ADALET, Hakkın gözetilmesi ve yerine getirilmesi anlamına gelir. Haklı ile haksızın ayırt edilmesi adaletle sağlanır. Bir Toplumu bir arada tutan kavramların basta geleni ADALET'tir.
Toplumu ayakta tutan temel direklerdendir. Insanın doğasında var olan üstün gelme dürtüsü, adalet kavramını sık sık ikinci plana iter. Bu nedenle adaletin yerini zulmet, kargaşa ve yıkımlar hüküm sürer.
ADALET en önemlisidir bir takım teamüller, yasalar, en geniş anlamıyla toplumsal normlarla sınırı Çizilmiş davranış kalıpları içinde bireylerin bir toplum halinde yasayabilmesini saglayan kavramların sanırım.
Emile Zola'nın bir ifadesi ile: "Adalet ancak hakikatten, saadet ancak adaletten doğabilir." Gerçekten güzel bir ifade. Günümüzde bu kadar mutsuz insana rastlıyorsak bunun nedenlerinden biri de; adalet duygusunu içimizde yaşamadığımızdandır.
ADALET kavramı temelde Hukuk kurallarına uygunluğu içerir. Insanların Toplum içindeki Davranışlarıyla ilgili olduðundan ahlak ve din kurallarıyla da ilişkilidir ve Tarih boyunca tartışmalı bir alan olmuştur.
Düşünürler eski çağlardan beri adalet kavramıyla ilgilenmişlerdir. Kutsal kitapların hepsinde adalete ve adil olmaya iliþkin bölümler bulunur. Eski Yunanlı düşünür Platon'a göre adalet en yüce erdemlerden biri, insanın ve devletin temel davranış kuralıdır. Aristoteles'in hareket noktasını ise eşitlik kavramı oluşturur. Ona göre, herkese eşit davranmak adalet için yeterli değildir. Bir hukuk düzeni güçsüzleri koruduğu ölçüde adaletli olabilir.
Aristo'ya göre hukuk, devletin toplumsal düzenidir. Aristo Adalet kadar büyük, Tanrısal bir şey yoktur der.
Nietzsche göre hukuk; büyük Sineklerin delip geçtiği, Küçüklerin takıldığı bir şeydir der. Yasalar örümcek ağı gibidir; küçük Sinekler örümcek ağına yakalanır, eşek arıları ...
18. yüzyılda Aydınlanma Çağı düşünürleri adalet kavramını daha dar biçimde tanımladılar. Onlara göre hukuka ve hukuksal eşitliğe uygunluk adalet için yeterlidir. Ne var ki, hukuk düzeni her zaman adil olmayabilir. Çünkü hukuk yasaların her durumda aynı biçimde uygulanmasını gerektirir.
Günümüzde ADALET Kavramı sosyal adaleti de kapsamaktadır. Sosyal adalet, ekonomik, sosyal ve kültürel değerlerin dağılımındaki dengesizliklerin giderilmesini, toplumdaki zayıf ve güçsüzlere devletçe yardım edilmesini içerir.
Genel olarak ikiye ayrılır:
1-Denkleştirici Adalet: Bireyler arası eşitlik söz konusudur. Yapılanla tazminatın tutarlı olmasıdır.
2-Dağıtıcı Adalet: Herkesin toplumdaki görevlerine göre hükümlü olmasıdır. Orantısaldır / Nispidir. Sosyal devlet anlayışı biraz daha dağıtıcı adalete uygundur.
Öncelikle karıştırılmaması gereken adalet ve eşitlik kavramlarıdır. Bu iki kavram aynı şey değildir. Bu kavramlara göre: Adil olma adına, bir ata ve bir de aslana ot verirseniz, burada eşitlik sağlamış ama adaletsizlik yapılmış olursunuz. Çünkü aslanın hakkı ettir ... Başka bir misalle; öğretmen Siniftaki tüm öğrencilerine aynı notu verse, sınıfında eşitlik sağlamış ama adaleti tesis etmemiş olur. Herkes almış olduğu geçer notu kim hak etmiş nerden belli olacak ...
