müzik Dinle Sitene Ekle Tollbar İletişim RSS

MENÜ

KUMRU

HABER 7 SON DAKİKA

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZİ BEĞENİN

EN ÇOK OKUNANLAR

Köy Hikayeleri

Ahmet ÇAPKU

24 Haziran 2020, 22:14

Ahmet ÇAPKU

     Çok eskilerden bazı köylerde köy/misafir odalarında okunan kitaplar varmış. Kur’an başta olmak üzere hadis kitapları, sahabeyi anlatan eserler, edebî dîvânlar, Hz. Ali cenknâmeleri, Muhammediye, Mevlid gibi eserler bunların başında gelirmiş. Hatta bazı muhitlerde esaslı bir naat-ı Nebi yazmayanı şair saymazlarmış. Söz olarak kulaklara hitap eden bu okumalar, konuşmalar, onlar üzerine yapılan yorumlar insan muhayyilesini harekete geçirir ve o muhitin insanında belli bir anlam dünyası inşa edermiş. Şiirle konuşan/söyleşen, şairce hayal kuran, her mesleğin bir enbiya ve evliya üzerinden temellendirildiği[1] ve bu işin neticede Hz. Cebrail üzerinden Allah’a uzandığı maîşet/meslek anlayışına inanan, dünya-ahiret dengesi üzerine yaşayan insanlar varmış.

     Böyle bir ortamda yetişen on beş on altı yaşlarındaki gençlerin gündelik hayatında yaklaşık olarak altmış yetmiş kadar işinin ustası, ehil, aklı başında edebi yerinde tanıdığı insanlar olurmuş. Böylece mezkûr insanlar, kanı deli dolu akan delikanlılara yol yordam gösterir, onun istikbale hazırlanmasına, ‘adam’ olmasına katsı sağlarmış. Atasözü, bize, ‘Bir çocuğunun olmasını istersen, bir köy kur’ diye tavsiye eder. Öyle ya, insan, medenî/sosyal bir varlık neticede. Onun akıllanması ve ahlaklanmasında anne baba ve aile çevresi icabında yeterli gelmez. Koca bir muhit gerekir, atasözünde salık verildiği üzere. Günümüzde şehir şartlarında yetişen gençlerin böyle tanıdığı insan sayısı sadece iki üç tane kadar imiş. Fakirlik herhalde böyle bir şey olsa gerek!...

     Günümüz şehir şartlarında yetişen çocukların içinde yaşadıkları dünyadan/tabiattan bîhaber olduklarını eğitimciler dile getirir. Çiçekleri, böcekleri, kuşları, kelebekleri, hayvanları ve hele insanları tanı(ya)madan yetişen bir nesil. Acaba “İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı” [O. Veli], “Bir sebile döküldü güvercinler” [A. Nihat], “Şehrin üstünden geçen bulutlar” [A. Muhip], “Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi” [F. Nafiz] gibi şiir mısralarını günümüz şartlarında yeniden yazabilecek şairlerimiz bu gidişle vücut bulur mu ?

     Çocukluğumda köyümüzde komşuluk ilişkileri, oldukça içten, çat kapı, senli benli bir özelliğe sahipti. Özellikle kadınlar, analarımız, komşu kadınları ile dünya ahiret kardeş idiler. Nelerini paylaşmazlardı ki. Hamur mayası, iğne iplik, kibrit, ilaç gibi gündelik hayatın nice ihtiyaçlarını hiçbir karşılık beklemeden birbirleri ile paylaşırlardı. Mesela hekime gidecek biri, çocuğunu, malını halını komşu kadına emanet eder ve gözü asla geride kalmazdı. Köydeki âdetlerde, törenlerde zaten kendiliğinden birliktelik hâsıl olurdu.

     Böyle bir ortamdan aklımda kalan hikayeler vardır. Onlar bizlerin hafızalarında muhayyilemizi süsleyen hoş hikayelerdir. İçinde türlü çeşit deyişler, mizahî unsurlar, neşe ve sevinç halleri, umutlar, inançlar, hurafeler, öğütler, terbiye biçimleri gibi tarihin içinden akıp gelen koca bir gelenek vardır. Bunlardan birkaç tanesini kaleme almayı uygun gördüm. Aşağıdakilere benzer nice hikayeden söz edilebilir. Bunlardan birkaç tanesi, bizden önceki kuşağın anlam dünyası ve hayat algısını bize belli ölçüde aksettirebilir diye düşünüyorum.