Adaletli olma ile ilgili tarihte Yaşanmış birçok olay anlatıla gelmiştir. Bunlardan en beğendiğim örneklerden birini sizlerle paylaşmak istiyorum:
Nuşirevan 49 sene Sasani Devletinin başında bulunmus, hükümdarlığında hiç kimsenin zulmen ve Cebren bir şeyini almamıştır. Adaletiyle ve doğruluğuyla meşhur olmuştur. Nuşirevan müslüman değildi. Peygamber Efendimizin, Müslüman olmadan ölmesine üzüldüğü bir kimseydi.
Yeryüzünde Hz Ömer (ra) kadar adalet kelimesiyle özdeşleşmiş ikinci bir kişi göstermek mümkün değildir Onun tazeliğinden hiç bir şey kaybetmeyen kıssaları, her türlü adaletsizliğin kol gezdiği bugünkü dünyada yeniden okunmalı, tekrar yorumlanmalı En azından bir gaye olarak hep akılda tutulmalıdır.
Halife Hz Ömer (ra) 'ın Mısır valisi Amr b As, Mısır'ı Bayındır bir ülke yapmak için imar çalışmalarına başlar Bunun için İskenderiye şehrinden başlamak üzere, öncelikle caddelerin genişletilmesine ihtiyaç vardır Plan yapılıp işe başlanır.
Çalışma ilerledikçe yol üzerine denk gelen evler ve araziler, sahiplerinin razı oldukları paralar ödenerek istimlâk edilmekte ve yollar genişletilmektedir.
Bir gün yol çalışması bir Yahudi'nin evinin bulunduğu yerde kesilir Yolun genişletilmesi için Yahudi'nin evinin yıkılması gerekmektedir Yahudi ise evini terk etmek istemez.
Görevliler Yahudi'yi ikna etmek için çok çaba sarfederler Fakat yahudi evini terketmemeye kararlıdır Durum Amr b As'a intikal ettirilir Vali Yahudi'yle bizzat görüşür Fakat o da ikna edemez Bunun üzerine hiddetlenir ve "bedelini fazlasıyla verdikten sonra tabii ki seni o evden çıkarırım" der Yahudi durumu Halife Ömer'e arzedeceğini söyler Amr b Da "sen bilirsin" der gibi.
Yahudi yola koyulur ve bir zaman sonra Medine'ye varır Rastladığı bir adama halifenin sarayının nerede olduğunu sorar Adam halifenin sarayının olmadıgını söyler Yahudi şaşırır, zira Mısır'daki valisinin bile sarayı varken, yedi düvele hükmeden şahsın bir sarayı yoktur! Öyleyse halifeyi nasıl bulabileceğini sorar Adam halifenin evine gitmesini söyler ve yolu tarif eder.
Yahudi tarif edilen yere varır Gayet basit, mütevazı bir evdir burası Diğer evlerden bir farkı yok Kapıyı çalar Hz Ömer r bir 'ın kızı Hz Rukiye r bir kapıyı açar Yahudi, halifeyle görüşme isteğini bildirir, Hz Rukiye r bir da halifenin evde olmadıgını, belki mescit civarlarında olabileceğini söylenir
Yahudi geri dönüp halifeyi aramaya başlar Hava çok sıcaktır ve Yahudi'nin mecali de tükenmiştir Mescide vardığında bir duvarın gölgesinde başını bir tuğlaya yaslamış, elbisesi eski, hırkası Yamalı, uyumakta olan birine rastlar Ayağıyla dürterek adamı uyandırır Adam:
- Ne istiyorsun, diye sorar
Yahudi:
- Müminlerin emirini arıyorum Onu mutlaka Bulmam lazım, der
Adam:
- İşte buldun, der Müminlerin Emiri benim!