…

     On beşli yaşlarında iki delikanlı (İbrahim ve Ömer), köyün tepesindeki çayırlarda koyun otlatırlar/güderler. İkindi suları başlarlar güreş tutmaya. İyice yorulurlar. Ve akşama doğru güneş batarken onlar kan ter içinde çimenler üzerine uzanmış, yorgunluk gidermek isterler. Derken oracıkta uyuyakalırlar! Koyunlar, akşama doğru onların etrafında kümelenir/yataklar. Ömer geceleyin uyanır ve bakar ki, kalmışlar dağ başında. Hemen yanıbaşında uyumakta olan İbrahim’i uyandırır. İki genç, koyunları kaldırır ve bir üst noktadaki çayırlık alandan/[yukarı tepe] bir alt kısımdaki çayırlığa/[aşağı tepe] onları ince dar yoldan geçirirler. Biraz aşağısı köydür. Köylüler, gecenin geç saatine merakla onları beklemektedir. Derken, koyunlar aşağıya doğru yol alır. İbrahim, Ömer’e, geride koyun kalıp kalmadığını kontrol etmesini ister. Ömer ise biraz vehimli biridir. Uyuyakaldıkları yere yaklaşınca önüne beyaz ve iri cüsseli bir şeyin geldiğini vehmeder ve çığlığı basar! İbrahim, ona nisbetle cesaretlidir. Hemen Ömer’in yanına gider ve ne olduğunu sorar. O da bir şey gördüğünü ve korktuğunu söyler. İbrahim, cesur haliyle oraya yönelir ve bir nebze yol alınca o da benzer şeyler görür. Bu sefer her iki genç, ‘kurt koyun kaptı!’ çığlığı atarak köye doğru koşmaya başlar gecenin karanlığında. Onları bekleyen aileleri, nefes nefese koyunların yanına gelir ve onların sayı olarak tam olduğunu anlarlar. Ancak bu gençlere ne olmuştur ? Onlar da kendilerine hayal göründüğünü söylerler. Eskiden köylüler arasında bu tür haller, vakıa-i âdiyeden/normal hallerden sayılırdı. Dolayısıyla bu tür hikayeler, köylü insanlar arasında hoş bir anı olarak anlatılırdı.

     Adamın biri tarlasında çift sürmekte, mısır ekmektedir bir çift öküzü ile. Hane halkı da tarlada çalışmaktadır. Derken, uzaklardan yabancı biri gelir. Selam, hoş beş faslından sonra gelen kişi, tarlada çalışan yorgun köylüden bir yük mısır ister. Fakirlik vardır. Adam şöyle bir sakalını sıvazlar. Durur, düşünür ve pekala, der. Ancak gelen yabancı başka şey de ister. ‘Bu delikanlıyı da yardımcı olarak göndermeni istiyorum’ der. Köylü, buna da pekala der. Delikanlı eve gider, ambara çıkar. İki çuval dane mısırı ata yükler. Atın ipini eline alıp uzak köylere, yabancı misafirin köyüne, doğru yola çıkarlar. Epey gittikten sonra o yabancı adam, delikanlıya, ‘Oğul, al atını, yüküyle birlikte geri evinize götürün! Allah razı olsun, ürünleriniz bol bereketli olsun!’ diye dua eder. Delikanlı, atı alır eve getirir, yükleri ambara geri boşaltır. Anlatıya göre o sene ambar dolar taşar ürünlerden. Bolluk bereket her tarafı kaplar. Köylüler bu hikayeyi, Hızır’a (as) yorarlar. Onun için köylüler nezdinde, tanrı misafirine hürmetin bu hikayeye benzer arka planları vardır. 

     Eskiden köy insanı, gurbet olmadığı için, kendi yağı ile kavrulur, elde ettiği mahsulü dikkate alarak geçimini yapardı. Özellikle mısır ürününün ekildiği dönemlerde, Fatsa civarında fındık hasatı yapılır ve fakat bu ürünü yetiştirenler de oldukça azdır. Böylesi bir dönemde, rakım olarak yüksek köylerde oturan insanlar, yevmiye usûlü, sahil kenarlarındaki köylere fındık toplamaya giderlermiş. Adamın birinin, dini ilimler tahsil etmekte olan delikanlı bir oğlu vardır. Oğlunu da yanına alan fakir köylü, falan köyde filan zenginin fındıklarını toplamak için oraya giden ekibe katılır. Yevmiyeciler yatılıdır. Zor şartlar altında fındık toplayacak ve bir miktar para kazanacaklardır. Ancak henüz on beşli yaşlarından olan delikanlı, fındık toplama işini pek becerememektedir. Fındık sahibi, ertesi günü fındık toplamaya gelmemesi gerekenleri akşam iş bitimi eliyle işaret eder. Gelmemesi gerekenlerden biri de mezkûr delikanlıdır. O akşam, cemaatle namaz kılınır. Dini tahsili olduğu için namazı delikanlı kıldırır. Ardından bir de Haşr Suresi’nin son ayetlerini (Hüvallahü’llezî lâ ilahe illâ hû…) okur. Bu durum karşısında zengin fındıkçı, gelmemesi gerektiğini söylediği genç için, bu genç kalsın. Sadece Kur’an okusun yine yeter, der. Böylece ileride köyünün hocası olup mektep okutacak olan delikanlı, ilim tahsilinin meyvesini daha erken yaşlarda almaya başlamış, fakir babası da bunun sevincini yaşamıştır.

     Köyün yakınlarında bir tarlada gömülü bir definenin olduğu köylüler arasında uzun yıllardır konuşulmaktadır. O tarlada çift sürmekte olan Yaşar da bu hikayeyi bilenlerden biridir. Yaşar’ın yanına gelmiş ve onunla hasbihal eden İbrahim, şakacı, mizahı bol biridir. Derken öküzlerin sabanı kocaman bir taşa takılır, kapak gibi bir taş tarlada belirgin hale gelir. Öteden beri kulaklarında oralarda bir definenin olduğu hikayesiyle büyümüş olan bu iki delikanlı hemen kolları sıvar ve işe girişirler. İbrahim, yerinde duramayan Yaşar’a, ‘Bak, Yaşar, burada bir şeyler var. Sakın ola ki, heyecandan bağırıp çağırmayasın. Aksi halde burada bir şeyler olduğunu anlayan etraftaki tarlalarda çalışanlar buraya doluşur ve avucumuzu yalarız!’ diye uyarır. ‘Tamam, tamam!’ deyip hop oturup hop kalkan Yaşar, bir an evvel taşı kaldırıp defineye ulaşmanın sevinci içindedir. Derken, İbrahim, adeta bir kapak gibi duran kayayı usulca kaldırır ve şöyle bir kenara koyar. Kuyu gibi yerin içinde kocaman bir küp görünmüştür!... Bu manzara karşısında Yaşar, ‘Buldukk!!!’ diye öylesine bir haykırır ki, öteden beri hikayeyi dinlemiş olan köylüler oraya koşarlar! Gerçekten kocaman bir küp çıkarılmıştır. İçinde ise sadece toprak vardır!... Bu durum karşısında İbrahim, içi toprak dolu küpü Yaşar’ın suratına fırlatır ve ‘Al, Yaşar! Başına çal!’ diyerek sitemini dile getirir.

…

     Neticede hepimizin bir hikayesi/(tarihi) var. Ancak çiledir ki, insanı olgun kılar. Bu manada çilesi olanların hikayesi/tarihi vardır, derler. Öyle ya, meyvelerden güneşe dönük olanlar olgunlaşır, diğerleri ham kalır. Hayat da böyledir. Yukarıdaki hikayeler, büyüklerimizden dinlediklerimizden sadece birkaçıdır. Bunlara benzer nice köy hikayelerinden söz edilebilir. Yazılmamış, dikkate alınmamış, sahipleriyle birlikte uçup giden nice hoş hikaye. Ben bu tür hikayelerin, bizlerin bilincinin oluşumuna katkı sağlayan özellikler taşıdıklarına inanırım. Çünkü her biri, belli bir inanç, tarih, tecrübe, umut, özlem, kaygı, sevgi, öfke, beklenti gibi psikolojik halleri içeren ve tarihten süzülüp gelen unsurlarla doludur. Onun için bu tür hikayeler, biraz da biziz aslında. Çünkü dinlediğimizde bizde belli bir heyecan, umut, sevinç halleri oluşturabiliyorsa onlarda bir nebze bizden bir şeyler var demektir.



[1] İlk çiftçi, Hz. Adem. İlk dokumacı, Hz. Şid. İlk terzi, Hz. İdris. İlk marangoz, Hz. Nuh. Avcı ve mütercim, Hz. İsmail. Saatin ilk mucidi, Hz. Yusuf. Demirci, Hz. Davud. Fırıncıların piri, Hz. Zülkifl. Balıkçıların ve denizcilerin piri, Hz. Yunus. Hekim ve eczacı, Hz. Lokman.

Bu makale 11591 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZARLAR

Mehmet Akif Ersoy'un Yetişme Şartları20 Temmuz 2020

TERÖRÜ LANETLİYOURUZ

  
 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HAYDİ SOHBET EDELİM

SOHBET İÇİN TIKLAYINIZ
İSTATİSTİKLER

İSTATİSTİK

 Sitemizde 13 kategori, 2269  haber bulunmaktadır.

 Bu haberler toplam 15429934  defa okunmuş ve 2760 yorum yazılmıştır.

 

REKLAM ALANI

Kumruluyuz.biz © 2005 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

www.Kumruluyuz.biz 'in hiç bir kişi, kurum ve kuruluşla bağlantısı yoktur. Tamamen kişisel bir sitedir. Web sitemizin dışında farklı siteler kaynak gösterilerek yayınlanan haber ve içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz. Web sitemizde yayınlanan Köşe Yazıları, Makaleler ve Yorumlardan Yazarların kendileri sorumlu olup; içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz.  Sitemizde yayınlanan içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Destek & Bilgi: admin@kumruluyuz.biz | Yazılım: Mydesign| Bu Site En İyi (Tüm Tarayıcılarla) 1024*768 Çözünürlükte Görüntülenir.

Altyapı: MyDesign