Yahudi inanmaz Bu yabancı olduğu yerde, bu garip insanların arasında halifeyi bulma ÜMİDİ azalmaktadır Bu sırada oradan birkaç kişi geçer Adamlar o eski elbiseli, hırkası Yamalı adamı saygıyla selamlarlar O da büyük bir tevazu ve vakarla karşılık verir Böylece Yahudi, yanındaki adamın Halife olduğuna kanaat getirir Hz Ömer r bir 'ın yanına diz çöker, rahatsız ettiği için özür diler Hz Ömer (ra)
- Rahatsız etmedin Ne istiyorsan söyle, der
Yahudi bunun üzerine hikayesini anlatır Hz Ömer dikkatle dinledikten sonra:
- Sen haklısın, der Bizde kimsenin malını satmaya zorlamak yoktur Değerinden fazla bedel vermek de bu hareketi haklı kılmaz
Sonra etrafına bakınır Bir kemik parçası görür Onu alır ve üzerine "Nuşirevan bizden daha mı adildi?" Diye yazar Sonra bunu Yahudi'ye uzatıp:
- Bunu al, Amr'a götür, der
Yahudi, halifenin kendisini başından savdığını düşünür Çaresiz, kemik parçasını alır
Ertesi gün Misir'a doğru yola koyulur İskenderiye'ye gelir Valiye çıkmaya gerek duymadan evine gider Davasından ümidini kesmiştir Sarayı, tacı-Tahtı olmayan bir hükümdarın kemik üzerine yazılmış bir sözünden sonuç çıkmayacağını düşünür
Amr b Olarak ise Yahudi'nin İskenderiye'ye döndüğünden haberdardır ve halifenin kararını merak etmektedir Birkaç gün sonra Yahudi'yi çağırtır ve halifeyi görüp görmediğini sorar Yahudi gördüğünü ve konuştuğunu söyler Vali:
- Ne söyledi, diye sorar Bunun üzerine Yahudi kemik parçasını çıkartır ve uzatır:
- Hiç Bunu Amr'a götür dedi, der
Amr b Olarak, kemiği alır ve üzerindeki yazıyı okur ve birden sapsarı kesilir Gözleri dalmış bir vaziyette bir süre hareketsiz kalır:
- Tamam, evini almaktan vazgeçtik, der
Yahudi bir kez daha şaşkındır Sıradan Görünümlü Birinden, devlet işleriyle hiç bağdaşmayan, kemik üzerine yazılı bir söz, Mısır'ı yöneten birini nasıl böyle etkiler?
- Ey emir, bu sözün sırrı nedir? Bir emir bile ifade etmeyen bir söz sizi kararınızdan nasıl vazgeçirdi, diye sorar
Amr b Olarak anlatır:
"Henüz cahiliye zamanıydı Ben ve Ömer Mekke'de yaşar ve ticaretle meşgul olurduk Sermayemiz fazla değildi Ortaklaşa alabildiğimiz Malları, uzak yerlerde onları satar, kârını paylaşırdık yükler devemize
Bir seferinde İran'ın Medayin şehrine gittik O zamanlar İran'ın kisrası (kralı) adaletiyle meşhur Nuşirevan idi
Mallarımızı satıp bir Handa konakladık Hancı bize devemizi koruyabileceğini, paralarımızı da kendisine emanet verebileceğimizi söyledi Biz, yabancı bir ülkede paramızı emanete vermeyi düşünmüyorduk Devemizi de ayrı bir ücret ödememek için Hanin avlusuna bağladık
Ertesi gün satmayı düşündüğümüz Malları alıp Mekke'ye geri dönecektik Ancak Sabahleyin uyandığımızda yastığımızın altındaki para çalınmıştı Baktık ki devemiz de çalınmış Yabancı bir memlekette ortada kalmıştık Hancının yakasına yapıştık ama nafile Hancı:
Her şeyinizi emanet etmenizi kabul etmediniz, dedi ama söylemiştim - Ben size
Haklıydı Ben boynumu büktüm Ama Ömer durumu Nuşirevan'a götürmeye kararlıydı Nuşirevan öğleye kadar devlet işleri ile meşgul olur, öğleden sonra da Halkın şikâyetlerini dinlerdi Öğleden sonra Nuşirevan'la görüşüp başımıza gelenleri anlattık Nuşirevan:
- Demek yastığınızın altından Paranızı çaldılar Peki, Paranız yastığın altındayken siz uyuyor muydunuz adamlar mı? Uyanık kalıp paranıza sahip çıksaydınız ya, diye çıkışınca ben cevap veremedim Ama Ömer başını kaldırıp pervasızca:
- Evet efendim, biz uyuyorduk Çünkü sanıyorduk ki siz uyumuyorsunuz, deyiverdi
Ömer'in kralı kızdırmış olmasından korktum Nuşirevan biraz düşündü Acaba bize ne gibi ceza verecek diye Düşünürken:
- Ey Arap, galiba sen haklısın ... Memleketimde bulunan herkesin rahatça, huzur içinde uyuyabilmesi için benim uyanık olmam lazımdı, dedi
Biraz sustu, sonra bir haftaya kadar olayın sorumlularının ortaya çıkarılacağını söyleyip bizi gönderdi Bu arada bir haftalık konaklama masraflarımızı da karşılayacağını söyledi
Bir hafta sonra Saraya gittik Nuşirevan bizi huzuruna çağırttı Içeri girince devemizi gördük Hem şaşırmış hem de sevinmiştik Sonra bıraktı kesemizi de bize uzattı ve "bununla ne yapacaksınız?" Diye sordu Biz de, Memleketimizde satmak için kumaş, ıtriyat gibi şeyler alacağımızı, iki gün sonra da yola çıkacağımızı söyledik
Nuşirevan:
- Şehirden çıkarken, biriniz şehrin iki kapısından biri olan Güneş Kapısı'ndan, diğeriniz de Ay Kapısı'ndan çıkın, diye bizi tembihledi
İşlerimizi bitirdikten sonra yola koyulduk Ömer Güneş Kapısı'na, ben de Ay Kapısı'na yöneldim Dışarı çıkarken, kapının üzerinde süslü elbiseler içinde birinin asılmış olduğunu gördüm Yakından bakınca onun şehrin güvenliğinden sorumlu olan Şahnepehlev olduğunu anladım Kapıdaki nöbetçiye:
- Bunu neden asmışlar, diye sordum
Nöbetçi:
- Tahkikat sonucunda hırsızlarla birlikte Çalıştığı öğrenildi Çaldıklarının bir kısmı ele geçirildi Kendisi de ibret için buraya aşıldı, dedi
Dehşet içinde oradan uzaklaştım ve Ömer'le buluştum Ona gördüklerimi anlattım O da bana Güneş Kapısı üzerinde güzel giyimli bir gencin asılmış olduğunu gördüğünü, nöbetçilere onun kim olduğunu sorduğunu ve Nuşirevan'ın oğlu olduğunu söylediklerini anlattı Meğer Şahnepehlev ile Nuşirevan'ın oğlu ortak olup, bu hırsızlarla İşbirliği içindeymişler Ibret olsun diye ikisi de şehrin iki kapısına asılmışlar Bu hadiseyle Nuşirevan'a niçin adil denildiğini daha iyi anlamış olduk "
Amr b Susar gibi Sonra:
- Ey adam, anladın mı şimdi Ömer'in bana bunu niçin yazdığını? Nuşirevan, Mecusi olduğu halde adalet uğruna kendi oğlunu bile feda etti Halife, "Biz Nuşirevan kadar adil değil miyiz ki, sen cizyesini ödeyen, emanımız altında bulunan birine böyle davranıyorsun?" Demek istiyor Vazgeçtik, yoksa Ömer'in adaleti bizi mahveder.
Bugün yapılan haksızlıklara adaletle hükmedecek, bizi korkutarak haksızlık etmekten alıkoyacak bir Ömer yok ama Ömer'e adil olmayı emreden, öğreten Allah var O, ezeli ve ebedidir ve adaletle hükmedenlerin en hayırlısıdır.
Memleketin bir idarecisi müşrik bile olsa, şayet adil ise o memleket ayakta kalır. Fakat idareci müslüman da olsa şayet adil değilse, halkına zulmediyorsa o memleket ayakta kalması ve payidar olması mümkün değildir.
Timurlenk'in bir sözü vardır. Şöyle ki: Ülkeler kılıçla alınır ama ancak adaletle korunur. Demek ki iktidarlar hatta imparatorluklar dahil, Sirk ile değil zulüm ile yıkılır, adaletle ayakta kalır.
Ne demişler: Mazlumun Ahı, indirir şahı ........
Mehdi ERSOY
Bu makale 561 defa okunmuştur.